Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Mehmet Gürbilek Kararı 2021/31467 B.

Anayasa Mahkemesi Mehmet Gürbilek Kararı 2021/31467 B.

Bu karar, kamu görevlilerinin birbirlerine karşı işledikleri iddia edilen haksız eylemler nedeniyle açılacak tazminat davalarında görevli yargı yolunun belirlenmesi ve dava açma süresinin hesaplanması hususunda mahkemelerin benimsediği katı yorumların hak arama hürriyetine etkisini ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın adli yargıda görülmesi gerektiği inancıyla dava açan ancak sonrasında Yargıtay kararıyla eylemin idari nitelikte olduğunu ve husumetin idareye yöneltilmesi gerektiğini öğrenen başvurucunun, görevsizlik kararı sonrası idari yargıda açtığı davanın süre aşımından reddedilmesini mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/31467
Karar Tarihi 17.07.2025
Taraf Mehmet Gürbilek
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Görevsiz yargı yerine başvuru idari başvuru sayılır.
  • gavel Dava açma süresi aşırı katı yorumlanmamalıdır.
  • gavel Eylemin idari niteliği yargı kararıyla öğrenilebilir.
  • gavel Sürelerin katı yorumu mahkemeye erişimi engeller.

Bu karar, kamu görevlilerinin birbirlerine karşı işledikleri iddia edilen haksız eylemler nedeniyle açılacak tazminat davalarında görevli yargı yolunun belirlenmesi ve dava açma süresinin hesaplanması hususunda mahkemelerin benimsediği katı yorumların hak arama hürriyetine etkisini ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın adli yargıda görülmesi gerektiği inancıyla dava açan ancak sonrasında Yargıtay kararıyla eylemin idari nitelikte olduğunu ve husumetin idareye yöneltilmesi gerektiğini öğrenen başvurucunun, görevsizlik kararı sonrası idari yargıda açtığı davanın süre aşımından reddedilmesini mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir.

Kararın emsal etkisi, özellikle yargı yolları arasındaki görev uyuşmazlıklarında vatandaşların süre aşımı riskiyle karşı karşıya kalmalarını önlemeye yöneliktir. İdari eylemin öğrenilme tarihini belirlerken, başvurucunun bu hukuki durumu hangi aşamada kesin olarak öğrenebildiğinin dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır. İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında görevsiz yargı yerine başvuru tarihinin idari yargıya başvuru tarihi olarak kabul edilerek davanın süresinde açılmadığı sonucuna varılması, aşırı şekilci ve hak arama hürriyetini ihlal eden bir yaklaşım olarak değerlendirilmiş; mahkemelere benzer uyuşmazlıklarda esnek ve hakkaniyetli bir yorum metodolojisi benimsemeleri gerektiği yönünde güçlü bir içtihat sunulmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Öğretim üyesi olarak görev yapan başvurucu, bölüm başkanının makam odasında hakaret ve kasten yaralama eylemlerine maruz kaldığını ileri sürerek söz konusu kamu görevlisi aleyhine adli yargıda manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkeme davayı kısmen kabul etmiş ancak Yargıtay, kamu görevlisinin kusurlu eylemi nedeniyle açılan davanın idareye karşı yöneltilmesi gerektiğine hükmederek kararı husumet yokluğundan bozmuştur.

Bunun üzerine başvurucu, idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Ancak idare mahkemesi, başvurucunun eylemin idari niteliğini çok daha önce açılan ceza davası sonucunda öğrendiğini varsayarak idari yargıdaki davanın yasal süre içinde açılmadığı gerekçesiyle süre aşımından ret kararı vermiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu da bu kararı onayınca, başvurucu uyuşmazlığın esastan incelenmediğini ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini belirterek bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde ele almıştır. Bu hak, kişilerin iddia ve savunmalarını yetkili yargı mercileri önüne taşıyabilmesini ve uyuşmazlığın esastan karara bağlanmasını güvence altına almaktadır. Dava açma sürelerinin öngörülmesi, hukuki belirlilik ve idari istikrar ilkesinin bir gereği olmakla birlikte, bu sürelerin mahkemeler tarafından aşırı katı ve şekilci bir biçimde yorumlanması mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyebilmektedir.

Olayda uyuşmazlığın çözümüne etki eden temel kurallardan biri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 9 ve m. 13 hükümleridir. İlgili maddeler, idari eylemlerden doğan zararların tazmini için idareye başvuru sürelerini ve görevsiz yargı yerlerine yapılan başvuruların idari yargıdaki sürelere etkisini düzenlemektedir. Ayrıca hak arama hürriyetinin korunması bağlamında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 158'de yer alan, görevli olmayan mahkemede dava açılması hâlinde alacaklıya tanınan altmış günlük ek süre kuralı da mahkemeye erişimi kısıtlayan katı yorumların önüne geçilmesi amacını taşıyan yol gösterici bir hukuki düzenlemedir.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, memurların birbirlerine karşı suç teşkil eden eylemlerinin idari nitelik taşıyıp taşımadığı her somut olayın özelliğine göre farklılık göstermektedir. Bu husustaki hukuki belirsizliklerin vatandaş aleyhine, hakkın kullanımını imkânsız kılacak şekilde yorumlanması usul güvencelerini ihlal etmektedir. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken hakkaniyete zarar verecek aşırı şekilcilikten özenle kaçınması Anayasa'nın amir hükmüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucu, maruz kaldığı şiddet ve hakaret eyleminin doğrudan şahsi bir haksız fiil olduğu düşüncesiyle asliye hukuk mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Ancak Yargıtayın bozma ilamı neticesinde eylemin idari nitelikte olduğu ve husumetin ilgili idareye yöneltilmesi gerektiği yargısal olarak kesinleşmiştir.

İdare mahkemesi ve sonrasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise başvurucunun eylemin niteliğini sulh ceza mahkemesinin kararıyla daha önceden öğrendiğini ya da görevsiz adli yargı yerine başvuru tarihinin idari yargıya başvuru tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini belirterek, bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın süre aşımından reddine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun eylemin idari nitelikte olduğunu ve davanın idare mahkemesinde açılması gerektiğini ancak Yargıtayın görevsizlik ve husumet yokluğuna ilişkin bozma kararıyla kesin olarak öğrenebildiğine dikkat çekmiştir. Durum böyleyken, eylemin idariliğinin öğrenildiği bu nihai tarihten itibaren dava açma sürelerinin hesaplanması gerekirken, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından çok daha önceki bir tarih olan asliye hukuk mahkemesine başvuru tarihinin milat alınarak davanın süresinde açılmadığı şeklinde yorum yapılması, son derece katı bir yaklaşım olarak değerlendirilmiştir.

Bu aşırı şekilci yaklaşım, başvurucunun uyuşmazlığını esastan idari yargı mercii önüne taşımasını ve haklılığını ispat etme fırsatı bulmasını imkânsız hâle getirmiştir. İlgili yargı kararlarındaki dar usul yorumları, mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyerek başvurucuya katlanılması zor ve aşırı bir külfet yüklemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına yönelik başvuruyu kabul etmiştir.

Yanlış mahkemede dava açınca asıl mahkeme için süreyi kaçırmış mı olurum? expand_more
Görevsiz mahkemede dava açılması durumunda dava açma sürelerinin aşırı katı ve şekilci bir biçimde yorumlanmaması gerekmektedir. Uyuşmazlığın adli yargıda çözülmesi gerektiği inancıyla dava açan bir kişinin, davanın aslında idari yargıda görülmesi gerektiğini sonradan öğrenmesi durumunda, ilk davanın açıldığı tarihin süreyi başlatan milat olarak kabul edilmesi hukuka aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında görevsiz yargı yerine başvuru tarihinin idari yargıya başvuru tarihi olarak kabul edilerek davanın süresinde açılmadığı sonucuna varılmasını aşırı şekilci bulmakta ve bu durumu mahkemeye erişim hakkının ihlali saymaktadır. Dolayısıyla mahkemeler, süreleri hakkaniyete uygun ve esnek bir metodolojiyle yorumlamalıdır.
Bir memur bana zarar verirse doğrudan ona mı, yoksa devlete mi dava açmalıyım? expand_more
Kamu görevlilerinin birbirlerine karşı işledikleri veya suç teşkil eden eylemlerinin doğrudan şahsi bir haksız fiil mi yoksa idari nitelikte bir eylem mi olduğu her somut olayın özelliğine göre farklılık göstermektedir. Yargıtay uygulamalarına göre, kamu görevlisinin kusurlu eylemi nedeniyle meydana gelen zararlarda, eylemin idari nitelikte olduğu tespit edilirse davanın doğrudan o memura değil, husumet yöneltilerek ilgili idareye karşı açılması gerekmektedir. Nitekim emsal karara konu olan olayda, bir bölüm başkanının kasten yaralama ve hakaret eylemine karşı asliye hukuk mahkemesinde doğrudan şahsa açılan manevi tazminat davası, Yargıtay tarafından husumetin idareye yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Davamın idari olduğunu Yargıtay kararından sonra öğrendim. Süre aşımı olur mu? expand_more
Hayır, böyle bir durumda sürenin, yargı yolunun yanlış olduğunun kesin olarak öğrenildiği tarihten itibaren başlatılması gerekir. Danıştay ve idare mahkemeleri zaman zaman eylemin niteliğinin geçmişteki bir ceza davasıyla veya asliye hukuk mahkemesine başvurulduğu tarihte öğrenildiğini varsayarak süre aşımı kararları verebilmektedir. Ancak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun eylemin idari nitelikte olduğunu ve davanın idare mahkemesinde açılması gerektiğini ancak Yargıtayın görevsizlik ve husumet yokluğuna ilişkin bozma kararıyla kesin olarak öğrenebileceğini hükme bağlamıştır. Sürenin çok daha önceki bir tarih milat alınarak hesaplanması, mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.
Mahkemelerin dava sürelerini çok katı hesaplaması hakkımı ihlal eder mi? expand_more
Evet, dava sürelerinin aşırı katı ve şekilci bir biçimde yorumlanması Anayasa'nın 36. maddesinde korunan adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkının özünü zedeler. Dava açma süreleri hukuki belirlilik ve idari istikrar ilkesi için gereklidir; ancak usul kuralları uygulanırken hakkaniyete zarar verecek aşırı şekilcilikten özenle kaçınılması Anayasa'nın amir hükmüdür. Yargı mercilerinin dar usul yorumları yaparak kişilerin uyuşmazlıklarını esastan mahkeme önüne taşımasını ve haklılıklarını ispat etme fırsatı bulmasını imkânsız hâle getirmesi, vatandaşa katlanılması zor ve aşırı bir külfet yüklediği için hak ihlali sonucunu doğurmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir