Karar Bülteni
AYM 2020/35264 BN.
Anayasa Mahkemesi | Doğan Ergün | 2020/35264 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/35264 |
| Karar Tarihi | 05.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Geç ödenen kamu alacakları enflasyona ezdirilemez.
- Alacağın değer kaybı mülkiyet hakkı ihlalidir.
- Faiz tahakkuk tarihinde işletilmeye başlanmalıdır.
- Mülk sahibine şahsi ve aşırı külfet yüklenemez.
Bu karar, idari makamlarca haksız yere görevden uzaklaştırılan ve sonrasında iade edilen kamu görevlilerinin geçmişe dönük maaş ödemelerinde faiz başlangıç tarihinin ne olması gerektiği yönünden büyük bir hukuki öneme sahiptir. İdare mahkemesi, faizin idareye başvuru tarihinden itibaren işletilmesine karar vermiş olsa da, Anayasa Mahkemesi bu durumun uzun yıllar süren yargılamalar ve idari süreçler boyunca paranın enflasyon karşısında ciddi şekilde değer kaybetmesine yol açtığını tespit etmiştir. Mahkeme, kamu alacaklarının geç ödenmesinin doğurduğu enflasyonist zararın, basit bir yasal faiz ödemesiyle veya faizin sadece idareye başvuru tarihinden başlatılmasıyla giderilemeyeceğini, alacağın fiilen tahakkuk ettiği tarihin esas alınması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir. Özellikle kamu kurumlarından geçmişe dönük alacaklı olan memurların, ihraç veya açığa alınma sonrası iade edildiklerinde toplu olarak aldıkları maaşların enflasyon karşısında erimesinin önüne geçecek güçlü bir içtihat niteliğindedir. Uygulamada idarelerin veya derece mahkemelerinin faiz başlangıcını idareye başvuru veya dava tarihi olarak belirlemesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu ihlal kararı, söz konusu idari ve yargısal uygulamanın Anayasa'nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğunu göstermekte ve mahkemelere enflasyon gerçeğini dikkate alan, hakkaniyetli bir değer kaybı hesaplaması yapma yükümlülüğü yüklemektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan başvurucu, bir ceza soruşturması kapsamında 2003 ve 2004 yılları arasında bir süre tutuklu kalmış ve ardından 2004 yılında görevinden uzaklaştırılmıştır. Başvurucu hakkındaki ceza davası 2019 yılında zamanaşımından düşmüş ve başvurucu görevine iade edilmiştir. Görevine dönen başvurucu, tutuklu kaldığı ve açıkta geçirdiği dönemlerde kendisinden kesilen maaşlarının, kesintilerin yapıldığı tahakkuk tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesi için kuruma başvurmuştur.
İdarenin bu talebi reddetmesi üzerine başvurucu idare mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, kesilen maaşların iadesine karar vermiş ancak yasal faizin kesinti tarihlerinden itibaren değil, başvurucunun idareye başvuru yaptığı 1 Nisan 2019 tarihinden itibaren işletilmesine hükmetmiştir. İstinaf başvurusunun da reddedilmesi üzerine başvurucu, on beş yılı aşkın süre boyunca biriken alacağının enflasyon karşısında ciddi şekilde değer kaybettiğini ve bu durumun mülkiyet hakkını zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken, öncelikle Anayasa m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının kapsamına ve sınırlarına dayanmıştır. Temel kural olarak, kamu görevlisine iade edilen maaş kesintilerine konu paranın anayasal anlamda doğrudan mülk teşkil ettiği tartışmasızdır. Mülkiyet hakkına yönelik bu tür müdahalelerin değerlendirilmesinde, mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin kurallar çerçevesinde bir inceleme yapılmaktadır.
Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, kamu kurum ve kuruluşlarının kişilere olan para borçlarını makul olmayan bir gecikme ile ödedikleri durumlarda, para alacağında meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde şahsi olarak aşırı bir yük oluşturması mülkiyet hakkının ihlaline neden olmaktadır. Bu kural; daha önceki emsal kararlarda kamulaştırma bedelleri, sosyal güvenlik ödemeleri, ihale alacakları, vergi iadeleri ve açığa alınan memurların maaş farklarının iadesi gibi birçok farklı idari uyuşmazlık türünde istikrarlı bir şekilde uygulanmıştır.
İdare hukuku çerçevesinde, hangi alacaklara faiz işletileceği veya faizin işletilme tarihinin belirlenmesi gibi hususlar kural olarak derece mahkemelerinin takdirinde olsa da, mülkiyet hakkı kapsamında görülen bir alacağın haklı olmayan bir gerekçeyle geç ödenmesi durumunda enflasyon karşısında makul olmayacak bir oranda değer kaybına uğratılması temel hak ihlali sayılmaktadır. Değer kaybının mülk sahibine şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklemesi, kamunun yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuya iade edilmesi gereken maaş kesintilerinin mülkiyet hakkı kapsamında korunan bir ekonomik değer olduğunu tespit etmiştir. İdare mahkemesi, başvurucunun açıkta ve tutuklu geçirdiği dönemlere ait kesintilerin iadesine karar vermiş ve böylece idarenin geçmişe dönük eksik ödeme yaptığı hukuken tescillenmiştir. Ne var ki, derece mahkemesi alacağa işletilecek yasal faizin başlangıç tarihini kesintilerin yapıldığı tahakkuk tarihleri yerine, başvurucunun iade sonrası idareye başvurduğu 1 Nisan 2019 tarihi olarak belirlemiştir.
Anayasa Mahkemesi, maaş alacaklarının fiilen doğduğu 2003 ve 2004 yıllarından, davanın açıldığı tarihe kadar on beş yıldan fazla bir sürenin geçtiğine özellikle dikkat çekmiştir. Bu uzun süre zarfında paranın enflasyon karşısında uğradığı değer kaybı açık bir ekonomik gerçektir. Derece mahkemesinin faizi yalnızca idareye başvuru tarihinden itibaren işletmesi, alacağın asıl doğduğu tarihten itibaren yaşanan enflasyonist aşınmayı gidermekten son derece uzaktır.
Alacağın enflasyon karşısında uğradığı değer kaybını telafi edebilecek oranda bir faiz veya fark ödemesi yapılmaması, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemiştir. Kamu makamlarının ödeme yükümlülüklerini yerine getirirken yaşanan gecikmenin neden olduğu zararın külfeti vatandaşa yüklenemez. Bu durum, kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine açıkça bozmaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasındaki adil dengenin bozulduğu gerekçesiyle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.