Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2016/1417 E. | 2019/6588 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/1417 E. 2019/6588 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/1417
Karar No 2019/6588
Karar Tarihi 25.03.2019
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Gerçek ücretin saklanması haklı fesih nedenidir.
  • Elden yapılan ödemeler gerçek ücreti ispatlar.
  • Maaşın eşin hesabına yatırılması delil sayılır.
  • Sigorta priminin eksik yatırılması sözleşmeyi ihlaldir.
  • Eksik SGK bildirimi kıdem tazminatı gerektirir.

Bu karar, iş hukuku uygulamasında işverenlerin maliyetleri düşürmek amacıyla sıklıkla başvurdukları "ücretin bir kısmını resmi kayıtlarda gösterip, kalan kısmını elden veya üçüncü kişiler üzerinden ödeme" pratiğinin hukuki sonuçlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Yargıtay, işçinin banka hesabına yatan resmi maaşı ile gerçek maaşı arasındaki farkın, eşinin hesabına yapılan transferler ve şirket görevlileri tarafından elden verilen zarflarla ispatlanabileceğini hukuken kabul etmiştir. Bu durum, işçinin gerçek ücretinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na eksik bildirilmesi anlamına gelir ve işçi açısından iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı doğurur. Mahkemelerin salt resmi belgelere bağlı kalmayarak hayatın olağan akışını dikkate alması gerektiğini gösteren önemli bir içtihattır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece güçlüdür. Özellikle mimarlık, mühendislik ve şantiye yönetimi gibi sektörlerde sıklıkla karşılaşılan çift bordro uygulamaları veya elden maaş ödeme gibi gizleme yöntemleri, artık sadece işçinin kendi banka kayıtlarıyla değil, aile bireylerinin hesap hareketleriyle de ispatlanabilecektir.

Uygulamadaki önemi, mahkemelerin yalnızca resmi kayıtlara ve bordrolara itibar etmemesi gerektiğini, hayatın olağan akışına uygun düşen yan delillerin gerçek ücretin tespitinde kesin delil niteliği taşıyabileceğini açıkça göstermesidir. İşverenler açısından sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmamasının çok ağır tazminat yükümlülüklerine yol açacağı bir kez daha kesin bir dille vurgulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, 2002 ile 2013 yılları arasında davalı şirkette mimar ve şantiye şefi olarak görev yapmıştır. İşçi, şirket yetkilileri tarafından mobbing uygulandığını, hakaretlere maruz kaldığını ve şantiyelerde aralıksız şekilde ağır şartlarda çalıştırıldığını iddia ederek eski işverenine karşı dava açmıştır.

Uyuşmazlığın asıl hukuki dayanağı ve patlama noktası ise ücret ödemelerindeki büyük usulsüzlüklerdir. İşçinin son gerçek maaşı 5.000 TL olmasına rağmen, resmi kayıtlarda ve SGK bildirimlerinde bu tutar yalnızca 2.500 TL olarak gösterilmiştir. Aradaki maaş farkı ise işçiye zarflar içinde elden verilmiş veya eşinin banka hesabına şirket muhasebecisi tarafından gönderilmiştir. Yaşanan bu hak kayıpları neticesinde işçi iş sözleşmesini feshetmiş ve ödenmeyen kıdem tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ile genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Bu uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınan en temel hukuki kural, işçinin emeğinin karşılığı olan ücretinin tam ve eksiksiz olarak, gerçek miktarı üzerinden resmi kayıtlara yansıtılması ve ödenmesi ilkesidir. İşçinin fiilen aldığı gerçek ücretin bordrolara yansıtılmaması ve Sosyal Güvenlik Kurumu'na eksik bildirilerek primlerin düşük yatırılması, kanun koyucu tarafından kesinlikle korunmayan bir ihlaldir. Bu eylem, 4857 sayılı İş Kanunu m.24/II-f bendi uyarınca işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshetme yetkisi vermektedir.

Kanunun ilgili 4857 sayılı İş Kanunu m.24/II-f hükmü, "çalışma şartlarının uygulanmaması" durumunu işçi açısından haklı fesih sebebi olarak açıkça düzenlemiştir. İşverenin, işçinin maaşını ilgili kurumlara eksik bildirmesi, sigorta primlerini olması gerekenden çok daha düşük yatırması ve aradaki maaş farkını kayıt dışı yollarla ödemesi, iş sözleşmesinin ve yasal çalışma şartlarının son derece ağır bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Bu ihlal, işçinin sadece mevcut aylık kazancını değil, aynı zamanda gelecekteki emeklilik maaşı ve sosyal güvenlik haklarını da doğrudan gasp etmek anlamına gelir.

Yerleşik Yargıtay içtihatları prensiplerine göre, işçinin gerçek ücretinin tespiti yargılamanın en kritik aşamasını oluşturur. Mahkemeye sunulan maaş bordrolarının işçi tarafından imzalanmış olması, tek başına bordrodaki o düşük tutarın gerçek ücret olduğunu kanıtlamaz. İşçinin gerçek maaşının bir kısmının resmi banka kanalıyla, diğer kayıtdışı kısmının ise elden nakit olarak veya üçüncü kişiler aracılığıyla ödendiği yan delillerle kanıtlandığında, işverenin ağır kusuru sübuta erer ve işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği kabul edilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararı dosya kapsamındaki somut deliller ve sunulan kanıtlar ışığında detaylı bir şekilde incelemiştir. Yerel mahkeme, işverenin savunmalarına itibar ederek davacı işçinin son aylık ücretinin resmi kayıtlarda yer aldığı gibi 2.500 TL olduğunu kabul etmişti. Mahkeme, bu resmi tutar üzerinden yaptığı değerlendirme sonucunda işçinin ödenmeyen bir işçilik alacağı bulunmadığına kanaat getirmiş ve bu yanılgılı gerekçeyle kıdem tazminatı talebini tamamen reddetmişti. Ancak Yüksek Mahkeme, bu noktada eksik inceleme ve hatalı değerlendirme yapıldığını net bir şekilde tespit etmiştir.

Dosya içerisinde yer alan belgeler büyük bir dikkatle incelendiğinde, davacı işçinin beyanlarını doğrulamaya yetecek çok güçlü kanıtların bulunduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle davacının eşinin banka hesabına, işveren şirketin muhasebecisi tarafından düzenli periyotlarla yapılan ödeme belgeleri dosyaya açıkça sunulmuştur. Bununla birlikte, yine şirket muhasebecisi üzerinden işçiye elden nakit ödeme yapıldığına dair üzerinde maaş hesabı yazılı zarflar ve dökümler de kanıtlar arasında yer almaktadır. Yargıtay, şantiye şefi ve mimar pozisyonunda sorumluluk üstlenen bir işçinin aylık gerçek ücretinin iddia edildiği gibi 5.000 TL net olduğunun bu somut belgelerle açıkça ispatlandığını vurgulamıştır. Sadece resmiyet kazandırılmış eksik bordrolara itibar edilerek hayatın olağan akışına aykırı olan bu düşük ücretin kabul edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Tespit edilen bu gerçek 5.000 TL'lik ücret üzerinden SGK primlerinin yatırılmamış olması, işveren açısından yasal çalışma koşullarının ağır bir ihlalidir. Yargıtay, davacı işçiye yapılan ödemelerin büyük bir kısmının sigorta primine yansımaması gerçeği karşısında, işçinin işi bırakmasının son derece haklı ve yasal bir nedene dayandığını açıkça ifade etmiştir. Bu durum, işçiye yasaların tanıdığı fesih hakkının kullanılmasını tamamen meşru kılmaktadır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, gerçek ücretin SGK'ya eksik bildirilmesinin haklı fesih nedeni olduğu ve kıdem tazminatının ödenmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: