Karar Bülteni
AYM İbrahim Kurt ve Diğerleri BN. 2021/4222
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/4222 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Geç ödenen kamu alacaklarında reel değer korunmalıdır.
- Yasal faiz enflasyon karşısında tek başına yetersizdir.
- Alacağın değer kaybı mülkiyet hakkına müdahaledir.
- Aşırı değer kaybı vatandaşa orantısız külfet yükler.
- Devlet ödemelerini güncel ekonomik gerçekliğe uyarlamalıdır.
Bu karar, kamu kurumlarından alacaklı olan vatandaşların yıllarca süren yargılama ve idari süreçler sonunda elde ettikleri meblağların, geçen zaman içindeki yüksek enflasyon karşısında erimesi sorununa Anayasa Mahkemesi tarafından verilmiş son derece net ve ufuk açıcı bir hukuki cevaptır. İdarelerin, mahkeme kararıyla kesinleşmiş veya mevzuat gereği hak edilmiş ödemeleri yıllar sonra yaparken, alacağın doğduğu tarihteki nominal rakamsal değerleri esas alarak ve sadece düşük oranlı yasal faiz işleterek ödeme yapması, günümüz ekonomik koşullarında alacaklıların reel olarak büyük zararlara uğramasına neden olmaktadır. Mahkeme, devletin bu enflasyonist ortamda paranın zaman değerini koruma pozitif yükümlülüğü bulunduğunu ve salt yasal faiz ödemesinin bu zararı telafi etmeye yetmeyeceğini belirterek, durumun mülkiyet hakkının özüne açıkça dokunduğunu teyit etmiştir.
Benzer davalarda emsal etkisi son derece yüksek olan bu içtihat, idare hukukunda ve idari yargılamada kamu borçlarının ifası süreçlerine yepyeni bir standart getirmektedir. Artık kamu kurumları, ödemeleri geciktirdikleri takdirde sadece basit bir temerrüt faiziyle sorumluluktan kurtulamayacak, alacağın gerçek alım gücündeki kaybı telafi etmekle de yükümlü tutulabilecektir. Uygulamada, idare mahkemelerinin ve kamudaki ödeme makamlarının bu Anayasa Mahkemesi kararını temel bir rehber olarak almaları, geç ödemelerden kaynaklanan enflasyonist kayıpları doğrudan maddi bir zarar kalemi olarak kabul edip tazminat ve ödeme kararlarını buna göre hakkaniyetli bir biçimde şekillendirmeleri zorunlu hâle gelmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İşitme Engelliler Dünya Futbol Şampiyonası'nda 2008 yılında dünya ikincisi olma başarısı gösteren millî takım sporcuları, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne karşı eksik ödenen ödüllerinin ilgili yönetmelik hükümleri doğrultusunda tamamlanması için dava açmıştır. Açılan bu davaları kazanan sporculara, yaklaşık dokuz on yıllık bir gecikmenin ardından idare tarafından geriye kalan ödül miktarı ödenmiştir. Ancak idare, söz konusu ödemeyi yaparken altın ödülünün 2008 yılındaki Türk lirası karşılığını esas almış ve yalnızca bu miktar üzerinden geçmişe dönük yasal faiz işletmiştir. Sporcular, geçen onca yıl boyunca enflasyon nedeniyle paralarının ciddi şekilde değer kaybettiğini, altının ödeme tarihindeki güncel değerinin veya en azından enflasyon farkının kendilerine ödenmesi gerektiğini belirterek önce idareye başvurmuş, ret yanıtı alınca da tam yargı tazminat davaları açmıştır. İdare mahkemelerinin, idarenin hesaplama yönteminin mevzuata uygun olduğunu belirterek bu davaları reddetmesi ve kararların istinaf aşamasından geçerek kesinleşmesi üzerine uyuşmazlık, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkı ekseninde değerlendirmiştir. Mülkiyet hakkı, kişilerin haklı beklentiye dayalı mal varlığı değerlerinin ve yargı kararıyla kesinleşmiş alacaklarının, kamu gücünü elinde bulunduran idare tarafından keyfî, gecikmeli veya ölçüsüz biçimde azaltılmasını ya da gerçek değerinin düşürülmesini engellemeyi amaçlar.
Somut olaydaki gibi, mahkeme kararıyla tespit edilen veya mevzuattan doğrudan doğan kesinleşmiş bir kamu alacağının, enflasyon oranlarının yüksek seyrettiği dönemlerde yıllar sonra ödenmesi durumunda, alacaklılara şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklenip yüklenmediği dikkatle incelenmelidir. Yüksek Mahkeme, daha önce vermiş olduğu ve yerleşik içtihat hâline gelen idari uyuşmazlıklardaki emsal kararlarında benimsediği prensipleri bu kararda da aynen uygulamıştır. Bu anayasal prensiplere göre, kamu makamlarından olan alacakların enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmesi veya kanuni olarak işletilen salt yasal faizin bu reel ekonomik kaybı telafi etmede yetersiz kalması hâlinde, mülkiyet hakkı kapsamında korunan alacak hakkı doğrudan ihlal edilmiş sayılmaktadır.
Tazminat ve idare hukukunun temel öğretilerinde, paranın zaman değerinin korunması ve alacaklının kendi kusuru olmaksızın sırf zamanın geçmesi yüzünden reel olarak zarara uğratılmaması esastır. Geciken ödemelerde uygulanan yasal faiz oranının, ülkede fiilen yaşanan gerçek enflasyon ve paranın satın alma gücündeki aşırı düşüş karşısında yetersiz kaldığı durumlarda, idarenin hizmet kusuru bulunmasa dahi kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereğince aradaki bu reel değer kaybını gidermesi anayasal bir zorunluluktur. Anayasa Mahkemesi de bu doktriner ve içtihadi kuralları sıkı bir şekilde uygulayarak, kamu borcu hâline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle hakka konu bedelde meydana gelen aşınmaların mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale teşkil edeceğini vurgulamıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu sporcuların durumunu incelerken öncelikle söz konusu alacak hakkının mülkiyet hakkı kapsamında korunması gereken maddi bir değer mülk olup olmadığını tespit etmiştir. Kesinleşen mahkeme kararıyla başvuruculara verilmesi öngörülen Cumhuriyet altınlarının 12 Temmuz 2008 tarihindeki Türk lirası değerindeki karşılığının, Anayasa'nın 35. maddesi koruması altında geçerli bir mülk teşkil ettiği hususunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
Olayın kronolojik gelişimine bakıldığında, idare mahkemesi kararlarının lehe kesinleşmesinin ardından idarenin 2017 ve 2018 yıllarında ilgili ödemeleri yaptığı görülmektedir. Ancak bu ödemeler, alacağın hak edildiği veya ödemenin fiilen yapıldığı tarihteki altın kuru yahut güncel satın alma değeri değil, doğrudan 2008 yılındaki nominal Türk lirası tutarı üzerinden hesaplanmış ve yalnızca basit yasal faiz uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Mahkeme, alacağa hak kazanılan tarih ile fiilî ödeme tarihleri arasında geçen yaklaşık dokuz, on yıllık uzun süre zarfında ülkede gerçekleşen enflasyon oranlarını ve paranın satın alma gücündeki dramatik düşüşü bizzat dikkate almıştır. Bu doğrultuda, idare ve derece mahkemelerince yeterli görülen yasal faiz tutarlarının, enflasyon karşısında yaşanan gerçek değer kaybını karşılamakta son derece yetersiz kaldığı, başvurucuların elde ettiği miktarın reel alım gücünde ciddi bir erime meydana geldiği saptanmıştır.
Yüksek Mahkeme, kamu alacağında meydana gelen bu değer aşınmasının, başvurucular üzerinde tek başlarına katlanmaları beklenemeyecek, orantısız ve aşırı bir yük oluşturduğunu açıkça belirlemiştir. Bu durum, kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin, başvurucular aleyhine ölçüsüzce bozulması anlamına gelmektedir. İdarenin sadece yasal faiz ödeyerek borcunu hukuken ifa etmiş sayılması, mülkiyet hakkının özünü zedeleyici bir sonuç doğurmuştur ve hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mahkeme kararıyla tespit edilen kamu alacağının enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.