Anasayfa Karar Bülteni AYM | Emine Başlı | BN. 2021/36409

Karar Bülteni

AYM Emine Başlı BN. 2021/36409

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/36409
Karar Tarihi 01.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gerekçeli karar davanın esaslı iddialarını karşılamalıdır.
  • Sonuca etkili itirazlar mahkemelerce cevapsız bırakılamaz.
  • Gelir getirici iş kavramı süreklilik unsuru barındırmalıdır.
  • Emsal kararlar mahkeme gerekçesinde mutlaka tartışılmalıdır.

Bu karar, işsizlik ödeneği alan kişilerin yürüttüğü faaliyetlerin hukuken "gelir getirici iş" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda mahkemelerin detaylı bir inceleme yapması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin salt ceza soruşturmasındaki soyut bir beyana dayanarak işsizlik ödeneğini kesmesi ve ödenen meblağın iadesini talep etmesi karşısında, yerel mahkemenin vatandaşın esasa etkili itirazlarını tartışmadan karar vermesini adil yargılanma hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir. Karar, gelir getirici işin arızi mi yoksa sürekli mi olduğunun tespitinin uyuşmazlığın çözümünde temel kriter olduğunu vurgulamaktadır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Özellikle sosyal güvenlik hukuku uyuşmazlıklarında idarelerin tek taraflı ve dar yorumlarına karşı, mahkemelerin yerleşik Yargıtay içtihatlarını ve vatandaşın ileri sürdüğü haklı mazeretleri kararlarında açıkça tartışması zorunludur. İşsizlik ödeneği gibi sosyal devlet ilkesinin en önemli araçlarından birinin iptali davalarında, mahkemelerin matbu gerekçeler yerine olayın özüne inerek bağımlı çalışma veya düzenli gelir unsurlarını irdelemesi gerekmektedir. Bu karar, mahkemelerin eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle vatandaş aleyhine karar tesis etmesinin önüne geçecek nitelikte önemli bir içtihattır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Türkiye İş Kurumu tarafından eski bir matematik öğretmeni olan başvurucuya ödenen işsizlik ödeneğinin idarece kesilmesi ve geçmişe dönük yapılan ödemelerin geri istenmesi üzerine açılan itirazın iptali davasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, işsizlik ödeneği aldığı dönemde özel ders verdiğine dair bir ceza soruşturmasında verdiği ifade sonrasında, idare tarafından gelir getirici bir işte çalıştığı gerekçesiyle borçlu çıkarılmış ve hakkında icra takibi başlatılmıştır. İcra takibine yapılan itirazın ardından Türkiye İş Kurumu, itirazın iptali ve inkâr tazminatı talebiyle iş mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu, özel ders vermenin düzenli bir iş olmadığını, eşinin benzer davasında mahkemece lehe karar verildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin başvurucunun bu savunmalarını dikkate almadan davanın kabulüne karar vermesi, mevcut bireysel başvurunun esas konusunu oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde bu hak, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Bir kararın gerekçeli olması, tarafların yargılamada ileri sürdükleri tüm iddialara detaylı yanıt verilmesi anlamına gelmese de, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı itirazların mahkemece mutlak suretle karşılanmasını emreder.

Somut uyuşmazlığın kanuni dayanağını ise 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu hükümlerine, 4904 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen 4447 sayılı Kanun m. 52 oluşturmaktadır. Bahsi geçen maddenin birinci fıkrasının (b) bendi, işsizlik ödeneği aldığı sürede gelir getirici bir işte çalıştığı tespit edilen kişilerin ödeneklerinin kesileceğini açıkça düzenlemektedir.

Bununla birlikte, Yargıtay içtihatları ve doktrin ışığında gelir getirici iş kavramının kapsamı netleştirilmiştir. Yerleşik içtihatlara göre, bir kişinin zamanının önemli bir bölümünü ücret karşılığında çalışarak geçirmesi ve elde ettiği kazancın hayatını normal ölçüler içinde kazanmaya elverişli olması gerekmektedir. Yalnızca bir gün çalışmak veya başkasına bağımlı bir iş sözleşmesi olmaksızın arızi nitelikte faaliyetlerde bulunmak, işsizlik ödeneğinin kesilmesini gerektiren sürekli bir gelir kapısı olarak nitelendirilemez. Uyuşmazlıkların çözümünde bu temel kuralların dikkate alınması zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, eldeki bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin karar tesis ederken adil yargılanma güvencelerine ne ölçüde riayet ettiğini titizlikle incelemiştir. Başvurucu, yargılama sürecinde işsizlik ödeneği aldığı dönemde özel ders verdiğine ilişkin savcılık ifadesinin baskı ve tutuklanma korkusuyla verildiğini, asıl önemlisi özel ders verme faaliyetinin 4447 sayılı Kanun m. 52 kapsamında aranan gelir getirici iş niteliğini taşımadığını ısrarla savunmuştur. Üstelik başvurucu, aynı konuda ve aynı ceza soruşturması kapsamında eşi hakkında yürütülen benzer bir yargılamada, özel ders vermenin arızi bir iş sayılarak icra takibinin haksız bulunduğuna dair emsal nitelikteki bir başka iş mahkemesi kararını da dosyaya ibraz etmiştir.

Bütün bu somut savunmalara ve hukuki argümanlara karşın, yargılamayı yürüten mahkeme yalnızca ceza soruşturmasında alınan ifade tutanağını dosyaya getirtmekle yetinmiştir. Mahkeme, başvurucunun bu beyanına doğrudan itibar ederek düzenli aylık gelir elde edildiği gerekçesiyle davanın idare lehine kabulüne hükmetmiştir. Oysa mahkeme, başvurucunun özel dersten sürekli ve düzenli bir gelir elde etmediği yönündeki beyanlarını, söz konusu faaliyetin arızi olduğuna dair itirazlarını ve dosyaya sunulan emsal kararı hiçbir şekilde incelememiş, gerekçesinde bu hayati argümanlara tek satır dahi yer vermemiştir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın gelir getirici iş kavramını başkasına bağımlı ve sürekli bir çalışma olarak tanımlayan yerleşik içtihatları ışığında, başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların uyuşmazlığın sonucunu esastan değiştirebilecek nitelikte olduğunu vurgulamıştır. Yargılama mercilerinin, davanın kaderine bu denli etki edebilecek itirazları tümüyle görmezden gelerek ve bunlara yönelik ilgili ve yeterli bir gerekçe sunmadan hüküm kurması, anayasal bir güvence olan gerekçeli karar hakkının açıkça ihlali olarak görülmüştür. Kanun yolu incelemesi yapan istinaf merciinin de bu eksikliği gidermemesi, ihlalin kesinleşmesine yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: