Anasayfa Karar Bülteni AİHM | GEVORGYAN | BN. 231/16

Karar Bülteni

AİHM GEVORGYAN BN. 231/16

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm
Başvuru No 231/16
Karar Tarihi 22.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal (Madde 10) / Kabul Edilemez (Madde 3)
Karar Linki HUDOC
  • Gazetecilik faaliyetine müdahale ifade özgürlüğünü ihlal eder.
  • Kötü muamele iddiası asgari ağırlık eşiğini aşmalıdır.
  • Polisin orantısız güç kullanımı her zaman aşağılayıcı değildir.
  • Haber alma hakkı demokratik toplumun temelidir.

Bu karar, gazetecilerin toplumsal olayları takip ederken karşılaştıkları polis müdahalelerinin ifade ve basın özgürlüğü bağlamındaki sınırlarını netleştirmesi açısından büyük ve güncel bir hukuki öneme sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir gazetecinin görevini ifa ederken kamerasının kolluk kuvvetleri tarafından zorla alınmaya çalışılmasını ve mesleki ekipmanlarına zarar verilmesini, ifade özgürlüğüne yapılmış açık, haksız ve orantısız bir müdahale olarak değerlendirmiştir. Mahkeme, polisin gazeteciyi haber yapmaktan alıkoymasının demokratik bir toplumda hiçbir şekilde gerekli ve ölçülü olmadığına hükmederek, basın özgürlüğünün ve kamunun bilgi alma hakkının üstünlüğünü koruma altına almıştır.

Öte yandan bu karar, polis tarafından uygulanan her fiziksel müdahalenin veya zor kullanımının otomatik olarak Sözleşme'nin kötü muamele veya işkence yasağını düzenleyen 3. maddesini ihlal etmeyeceğini göstermesi bakımından da ince bir hukuki ayrıma işaret etmektedir. Mahkeme, polisin asıl amacının kişiyi aşağılamak değil yalnızca eşyayı ele geçirmek olduğu durumlarda, fiziksel etkinin asgari ağırlık eşiğini aşmaması halinde bu şikayetin reddedileceğini ortaya koymuştur.

Emsal etkisi yönünden bu karar, kolluk kuvvetlerinin toplumsal olaylara, eylemlere ve protestolara müdahale ederken alanda bulunan gazetecilerin bilgi toplama ve haber yapma haklarına azami saygı gösterme yükümlülüğünü pekiştirmektedir. İç hukuk yollarında gazetecilerin ekipmanlarına el konulması veya zarar verilmesi iddialarının etkin bir şekilde soruşturulmaması ve bu ihlallerin cezasız bırakılması, doğrudan doğruya ifade özgürlüğü ihlali doğurmaktadır. Uygulamada bu içtihat, hem gazetecilerin sahada korunmasına yönelik yasal ve idari güvencelerin güçlendirilmesi hem de polis güçlerinin basına yönelik orantısız ve keyfi müdahalelerinin önüne geçilmesi için önemli bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ermenistan'da ulusal bir gazetede muhabir olarak görev yapan başvuru sahibi Ani Gevorgyan, 12 Şubat 2014 tarihinde başkent Erivan'da bulunan işlek Mashtots Bulvarı'nda, muhalif bir siyasi parti olan Ermeni Ulusal Kongresi destekçilerinin yaklaşan bir gösteri hakkında halkı bilgilendirmek amacıyla düzenlediği bildiri dağıtma etkinliğini haber yapmak üzere olay yerinde bulunmaktaydı. Etkinlik devam ederken, iktidar partisi destekçisi olduğu belirtilen bir grup genç olay yerine gelmiş ve muhalif gruba sözlü ve fiziksel saldırıda bulunarak arbede çıkarmıştır. Olay yerine intikal eden polis ekipleri her iki gruptan da kişileri gözaltına almaya başlamıştır.

Bu esnada olayları kamerasıyla profesyonel olarak kaydeden gazeteci başvuru sahibi, polis memurlarının kamerasını zorla elinden almaya çalıştığını, kendisini iterek ve zor kullanarak polis aracına bindirdiğini iddia etmiştir. Karakola götürülen gazeteci, burada hafıza kartlarına el konulduğunu ve mesleki materyallerine zarar verildiğini öne sürmüştür. Başvuru sahibi, polis şiddetine maruz kaldığı ve gazetecilik faaliyetlerinin haksız yere engellendiği gerekçesiyle ulusal makamlara şikayette bulunmuş; ancak polisler hakkında ceza davası açılması talebi delil yetersizliği gerekçesiyle reddedilmiştir. İdare mahkemeleri de davanın idari yargının değil ceza hukukunun alanına girdiği gerekçesiyle başvuruyu esastan incelememiştir. İç hukuk yollarından sonuç alamayan gazeteci, kötü muamele yasağı ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3 (İşkence yasağı) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10 (İfade özgürlüğü) hükümlerini dikkate almıştır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, Sözleşme m. 3 kapsamında bir eylemin kötü muamele veya insanlık dışı muamele olarak nitelendirilebilmesi için asgari bir ağırlık eşiğine ulaşması gerekmektedir. Bu eşiğin aşılıp aşılmadığı; muamelenin niteliği, süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti ve durumu gibi somut olayın tüm özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenir. Kişiyi kendi gözünde veya başkalarının gözünde küçük düşürücü, insan onurunu zedeleyici veya onda derin bir korku ve aşağılanma duygusu uyandıran eylemler bu kapsamda değerlendirilir. Kolluk kuvvetlerinin güç kullanımı, yalnızca kişinin kendi davranışlarının kesinlikle zorunlu kıldığı durumlarda meşru kabul edilebilir.

Diğer yandan, Sözleşme m. 10 ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü, sadece düşünceyi açıklama hürriyetini değil, basının bilgi ve fikir alma ile bunları toplumla paylaşma özgürlüğünü de geniş bir biçimde kapsar. Gazetecilerin görevlerini yapmasını engelleyen veya mesleki faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyen kamu müdahaleleri, bu temel hakkın doğrudan ihlali anlamına gelir. Mahkeme içtihatlarına göre, gazetecilik materyallerine el konulması, ekipmanlara zarar verilmesi veya haber toplama sürecinin fiziksel güç kullanılarak engellenmesi, ifade özgürlüğüne yönelik son derece ciddi birer müdahaledir. Bu tür müdahaleler basın üzerinde caydırıcı etki yaratma tehlikesi taşır.

Bir müdahalenin meşru kabul edilebilmesi için yasayla öngörülmüş olması, ulusal güvenlik veya kamu düzeni gibi meşru bir amaç gütmesi ve demokratik bir toplumda gerekli olması şarttır. Demokratik toplumda gereklilik kriteri, müdahalenin acil bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve izlenen meşru amaçla orantılı olması anlamına gelmektedir. Basının, kamuoyunu ilgilendiren toplumsal ve siyasi olayları özgürce raporlama hakkı, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun en önemli temel taşlarından biridir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın kamerasının zorla alınmaya çalışılması ve itilmesi şeklindeki polis müdahalesini öncelikle kötü muamele yasağı açısından titizlikle incelemiştir. Mahkeme dosyasına sunulan ve gerçekliği hükümet tarafından da inkar edilmeyen video kayıtlarından, polisin asıl amacının gazeteciyi aşağılamak, onurunu kırmak veya ona kasten fiziksel zarar vermek olmadığı, asıl ve tek hedefin elindeki kamerayı ele geçirmek olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, başvuranın olay neticesinde sadece bezelye büyüklüğünde küçük bir morluk yaşamış olmasını ve sağlığına veya fiziksel bütünlüğüne ciddi bir zarar gelmemesini dikkate almıştır. Bu hususlar ışığında, olay sırasında kullanılan fiziksel gücün Sözleşme m. 3 bağlamında aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, kötü muamele yasağının ihlal edildiğine yönelik iddia açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.

İfade özgürlüğü yönünden yapılan kapsamlı incelemede ise Mahkeme, gazetecinin mesleki faaliyetlerine yönelik polis müdahalesinin haklılığını ve demokratik toplum düzenindeki yerini irdelemiştir. Polisin gazetecinin kamerasını almaya çalışması, onu görevini yaparken polis aracına bindirerek karakola götürmesi ve haber materyallerini içeren hafıza kartlarına zarar vermesi, gazetecilik görevini ifa etmesini açıkça ve haksız yere engellemiştir. Hükümetin, gazetecinin trafiği engellediği, kalabalık bir caddede bulunduğu ve polisin işini zorlaştırdığı yönündeki savunmaları, olay anına ait objektif video kayıtlarıyla tam olarak örtüşmemiş ve inandırıcı bulunmamıştır. Mahkeme, hükümetin bu müdahalenin geçerli bir yasal dayanağı olduğunu veya kamu düzenini korumak gibi meşru bir amaç taşıdığını ikna edici bir şekilde ortaya koyamadığını vurgulamıştır.

Gazetecilerin kamuya açık siyasi etkinlikleri ve protestoları haberleştirme süreçlerinde ekipmanlarına müdahale edilmesi, demokratik bir toplumda hiçbir şekilde gerekli veya ölçülü bir tedbir olarak kabul edilemez. Mahkeme, yetkililerin başvurana yönelik keyfi ve orantısız eylemlerinin basın özgürlüğünün özüne zarar verdiğini ve kamuoyunu bilgilendirme faaliyetini sekteye uğrattığını değerlendirmiştir. Başvuranın kamera ekipmanına fiili müdahalede bulunulması ve haber alma hakkının haksız bir şekilde kısıtlanması, ifade özgürlüğü güvencelerinin ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: