Karar Bülteni
AYM Mehmet Sait Polat ve Mustafa Işık BN. 2022/96728
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/96728 |
| Karar Tarihi | 09.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Geçici hukuki koruma tedbirleri orantılı olmalıdır.
- Uzun süren ihtiyati tedbir mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülkiyet hakkı için meşru bir beklenti şarttır.
- Mülkiyet iddiasında bulunan kişi hakkını ispatlamalıdır.
Bu karar, yargılama süreçlerinde uygulanan ihtiyati tedbir kararlarının süresinin, mülkiyet hakkı üzerindeki doğrudan ve sarsıcı etkisini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının geçici hukuki koruma önlemleriyle sınırlandırılmasının meşru bir amacı olsa da, bu sınırlandırmanın makul ve orantılı bir süreyi aşması hâlinde hakkın özüne zarar vereceğini açıkça vurgulamıştır. Özellikle on yıl gibi makul olarak değerlendirilemeyecek bir süre boyunca kesintisiz olarak devam eden ihtiyati tedbirlerin, malike aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği kabul edilmiştir. Öte yandan karar, mülkiyet hakkının iddia edilebilmesi için güncel ve somut bir ekonomik değerin veya hukuken korunmaya değer meşru bir beklentinin ispatlanması gerektiği kuralını yeniden hatırlatmaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, ilk derece mahkemelerinin geçici hukuki koruma tedbirlerini uygularken daha titiz ve denetlenebilir bir yaklaşım sergilemeleri gerektiğini göstermektedir. Hâkimlerin ihtiyati tedbir kararlarını verdikten sonra, bu kararların davanın ilerleyen aşamalarındaki gerekliliğini ve orantılılığını sürekli olarak gözden geçirmeleri zorunluluk hâline gelmiştir. Aksi takdirde, uzayan yargılamalar boyunca pasif şekilde yürürlükte kalan tedbir kararları, devletin mülkiyet hakkına haksız müdahalesi sonucunu doğurmaya devam edecektir. Ayrıca, davada taraf olmak ile mülkiyet hakkı ihlali iddiasında bulunmak arasındaki ince çizgiye de dikkat çekilerek, mülkiyet iddialarının soyut beyanlara değil, tapu kaydı veya hukuken geçerli ispat araçlarına dayanması gerektiği içtihat edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular Mehmet Sait Polat ve Mustafa Işık aleyhine, 17 Aralık 2014 tarihinde muris muvazaası, yani mirastan mal kaçırma iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açılmıştır. Davacılar, ortak kök miras bırakanlarına ait üç adet taşınmazın, diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tamamen muvazaalı bir işlemle başvurucu Mehmet Sait Polat tarafından diğer başvurucu Mustafa Işık'a devredildiğini iddia etmiştir. Bu iddia ve dava kapsamında Derik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 30 Ocak 2015 tarihinde Mustafa Işık adına tapuda kayıtlı olan söz konusu üç taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına karar vermiştir. Uyuşmazlığın temel konusunu, bahsi geçen tapu iptal ve tescil davasının aradan geçen onca yıla rağmen halen sonuçlanmaması, yaklaşık on yıl süren bu uzun yargılama boyunca taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirin kesintisiz olarak sürmesi ve bu nedenle kişilerin mülkiyet haklarını serbestçe kullanamaması oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının korunması ve sınırlandırılmasına ilişkin anayasal temel ilkelere ve normlara dayanmıştır. Mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve çeşitli ekonomik değerleri koruyan, bireye eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma konusunda en geniş yetkileri tanıyan son derece önemli bir temel haktır.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik hâle gelen içtihat prensiplerine göre, mülkiyet hakkını sınırlandıran geçici hukuki koruma tedbirlerinin, yani ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz gibi yargısal uygulamaların hukuka uygun olabilmesi için ölçülülük ilkesine mutlak surette riayet edilmesi şarttır. Ölçülülük ilkesi, uygulanan geçici tedbirin kapsamı ve süresi itibarıyla olayla orantılı olmasını gerektirir. Bir ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre boyunca kaldırılmadan devam etmesi, malikin mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı kullanma, yararlanma ve başkalarına devretme gibi tasarrufta bulunma yetkilerini belirsiz bir şekilde öteler. Bu hukuki belirsizlik ve uzun süreli idari kısıtlama, kamu yararı amacı taşısa dahi, mülk sahibine orantısız ve aşırı bir külfet yüklediğinden mülkiyet hakkının esasına zarar verir ve hakkın ihlaline neden olur.
Bunun yanı sıra doktrin ve anayasal içtihatlar ışığında, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunabilmek için kişinin güncel ve korunmaya değer bir mal varlığı değerine veya en azından bu değeri elde etme yönünde hukuken desteklenen güçlü bir meşru beklentiye sahip olması zorunludur. Kişinin hâlihazırda yasal olarak sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma yönündeki soyut beklentisi, menfaati ne kadar güçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde korunmaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı her iki başvurucu özelinde ayrı ayrı ve iki farklı hukuki boyutta değerlendirmiştir. İlk olarak, tapu kütüğünde ihtilaflı taşınmazların yasal maliki olarak görünen başvurucu Mustafa Işık yönünden yapılan detaylı incelemede, taşınmazlar üzerine 30 Ocak 2015 tarihinde konulan ihtiyati tedbirin yargılama sürecinde hiçbir kesintiye uğramadan devam ettiği açıkça tespit edilmiştir. Yaklaşık on yıl gibi oldukça uzun bir süre boyunca devam eden bu ihtiyati tedbir uygulamasının, geçici bir hukuki koruma önlemi olma niteliğini ve vasfını tamamen yitirerek mülkiyet hakkı üzerinde kalıcı ve ağır bir yüke dönüştüğü anlaşılmıştır. Mahkeme, söz konusu tedbirin süresi itibarıyla Anayasa'da yer alan ölçülülük ve orantılılık ilkelerini açıkça ihlal ettiğine, mülk sahibine geleceği öngörülemez ve katlanılması son derece zor bir külfet yüklediğine kanaat getirmiştir.
İkinci olarak, diğer başvurucu Mehmet Sait Polat yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmede ise, ihtiyati tedbir kararı uygulanan söz konusu taşınmazların tapuda yalnızca diğer başvurucu Mustafa Işık adına kayıtlı olduğu belirlenmiştir. Başvurucu Mehmet Sait Polat, kendi şahsi mal varlığı üzerinde herhangi bir ihtiyati tedbir uygulandığına dair dosyaya hiçbir bilgi veya belge sunamadığı gibi, başvuru formunda taşınmazların maliki olduğunu salt beyan olarak ifade etmesine rağmen bu hak sahipliğini hukuken ispatlayacak somut bir veri ortaya koyamamıştır. Bu sebeple, adı geçen başvurucunun Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı kapsamına giren ekonomik bir değerinin veya korunmaya değer meşru bir beklentisinin bulunmadığı net bir şekilde tespit edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucu Mustafa Işık yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve manevi tazminat ödenmesine, diğer başvurucu yönünden ise başvurunun konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna hükmederek başvuruyu kısmen kabul etmiştir.