Anasayfa Karar Bülteni AYM | Bülent Adil Taşbaş | BN. 2021/37209

Karar Bülteni

AYM Bülent Adil Taşbaş BN. 2021/37209

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/37209
Karar Tarihi 08.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Göreve iade sonrası maaşlar faiziyle ödenmelidir.
  • Faiz ödenmemesi kişiye aşırı külfet yükler.
  • Gecikmiş ödemeler mülkiyet hakkı kapsamında korunur.
  • Kamu yararı ile birey menfaati dengelenmelidir.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, kamu görevinden uzaklaştırıldıktan sonra tekrar görevine iade edilen memurların geriye dönük mali haklarının ödenme biçimine ilişkin son derece kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Karar, kamu görevlisine geçmişe dönük olarak topluca ödenen yoksun kalınmış maaş ve diğer parasal hakların yalnızca anapara üzerinden ödenmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu ödemelerin mutlaka enflasyonist etkiler dikkate alınarak yasal faiziyle birlikte gerçekleştirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Enflasyon ve paranın zaman değeri dikkate alındığında, gecikmiş ödemelerde faiz işletilmemesi, kişinin mal varlığında somut bir erimeye yol açmakta ve mülkiyet hakkının özüne doğrudan dokunmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idare hukuku, idari yargılama usulü ve kamu personeli rejimi açısından belirleyici ve yön gösterici bir nitelik taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin haksız veya sonradan geri alınan işlemleri nedeniyle mağduriyet yaşayan kamu görevlilerinin, bu süreçte iradeleri dışında maruz kaldıkları ekonomik değer kayıplarının telafi edilmesini anayasal bir zorunluluk olarak kabul etmiştir. İdarenin gecikmeli ifalarından kaynaklanan parasal zararların faiz yoluyla giderilmesi kuralı, mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunması ile idarenin mali sorumluluğu arasında kurulması gereken adil dengenin temel bir taşıdır. Bundan sonraki süreçte, benzer şekilde göreve iade edilen kamu personelinin geçmişe dönük alacaklarına faiz işletilmesi taleplerinde, idarelerin ve derece mahkemelerinin bu kararı bağlayıcı bir içtihat olarak esas almaları, uyuşmazlıkların çözümünde anayasal güvencelere uygun hareket etmeleri gerekecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, idari bir işlemle kamu görevlisi olan başvurucunun görevinden uzaklaştırılması ve daha sonra yürütülen incelemeler sonucunda haklı bulunarak yeniden görevine iade edilmesi sürecinde doğan mali haklarının ödenme şeklinden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, görevden uzak kaldığı dönemde mahrum bırakıldığı ve kendisine ödenmeyen aylıklarının göreve iadesi sonrasında toplu olarak ödenmesi üzerine, bu tutarlara kanuni faiz işletilmemesine itiraz etmiştir. İdare tarafından geçmiş döneme ait alacaklar için yalnızca anapara üzerinden ödeme yapılması, geçen zaman içindeki enflasyonist etkiler ve paranın satın alma gücündeki erime nedeniyle başvurucunun gerçek zararını karşılamaktan uzak kalmıştır. Başvurucu, sonradan ödenen maaşları için faiz tahakkuk ettirilmemesi suretiyle mülkiyet hakkının zarara uğratıldığını ve ekonomik olarak mağdur edildiğini belirterek idari yargı yoluna başvurmuştur. Ancak, ilgili mahkemelerden ve kanun yolu mercilerinden tatmin edici bir sonuç alamayarak davasının reddedilmesi üzerine, maruz kaldığı hukuka aykırılığın giderilmesi talebiyle konuyu bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı temel hak ve özgürlükler bütünü içerisinde, özellikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde ele almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin mal varlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunma, bu değerlerden yararlanma ve bu değerleri her türlü haksız müdahaleye karşı koruma yetkilerini içerir. Kamudan olan maaş, ücret, tazminat ve benzeri tüm alacaklar da bu kapsamda tartışılmaz birer mülk teşkil etmektedir ve anayasal güvence altındadır.

Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu ve yerleşik içtihat hâline gelen kararlarında kesin bir dille vurgulandığı üzere, kişilerin idareden olan parasal alacaklarının geç ödenmesi durumunda, aradan geçen zaman zarfında paranın alım gücünde meydana gelen azalmanın telafi edilmesi hukuki bir zorunluluktur. Enflasyonist bir ekonomide, alacağın sadece nominal değeri yani anapara üzerinden aylar veya yıllar sonra ödenmesi, aradan geçen süre boyunca yaşanan değer kaybının bütünüyle alacaklıya, yani vatandaşa yüklenmesi anlamına gelir. Bu durum, kamu yararı amacı ile kişinin mülkiyet hakkının korunması arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi temelinden bozmaktadır.

Özellikle kamu görevlilerinin haksız yere görevden uzaklaştırılmaları ve sonrasında haklılıklarının anlaşılarak göreve iade edilmeleri durumunda, idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde hareket etmesi, oluşan tüm maddi zararları faiziyle birlikte tazmin etmesi beklenir. İdarenin gecikmeli ifalarında faiz tahakkuk ettirmemesi, bireye şahsi olarak katlanılamaz, aşırı ve olağan dışı bir külfet yükler. Bu anayasal ilkeler doğrultusunda, kamu makamlarından olan alacakların değer kaybına uğratılarak eksik ödenmesi açıkça mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun kendi kusuru olmaksızın görevinden uzaklaştırıldıktan sonra göreve iade edildiğini ve bu süreçte mahrum kaldığı maaşlarının kendisine sonradan toplu olarak ödendiğini saptamıştır. Uyuşmazlığın ve ihlal iddiasının temel kaynağı, idare tarafından bu toplu ödemenin gerçekleştirilmesi sırasında geçmişe dönük olarak herhangi bir yasal faiz tahakkuk ettirilmemiş olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bu müdahaleyi değerlendirirken daha önce birebir benzer nitelikteki olaylar için vermiş olduğu Hami Çetiner başvurusunda ortaya koyduğu temel anayasal ilkelere atıf yapmıştır.

Yüksek Mahkemenin tespitlerine göre, görevden uzaklaştırılan ve haklılığı anlaşılarak sonradan iade edilen bir kamu görevlisinin maaşlarının aradan aylar veya yıllar geçtikten sonra yalnızca anapara üzerinden faizsiz olarak ödenmesi, paranın zaman içindeki ekonomik değer kaybını göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Ülkedeki ekonomik koşullar ve enflasyon oranları dikkate alındığında, zamanında ödenmeyen maaşların faizsiz olarak iade edilmesi, alım gücünde son derece ciddi bir düşüşe yol açmakta ve kamu görevlisinin mal varlığında orantısız bir eksilme yaratmaktadır.

Bu durum, idarenin kamu yararı ile bireyin temel anayasal haklarının korunması arasında kurmakla yükümlü olduğu hassas dengeyi açıkça zedelemektedir. Ödemenin gecikmesinden kaynaklı tüm değer kaybı riskinin ve finansal maliyetinin doğrudan başvurucuya yüklenmesi, başvurucunun şahsi olarak aşırı, katlanılamaz ve olağan dışı bir külfete maruz kalmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, faiz tahakkuk ettirilmeden yapılan bu eksik ödeme işlemi, demokratik bir toplum düzeninde mülkiyet hakkına yapılmış ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir. İdari yargı aşamasında da derece mahkemeleri tarafından faiz ödenmemesi yönündeki idari işlemin hukuka uygun bulunarak davaların reddedilmesi, bu hak ihlalinin olağan yargısal süreçte telafi edilememesine yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: