Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mustafa İlter ve Saime İlter | BN. 2021/5840

Karar Bülteni

AYM Mustafa İlter ve Saime İlter BN. 2021/5840

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/5840
Karar Tarihi 14.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gerekçeli karar temel iddiaları karşılamalıdır.
  • Özlü iddialara yanıt verilmesi anayasal zorunluluktur.
  • Eksik inceleme adil yargılanma hakkını zedeler.
  • Vazife malullüğü şehitlik değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır.

Bu karar hukuken, mahkemelerin uyuşmazlığın esasına etki edecek nitelikteki iddia ve itirazları yanıtsız bırakmasının adil yargılanma hakkı ihlali olduğunu çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idari yargı mercilerinin şehitlik belgesi verilmesi talebini reddederken, murisin daha önce terörle mücadele mevzuatı kapsamında vazife malulü kabul edilmesini dikkate almamalarını ve kazanın kamu görevi ifasıyla bağını tartışmamalarını önemli bir eksiklik olarak nitelendirmiştir. Bu bağlamda, mahkemelerin tarafların ileri sürdüğü her bir iddiaya tek tek değil ancak uyuşmazlığın sonucunu doğrudan değiştirebilecek temel savunmalara ilgili ve yeterli gerekçe ile cevap verme zorunluluğu bulunduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Yargılamanın adil bir biçimde yürütülmesi, ancak tarafların temel iddialarının hukuki bir süzgeçten geçirilmesiyle mümkündür.

Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, şehitlik ve vazife malullüğü statülerinin değerlendirilmesinde idari ve yargısal makamların daha bütüncül bir yaklaşım sergilemesi gerektiğine güçlü bir şekilde işaret etmektedir. İdare mahkemelerinin salt yasal bir şehit tanımı olmamasından yola çıkarak ve olay türlerini dar yorumlayarak matbu gerekçelerle ret kararı vermesi yerine, personelin göreve gidiş amacı, olayın gerçekleşme koşulları ve idarece önceden tanınmış mevcut malullük statüsü gibi somut olguları derinlemesine irdelemesi gerekecektir. Karar, gerekçeli karar hakkının yalnızca şekli bir usul zorunluluğu olmaktan çıkıp, tarafların adalete erişim hissini tatmin edecek, uyuşmazlığın özüne inen maddi bir güvence olduğunu meslektaşlarımıza hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Piyade uzman çavuş olarak görev yapan eşinin Iğdır'daki askerî birliğine katılmak üzere yola çıktığı esnada sivil bir araçta geçirdiği trafik kazasında vefat etmesi üzerine, başvurucu eşi tarafından idareden şehitlik belgesi verilmesi talep edilmiştir. İlgili idare konumundaki Kara Kuvvetleri Komutanlığı, ölümün bizzat bir çatışma, tatbikat veya operasyon anında gerçekleşmediğini belirterek başvurucunun bu talebini reddetmiştir. Başvurucu ise, eşinin görev ifası için zorunlu olarak yolda bulunduğunu, üstelik ilgili kanunlar uyarınca daha önce eşinin hukuken vazife malulü sayıldığını ve kendilerine devlet tarafından nakdi tazminat ödendiğini belirterek idarenin ret işleminin iptali için idare mahkemesine dava açmıştır. Ancak idare mahkemesi ve istinaf mercii olan bölge idare mahkemesi, yasal bir şehit tanımı bulunmadığını ve ölüm olayının sayılan şartlarda gerçekleşmediğini belirterek davayı esastan reddetmiştir. Temel uyuşmazlık, göreve gidiş anında yaşanan kaza sonucu vefat eden ve hukuken vazife malulü sayılan bir askere şehitlik belgesi verilip verilmeyeceği ile yargı makamlarının bu çelişkiyi yeterince değerlendirip değerlendirmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi önüne gelen bu uyuşmazlığı değerlendirirken, öncelikle Anayasa'nın adil yargılanma hakkını düzenleyen ve gerekçeli karar hakkını barındıran temel normlarına dayanmıştır. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kişilerin mahkemeler önünde hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve yargılamanın bu amaca uygunluğunun her aşamada denetlenmesini amaçlamaktadır. Bunun doğal bir uzantısı olarak Anayasa'nın 141. maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını anayasal bir zorunluluk kılmaktadır. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia, itiraz ve savunmaya ayrıntılı yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak muhakeme sürecinde davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan ve taraflarca açıkça öne sürülen temel iddia ile savunmalara mahkemelerce makul ve tatmin edici bir gerekçeyle yanıt verilmesi mutlak bir şarttır.

Somut uyuşmazlığın temelindeki hukuki durum, 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümleri çerçevesinde idarece daha önce tesis edilen işlemlere dayanmaktadır. Başvurucunun eşi, vefatı sonrasında anılan kanunlar kapsamında vazife malulü sayılarak ailesine tazminat ve aylık hakları sağlanmıştır. Mahkemelerin, davanın esas sorunu olan ölümün kamu görevinin ifası ile illiyet bağını incelerken, davacının bu yasal statülere ilişkin temel iddialarını göz ardı etmemesi gerektiği yerleşik anayasa yargısı ve içtihat prensipleri gereğidir. Bir yargılamanın tam anlamıyla adil olabilmesi için, tarafların öne sürdüğü ve uyuşmazlığın kaderine doğrudan etki edecek nitelikteki somut hukuki delillerin, statülerin ve savunmaların karar metninde açıkça tartışılması vazgeçilmez bir anayasal kuraldır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucuların bireysel başvuruda ileri sürdükleri şikâyetleri usul ve esas yönünden titizlikle ele almıştır. Öncelikle, usule ilişkin yapılan incelemede, başvuruculardan Mustafa İlter'in idari davalarda taraf sıfatının bulunmadığı tespit edilmiş ve bu nedenle onun yönünden yapılan başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle daha en baştan kabul edilemez bulunmuştur. Başvurucu Saime İlter'in hükmün denetlenmesini talep hakkına yönelik şikâyeti ise, meselenin ceza yargılaması kapsamında olmaması ve tamamen medeni hak ve yükümlülüklere dair bir idari yargı alanında kalması sebebiyle, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı dışında kaldığından konu bakımından yetkisizlik nedeniyle reddedilmiştir.

Esasa yönelik yapılan temel değerlendirmede ise, başvurucu Saime İlter'in gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası ayrıntılı olarak incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun gerek idari dava dilekçesinde gerekse istinaf başvurusunda, eşinin askerî birliğine katılmak üzere yola çıktığı sırada vefat ettiğini, kazanın kamu görevinin ifası ile doğrudan bağlantılı olduğunu ve en önemlisi murisin zaten hukuken idare tarafından vazife malulü kabul edildiğini açık ve somut bir biçimde ileri sürdüğünü saptamıştır. Buna karşın, derece mahkemelerinin ret gerekçesi incelendiğinde, sadece olayın doğrudan harp, iç güvenlik, çatışma, tatbikat veya doğal afet gibi istisnai durumlarda gerçekleşmediğine vurgu yapıldığı görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, piyade uzman çavuş olan murisin iç güvenlik harekâtını icra eden birliğine katılmak üzere görev yolunda olmasının ve daha da önemlisi vazife malulü sayılmasına yönelik iddiaların, uyuşmazlığın sonucunu temelden değiştirebilecek nitelikte esaslı meseleler olduğunu belirlemiştir.

Derece mahkemelerinin bu derece esaslı iddialara yönelik hiçbir hukuki değerlendirmede bulunmaması ve idarenin daha önce tesis ettiği vazife malullüğü statüsüyle şehitlik talebi arasındaki kopmaz hukuki bağı karar yerinde tartışmaması, gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Mahkemelerin kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçeye yer vermemesi nedeniyle yargılama sürecinin bütünüyle adil olmaktan çıktığı açıkça tespit edilmiştir. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: