Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2021/838 E. | 2021/4863 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2021/838 E. 2021/4863 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2021/838
Karar No 2021/4863
Karar Tarihi 24.02.2021
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Fazla çalışmanın ispatında bordro kesin delildir.
  • Bordro ihtirazi kayıtsızsa ispat yazılı belgeyle yapılır.
  • Bilgisayar log kayıtları fazla mesaiyi ispatlar.
  • Bozma ilamına eksiksiz uyulması hukuki zorunluluktur.
  • Mahkeme kararlarının gerekçesi kendi içinde çelişemez.

Bu karar, iş davalarında fazla çalışma ve hafta tatili alacaklarının ispatı ile mahkemelerin bozma ilamlarına ne ölçüde uyması gerektiği konularında son derece kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Yargıtay, özellikle banka gibi elektronik takip ve kayıt sistemlerinin yoğun olarak kullanıldığı modern işyerlerinde, salt tanık beyanları ile sonuca gidilmesinin eksik inceleme doğuracağını açıkça ortaya koymuştur. Bilgisayar açılış ve kapanış saatlerini gösteren log kayıtları, güvenlik defterleri ve emniyet müdürlüğü kayıtlarının objektif delil niteliği taşıdığı vurgulanarak, yargılamanın bu teknik ve yazılı veriler üzerinden titizlikle yürütülmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, ihtirazi kayıtsız olarak imzalanan ücret bordrolarının aksi durumunun yalnızca eşdeğer yazılı belgelerle kanıtlanabileceği kuralını yeniden teyit ederek alt mahkemelere ve uygulamacılara net bir mesaj vermektedir. Ayrıca, mahkemelerin direnme ya da uyma kararı verdikten sonra bozma gereklerini tam olarak, hiçbir eksiklik bırakmadan yerine getirmek zorunda oldukları kesinkes hatırlatılmıştır. Gerekçeli kararın kendi içinde veya hüküm fıkrasıyla çelişmesinin tek başına mutlak bir bozma sebebi olduğu belirtilerek, yerel mahkemelerin infaz aşamasında hiçbir tereddüt yaratmayacak netlikte hüküm kurmaları zorunluluğunun altı önemle çizilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, davalı bankanın bir şubesinde ticari portföy yöneticisi olarak görev yapmaktayken, ağır çalışma koşullarına dayanamadığını ve sistematik mobbing uygulamalarına maruz kaldığını belirterek iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmiş ve dava açmıştır. Davacı, sabah 08:30'dan akşam 22:00'ye kadar aralıksız çalıştığını, hafta sonları dahi işe gelmek zorunda bırakıldığını, buna rağmen fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerinin kendisine hiç ödenmediğini, ayrıca hak ettiği prim ile ikramiye alacaklarının da verilmediğini iddia ederek bu alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Buna karşılık davalı banka, davacı işçinin herhangi bir mobbing veya haklı fesih sebebi olmadan, sırf başka bir bankada yeni bir iş bulduğu için kendi isteğiyle istifa ettiğini öne sürmüştür. Davalı işveren, iddia edilenin aksine uzun mesai saatlerinin gerçeği yansıtmadığını, davacının tüm izinlerini kullandığını ve kendisine eksik ödenen hiçbir prim veya ikramiye alacağı bulunmadığını savunarak davanın tamamen reddedilmesini istemiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle iş hukukunda geçerli olan katı ispat kurallarına ve usul hukukunun temel prensiplerine dayanmıştır. Özellikle işçilik alacaklarının, en başta da fazla çalışma ücretinin ispatı noktasında yerleşik içtihat kuralları titizlikle uygulanmıştır.

Temel bir hukuk kuralı olarak, işyerinde fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, bu iddiasını somut delillerle ispatlamakla yükümlüdür. İşçinin kendi imzasını taşıyan ücret bordroları, mahkemeler nezdinde sahteliği kanıtlanıncaya kadar kesin delil niteliğindedir. Şayet işçi, ilgili ayın bordrosunu herhangi bir ihtirazi kayıt koymadan imzalamışsa, bordroda görünenden daha fazla çalıştığına dair iddiasını tanık beyanıyla değil, ancak aynı kuvvette yazılı ve kesin belgelerle kanıtlamak zorundadır. Ancak işçiye bordro imzalatılmadığı ve ödemelerin doğrudan banka kanalıyla yapıldığı durumlarda işçiden ihtirazi kayıt beklenemeyeceği için, işçi hak talebini her türlü delille ispatlayabilir.

4857 sayılı İş Kanunu m.41 çerçevesinde fazla çalışmanın tespiti için öncelikle işyeri kayıtları dikkate alınmalıdır. Yargıtay içtihatlarına göre, işyerine giriş-çıkışı net olarak gösteren belgeler, banka içi bilgisayar açılış kapanış sistem kayıtları (log kayıtları) ve güvenlik nöbet defterleri öncelikli delil statüsündedir. Yalnızca bu belgelerle veya yazılı delillerle kanıtlanamayan dönemler söz konusu olduğunda, işin niteliğine, yoğunluğuna ve tarafların dinlettiği tanık beyanlarına başvurulması gerekmektedir.

Bunların yanı sıra, usul hukuku açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 uyarınca mahkeme kararlarının kendi içinde çelişkili olmaması ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde tutarlı olarak gerekçelendirilmesi şarttır. Bir üst mahkemenin bozma kararına uyulduğunda, o ilamın gereği olan tüm delil toplama ve araştırma adımlarının eksiksiz biçimde yerine getirilmesi emredici bir usul kuralıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararı dosyaya yansıyan somut olgular ışığında iki temel açıdan hatalı bularak kapsamlı bir değerlendirmeye tâbi tutmuştur.

İlk olarak, mahkeme kararının kendi içinde ciddi mantıksal ve matematiksel çelişkiler barındırdığı tespit edilmiştir. Mahkeme gerekçesinde, taraflar arasındaki iş sözleşmesine göre yıllık 270 saatlik (aylık 22,5 saat) fazla çalışma süresinin işçinin temel ücretine dâhil olduğu açıkça kabul edilmiş ve bu miktarın bilirkişi tarafından hesaplanan toplam fazla mesaiden düşülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ne var ki, hükme esas alınan bilirkişi raporuna bakıldığında, söz konusu 270 saatlik yasal fazla çalışma süresinin hesaplanan fazla mesai toplamından düşülmediği açıkça görülmüştür. Dahası mahkeme, gerekçesinin bir bölümünde haftalık çalışmanın 40 saat olduğuna dair sözleşmede veya yönetmelikte hiçbir hüküm bulunmadığını belirtmesine rağmen, hemen birkaç paragraf sonra haftalık çalışmanın 40 saat olduğunu kabul ederek hesaba katmıştır. Bu durum, gerekçeli karar ile hüküm fıkrası arasında açık bir kopukluk ve çelişki yaratmıştır.

İkinci ve daha kritik olan hata ise, yerel mahkemenin Yargıtay’ın daha önce vermiş olduğu bağlayıcı bozma ilamının gereğini tam anlamıyla yerine getirmemesidir. Önceki bozma kararında, davacının gerçek çalışma saatlerinin tespiti için uzman bir bilirkişinin işyerinde bizzat yerinde inceleme yapması, davacıya ait bilgisayar açılış kapanış (log) kayıtlarının, hafta sonu mesailerini aydınlatacak emniyet müdürlüğü kayıtlarının ve banka güvenlik defterlerinin kronolojik olarak eksiksiz temin edilmesi gerektiği emredilmiştir. Buna karşın yerel mahkeme, bozma kararıyla istenen bu yeni ve kritik kayıtları ilgili kurumlardan hiç getirtmemiş, sadece dosyanın içinde hâlihazırda bulunan eski ve eksik kayıtlar üzerinden bilirkişiye yeniden bir rapor hazırlatarak eksik inceleme ile hüküm kurmuştur.

Bu usuli eksiklikler ve çelişkiler neticesinde Yargıtay, tarafların iddia ve savunmalarının tam olarak karşılanmadığı, denetime elverişsiz ve hatalı bir yargılama yürütüldüğü sonucuna varmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kendi içinde çelişkili gerekçe oluşturması ve önceki bozma ilamının gereğini eksik yerine getirmesi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: