Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mümtazer Türköne | BN. 2020/15366

Karar Bülteni

AYM Mümtazer Türköne BN. 2020/15366

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/15366
Karar Tarihi 14.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Genişletici yorumla disiplin cezası verilmesi hukuka aykırıdır.
  • Mahpusun üçüncü kişiyle görüşmesi doğrudan panik yaratmaz.
  • Disiplin suçları kanunda açıkça ve net düzenlenmelidir.
  • İdare, eylemin kurum güvenliğini bozduğunu somutlaştırmak zorundadır.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların iletişim haklarına yönelik uygulanan disiplin cezalarının hukuki sınırlarını belirlemesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, mahpusun telefon görüşmesine izin verilen kişi dışındaki birinin dâhil edilmesini, kanunda açıkça disiplin suçu olarak tanımlanmadığı sürece cezalandırılamayacağına hükmetmiştir. Özellikle mevzuatta yer alan "korku, kaygı veya panik yaratabilecek davranış" şeklindeki soyut kuralın, her türlü kural ihlaline genişletilerek uygulanamayacağı net bir biçimde vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, idarenin disiplin yetkisini kullanırken kanunilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalması gerektiğini, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasında yoruma dayalı keyfiliğin hiçbir koşulda kabul edilemeyeceğini yasal bir zorunluluk olarak ortaya koymaktadır.

Emsal niteliğindeki bu hukuki yaklaşım, cezaevi idarelerinin mahpuslara vereceği disiplin cezalarında keyfiliğin kesin olarak önüne geçilmesi ve kanunsuz suç ve ceza olmaz evrensel ilkesinin infaz hukukunda da titizlikle uygulanması gerektiği açısından net bir yol göstericidir. Uygulamada sıkça rastlanan, idarenin hoşuna gitmeyen veya sadece usule aykırı bulduğu her türlü mahpus eyleminin zorlama yorumlarla mevcut ağır disiplin suçları kapsamına sokulması pratiğine çok güçlü bir fren niteliği taşımaktadır. Bundan sonraki olası uyuşmazlıklarda, cezaevi idareleri ve infaz hâkimlikleri, isnat edilen bir eylemin kurum güvenliğini ne şekilde bozduğunu, hangi sebeple korku ve panik yarattığını mutlak surette somut olgularla ispatlamak zorunda kalacak ve salt idari usule aykırı eylemlere bu denli ağır cezalar veremeyecektir. Mahpusların dış dünya ile olan sınırlı iletişim kanallarının hukuka aykırı şekilde daraltılmasını engelleyen bu çerçeve, insan hakları standartlarının ceza infaz kurumlarına tam anlamıyla nüfuz etmesi adına kritik bir mihenk taşıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucu, dış dünyayla bağlantı kurmasını sağlayan kızı ile haftalık olağan telefon görüşmesi yaparken görüşmeye üçüncü bir kişi olarak avukatını dâhil etmiştir. Durumu anında fark eden ve görüşmeleri denetleyen cezaevi görevlileri, bu eylemin kurumda korku, kaygı ve panik oluşturacak nitelikte bir davranış olduğunu iddia ederek başvurucu hakkında derhâl bir disiplin soruşturması başlatmış ve akabinde kendisine bir ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma gibi ağır bir ceza vermiştir.

Başvurucu, infaz hâkimliğine verdiği itiraz dilekçesinde, kızıyla görüştüğü esnada aklına gelen hukuki bir hususu aktarmak üzere avukatına bir dava dosyası hakkında bilgi vermek istediğini, bu sebeple kızının avukatını arayarak görüşmelerini sağladığını, son derece sıradan olan bu telefon görüşmesinin kurumda korku, panik ya da infiale yol açmasının hayatın olağan akışına göre mümkün olmadığını belirterek haksız disiplin cezasının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Ancak gerek infaz hâkimliği gerekse itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi, telefon görüşmesine idarece önceden izin verilen kişi dışındaki birinin katılmasının yasal kurallara kesinlikle aykırı olduğu, bu davranışın hakkın kötüye kullanımı anlamına geldiği ve cezaevi idaresi üzerinde kaygı oluşturduğu gerekçeleriyle itirazları hukuka uygun bularak reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, kendisine tamamen mesnetsiz ve haksız yere ceza verildiğini, ailesiyle olan bağının koparıldığını ve en temel aile görüş hakkının elinden alındığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında derinlemesine değerlendirmiştir. Ceza infaz kurumunda özgürlüğünden yoksun olarak tutulan mahpusların dış dünya ile irtibatını sağlayan en önemli insani araçlardan biri olan ziyaretçi kabul hakkının engellenmesi ve yasaklanması, aile hayatına saygı hakkına yönelik açık ve çok ağır bir müdahale niteliği taşımaktadır. Bu tür bir müdahalenin anayasal düzlemde hukuka uygun kabul edilebilmesi için mutlak surette belirli, öngörülebilir ve açık bir kanuni dayanağının bulunması zorunludur.

Olay tarihinde yürürlükte olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 43/2-d bendinde, "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunma" eyleminin doğrudan ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasını gerektiren bir disiplin ihlali olduğu açıkça düzenlenmiştir. Aynı şekilde disiplin rejiminin genel esaslarını çizen 5275 sayılı Kanun m. 37 uyarınca, bir eylemin disiplin cezası ile cezalandırılabilmesi için sadece şeklen kuralların ihlal edilmesi yeterli görülmemekte, eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini doğrudan bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini ciddi manada önleyecek ağırlıkta olması kesin bir şart olarak aranmaktadır.

Ceza hukukunun en temel ve evrensel prensiplerinden biri olan suç ve cezaların kanuniliği ilkesi gereğince, bir eylemin idari usullere veya tüzüğe aykırı olması ile başlı başına bir disiplin suçu sayılması birbirinden tamamen farklı hukuki değerlendirmeleri gerektiren durumlardır. İsnat edilen bir fiilin disiplin suçu olarak kabul edilerek mahpusa ceza verilebilmesi için, kanun koyucu tarafından o eylemin açık, net ve öngörülebilir bir biçimde disiplin suçu olarak kanun metninde önceden düzenlenmiş olması yasal bir zorunluluktur. İdarecilerin ve yargı makamlarının kanunların amacını ve sınırlarını aşacak şekilde, genişletici yorumlarla veya hukuka aykırı olarak kıyas yoluyla hüküm ihdas ederek kişilerin özgürlüklerini daha da kısıtlayıcı idari yaptırımlar uygulaması hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlıkta öncelikle başvurucuya verilen ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma şeklindeki disiplin cezasının yasal bir dayanağının olup olmadığını, yani kanunilik koşulunu sağlayıp sağlamadığını titizlikle irdelemiştir. Başvurucunun, kızı ile yaptığı olağan haftalık telefon görüşmesi sırasında, avukatını da bir şekilde iletişime dâhil etmesi şeklindeki eylemi, cezaevi idaresi, infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesince "kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde davranışta bulunma" şeklindeki ağır eylem kapsamında değerlendirilerek cezalandırılmıştır.

Yüksek Mahkeme, başvurucunun gerçekleştirdiği eylemin şeklen mevzuatta ve idari tüzüklerde belirlenen usullere aykırı, tasvip edilemez bir yöntem olabileceğini açıkça kabul etmekle birlikte, bu usul ihlalinin doğrudan doğruya kurumda büyük bir panik, korku veya kaygı yaratacak nitelikte ağır bir disiplin suçu olarak yorumlanmasını son derece zorlama, genişletici ve öngörülemez bir idari yaklaşım olarak nitelemiştir. Mahkemeye göre, bir mahpusun idarece onaylanmış ve görüşme hakkı olmayan bir kişiyle telefonda dolaylı da olsa konuşması hâlinin, tek başına kurumun genel güvenliği veya disiplini üzerinde ne tür bir zafiyet, panik veya korku yarattığı hususu, idare ve yargı makamlarınca somut olgularla asla ispatlanamamıştır. Üçüncü bir kişiyle (somut olayda bir avukatla) telefonda görüşme yapılmasının, derece mahkemelerinin kararlarında soyut olarak iddia edildiği gibi kurumu nasıl bir infiale veya tehlikeye sürüklediğine dair verilen kararlarda hiçbir tatmin edici, rasyonel ve ilgili gerekçeye yer verilmemiştir.

Nitekim kanun koyucu da bu tür olayların yarattığı hukuki boşluğun ve karmaşanın farkına vararak, başvuruya konu uyuşmazlıktan çok sonra, 14/04/2020 tarihinde 5275 sayılı Kanun m. 42 hükmünde doğrudan bir değişiklik yapmış, idareye bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yaparak izin verilen kişi dışındaki şahıslarla konuşmayı açık ve kesin bir disiplin suçu hâline getirmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, başvuruya konu eylemin yaşandığı tarihte böyle açık bir yasal düzenlemenin bulunmadığını, dolayısıyla idarenin geçmişe yürür şekilde kıyas ve zorlama yorumlarla ceza vermesinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesiyle açıkça çeliştiğini kesin olarak tespit etmiştir. Kanunilik şartını taşımayan bu keyfi disiplin cezası nedeniyle başvurucunun ziyaretçileriyle, yani ailesiyle görüşmesinin engellenmesi, demokratik toplum düzeninin gereklerine açıkça aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: