Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2024/14548 E. | 2025/2109 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2024/14548 E. 2025/2109 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2024/14548
Karar No 2025/2109
Karar Tarihi 27.02.2025
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Fesih bildirimi muhataba ulaştığı anda sonuç doğurur.
  • Ödenmeyen fazla mesai haklı fesih sebebidir.
  • Fesihten sonra tutulan devamsızlık tutanağı geçersizdir.
  • Zamanaşımına uğrayan alacak fesih hakkını ortadan kaldırmaz.
  • Salgın ve arabuluculuk süreleri zamanaşımını durdurur.

Bu karar, iş hukuku uygulamasında sıklıkla karşılaşılan fesih yarışlarında zamanlamanın ve irade beyanının ulaşma anının ne derece kritik olduğunu hukuken teyit etmektedir. İşçi, kanundan doğan haklarını alamadığı için sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğinde, bu irade işverene ulaştığı saniye hukuki sonuçlarını kesin olarak doğurur. Karar, işçinin fesih iradesini ortaya koyup işyerinden ayrılmasının ardından, işveren tarafından "izinsiz ve mazeretsiz işe gelmediği" bahanesiyle geriye dönük tutanaklar tutulmasının hiçbir hukuki geçerliliğinin olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, işverenlerin devamsızlık tutanağı taktiği ile işçiyi kıdem tazminatından mahrum bırakma çabalarının yargıdan döneceğini açıkça göstermektedir. Bunun yanı sıra karar, feshe dayanak yapılan fazla çalışma alacaklarının yıllar sonra dava açıldığında zamanaşımına uğramış olmasının, geçmişteki feshin haklılığını ortadan kaldırmayacağını vurgulayarak doktrin ve uygulamaya ışık tutmaktadır. Ayrıca kıdem tazminatının zamanaşımı süresi hesaplanırken, COVID-19 salgını nedeniyle kanunla durdurulan yasal sürelerin ve zorunlu arabuluculuk aşamasında geçen sürelerin dikkatle hesaba katılması gerektiği prensibi, benzer işçilik alacağı davalarında avukatlar ve yerel mahkemeler için önemli bir hesaplama standardı oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir fabrikada makineci olarak çalışan işçi, 2013 yılından itibaren devam eden çalışma sürecinde kendisine psikolojik baskı (mobbing) yapıldığını, yoğun şekilde fazla mesaiye bırakıldığını, resmî ve dinî tatillerde çalıştırıldığını ancak hak ettiği ücretlerin ödenmediğini ileri sürmüştür. Ayrıca gerçek maaşının Sosyal Güvenlik Kurumu primlerine yansıtılmadığını ve yıllık ücretli izinlerinin kullandırılmadığını belirten işçi, 13.04.2018 tarihinde noter kanalıyla gönderdiği ihtarname ile iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek kıdem tazminatı ile ödenmeyen diğer işçilik alacaklarını talep etmiştir.

İşveren tarafı ise iddiaları reddederek, işçinin haksız bir şekilde işyerini terk ettiğini, 13-17 Nisan tarihleri arasında mazeretsiz devamsızlık yaptığını, bu nedenle iş sözleşmesinin devamsızlık haklı nedenine dayanılarak şirket tarafından feshedildiğini savunmuştur. Davada temel anlaşmazlık noktası, iş sözleşmesinin fiilen kimin tarafından ve hangi gerekçeyle sona erdirildiği, işçinin ödenmeyen alacaklarının bulunup bulunmadığı ve alacakların yasal zamanaşımı sürelerine uğrayıp uğramadığı konularında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı karara bağlarken dayandığı en temel hukuk kuralı, işçinin ücretinin kanun veya sözleşme şartlarına uygun hesap edilip ödenmemesi durumunda işçiye tanınan derhal fesih hakkıdır. Bu durum, 4857 sayılı İş Kanunu m.24/II-(e) hükmünde açıkça güvence altına alınmıştır. Bu kanun maddesine göre, fazla çalışma veya genel tatil ücretleri de dâhil olmak üzere geniş anlamda ücreti ödenmeyen işçi, iş sözleşmesini süresi belirli veya belirsiz olsun haklı nedenle derhal feshetme ve kıdem tazminatını alma hakkına sahiptir.

Yerleşik yargı içtihatlarına göre, fesih bildirimi bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğindedir. İş sözleşmelerinde fesih bildirimi, karşı tarafa (muhataba) ulaşması ile birlikte derhal sonuç doğurur ve bu işlemin tamamlanması için karşı tarafın onayına veya kabulüne gerek yoktur. Sözleşmenin her iki tarafça da farklı tarihlerde feshedildiği iddia edilen karmaşık durumlarda, hukuken itibar edilecek olan işlem, zaman açısından ilk önce yapılan ve muhataba ilk ulaşan fesih beyanıdır. İlk beyan sözleşmeyi hukuken bitirdiğinden, daha sonraki tarihlerde diğer tarafın yapacağı fesih işlemleri hukuken geçersiz sayılır.

Alacakların zamanaşımı hususunda ise hukuki değerlendirme yapılırken genel zamanaşımı kurallarının yanı sıra istisnai durdurma nedenleri dikkate alınmalıdır. İşçi alacakları için uygulanacak zamanaşımı süresi incelenirken, 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesi gereğince COVID-19 salgın hastalığı nedeniyle sürelerin durduğu dönem ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3/17 hükmü uyarınca zorunlu arabuluculuk sürecinde geçen süreler mutlak surette zamanaşımı hesabında dışarıda bırakılmalı ve sürelere eklenmelidir. Fazla çalışma iddiasının ispatı bağlamında da işyeri kayıtları öncelikli olup, yazılı belgenin bulunmadığı hâllerde husumeti bulunmayan tanık beyanlarına itibar edilmesi hukukun yerleşik ispat kurallarındandır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, mahalli mahkeme kararlarını incelediğinde özellikle fesih tarihi ve zamanaşımı olgularının değerlendirilmesinde isabetsizlikler bulunduğunu saptamıştır. Somut olayda işçi, 13.04.2018 tarihinde düzenlediği noter ihtarnamesi ile ödenmeyen fazla çalışma ve genel tatil ücretlerine dayanarak iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiştir. Bu ihtarname, davalı işverene 17.04.2018 tarihinde resmen tebliğ edilmiştir. Davalı işveren ise 18.04.2018 tarihinde tutanak düzenleyerek işçinin devamsızlık yaptığını ileri sürmüş ve sözleşmeyi feshettiğini savunmuştur. Ancak fesih, muhataba ulaştığı an sonuç doğurduğundan, işçinin haklı feshi işverenin feshinden daha önce gerçekleşmiştir. Dolayısıyla işçinin fesih iradesinden sonra tutulan devamsızlık tutanaklarına hukuki bir değer atfedilemez.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, husumeti bulunmayan tanık beyanları doğrultusunda işçinin fiilen fazla çalışma yaptığı ve bu ücretlerinin ödenmediği kesin olarak saptanmıştır. İşçi, ödenmeyen bu haklı alacaklarına dayanarak sözleşmeyi feshettiği için 4857 sayılı İş Kanunu m.24/II-(e) gereğince eyleminde haklıdır. Fazla çalışma alacakları, dava tarihi olan 29.05.2023 itibarıyla zamanaşımına uğramış olsa dahi, bu zamanaşımı durumu 2018 yılında gerçekleştirilen feshin haklılığını geriye dönük olarak ortadan kaldıramaz.

Kıdem tazminatının zamanaşımına uğradığı yönündeki savunmalar incelendiğinde ise; COVID-19 pandemisi nedeniyle 13.03.2020 ile 15.06.2020 tarihleri arasında işleyen 95 günlük durma süresi ile arabuluculuk aşamasında geçen 22 günlük süre (toplam 117 gün) zamanaşımı hesabına eklenmiştir. Yapılan bu hukuki hesaplama neticesinde davacının kıdem tazminatı alacağının zamanaşımına uğramadığı açıkça tespit edilmiştir.

Ayrıca İlk Derece Mahkemesince, davacının fazla çalışma ücreti alacağı zamanaşımına uğramış olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerekirken, hatalı bir hukuki nitelemeyle "ispatlanamadığı" gerekçesiyle reddedilmiş olması da Yargıtay tarafından isabetsiz bulunmuştur. Rapor ile ispatlanan alacağın salt zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi hukuki bir zorunlulukken ispat yokluğuna dayanılması çelişki yaratmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davacının haklı fesih yaptığının kabulü ile kıdem tazminatının hüküm altına alınması gerektiği yönünde karar vererek kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: