Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2017/18670 E. | 2020/18683 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2017/18670 E. 2020/18683 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2017/18670
Karar No 2020/18683
Karar Tarihi 16.12.2020
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Fazla çalışma ispat yükü kural olarak işçidedir.
  • İmzalı ücret bordroları aksi ispatlanana dek kesin delildir.
  • Bordroyu aşan fazla mesai yazılı belgeyle kanıtlanmalıdır.
  • Bilirkişi raporlarındaki açık hesap hataları bozma nedenidir.

Bu karar, iş hukuku yargılamalarında fazla çalışma ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması usulleri bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçinin imzasını taşıyan ve ihtirazi kayıt içermeyen ücret bordrolarının, sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliği taşıdığını bir kez daha vurgulamıştır. Eğer işçi, imzalı bordrolarda yer alan tahakkuktan daha fazla mesai yaptığını iddia ediyorsa, bu iddiasını tanık beyanlarıyla değil, ancak eşdeğer yazılı bir belge ile kanıtlamak zorundadır. Kararın kalbinde, ispat yükünün kural olarak işçide olduğu ve ödeme belgelerinin bu ispat sürecindeki bağlayıcı gücü yatmaktadır. Bu yaklaşım, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerinin iş uyuşmazlıklarında korunmasını sağlamaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat yerel mahkemelerin ve özellikle hesap bilirkişilerinin matematiksel değerlendirmelerde ne kadar titiz olması gerektiğini göstermektedir. Bilirkişi raporlarında tespit edilen çalışma saatleri ile varılan haftalık fazla mesai süresi arasındaki açık aritmetik hatalar, Yüksek Mahkeme tarafından adil yargılanma hakkı kapsamında doğrudan bozma sebebi yapılmaktadır. Uygulamada, tarafların veya hakimin gözünden kaçabilen saat ve süre hesaplama yanlışlıklarının, adaletin tecellisinde ağır sonuçlar doğurabileceği ve bu nedenle yargılama süreçlerinin her zaman Yargıtay'ın sıkı denetimine tabi olduğu net bir biçimde ortaya konulmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, bir işçinin uzun süredir çalıştığı işyerinde kendisine yöneticileri tarafından sistematik olarak mobbing uygulandığını ve tüm yasal alacaklarının verileceği sözüyle kendisinden baskı altında istifa dilekçesi alındığını belirterek işverene karşı dava açmasıyla başlamıştır. İşçi, ödenmediğini iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte, çalışma dönemi boyunca gerçekleştirdiği fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin gibi temel işçilik alacaklarının işverenden tahsilini talep etmiştir.

Buna karşılık davalı işveren tarafı ise, işçinin kendi isteğiyle, hür iradesiyle ve haklı hiçbir sebep olmadan işten ayrıldığını, bu nedenle kıdem veya ihbar tazminatı hakkı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Hatta işveren bu savunmasıyla yetinmeyerek, işçinin kanuni ihbar süresine uymadan işi aniden bırakması nedeniyle işyerinde aksaklıklar yaşandığını ve zarara uğradığını ileri sürmüş, işçiden ihbar tazminatı talep ettiği bir karşı dava açmıştır. Uyuşmazlık, işçinin fazla mesai yapıp yapmadığı, fazla çalışmaların nasıl ispat edileceği, istifanın geçerliliği ve en önemlisi mahkemeye sunulan bilirkişi raporundaki saat hesaplamalarının hukuka uygun olup olmadığı noktalarında düğümlenmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukukunda fazla çalışma alacaklarının ispatı, genellikle 4857 sayılı İş Kanunu m. 41 çerçevesinde şekillenen ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarıyla sınırları çizilen çok temel kurallara tabidir. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kural olarak fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatlamakla yükümlü tutulmuştur. İşçi bu iddiasını her türlü delille ispatlayabilir ancak yazılı delillerin varlığı durumunda ispat kuralları daralmaktadır.

İşçinin imzasını taşıyan ücret bordroları, sahteliği ispat edilinceye kadar maddi gerçeği yansıtan kesin delil niteliğindedir. İşçinin bordroyu ihtirazi kayıt koymadan imzalaması halinde, bordroda görünen fazla çalışma alacağının kendisine tam olarak ödendiği karine olarak kabul edilir. İmzalı bordrolarda bir fazla mesai tahakkuku bulunuyorsa ve işçi gerçekte daha fazla çalıştığını iddia ediyorsa, bu durumu tanık sözleriyle veya hayatın olağan akışına dair soyut varsayımlarla değil, işyerine giriş çıkış kayıtları, puantaj cetvelleri, iç yazışmalar gibi eşdeğer yazılı belgelerle ispat etmek zorundadır.

Bunun bir istisnası olarak, eğer işçiye bordro imzalatılmamışsa veya bordrolarda tahakkuk yer almasına rağmen ödemeler sadece banka kanalıyla yapılmışsa, işçinin ihtirazi kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, fazla çalışmanın ispatı her türlü delille (özellikle tanık beyanlarıyla) mümkün hale gelir.

Doktrinde ve yargı uygulamasında, mahkemelerin hüküm kurarken dayandıkları bilirkişi raporlarının matematiksel ve mantıksal bir iç tutarlılık taşıması gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Günlük çalışma süresinden ara dinlenme sürelerinin düşülmesiyle bulunan net fiili çalışma süresinin haftalık toplamı, yasal sınır olan 45 saati aşıyorsa, aşan kısım fazla çalışma olarak kabul edilir. Bu hesaplama yapılırken düşülecek zorunlu ara dinlenme süreleri, çalışma süresinin uzunluğuna orantılı olarak 4857 sayılı İş Kanunu m. 68 uyarınca belirlenir. Hesaplamalarda yapılan açık maddi hatalar, yargılamanın güvenilirliğini ve maddi gerçeği zedeleyeceğinden, Yargıtay nezdinde mutlak bir bozma nedeni olarak değerlendirilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararı ve hükme esas alınan bilirkişi raporunu detaylı bir incelemeye tabi tutmuştur. Yerel mahkeme tarafından verilen ilk kararda, davacı işçinin istifasının haklı nedene dayanmadığı kanaatiyle kıdem ve ihbar tazminatı talepleri reddedilmiş; buna karşılık fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık izin alacakları kabul edilmiş, ayrıca işverenin açtığı karşı davada işverenin ihbar tazminatı talebi haklı bulunarak işçiden tahsiline karar verilmiştir.

Yüksek Mahkeme, işçinin kabul edilen çalışma süreleri bakımından dosya içeriğine göre bir isabetsizlik bulunmadığını teyit etmiştir. Bilirkişi raporunda davacının kış aylarında haftanın beş günü 07.30 ile 18.00 saatleri arasında, 1 saat ara dinlenme düşülerek günlük 9,5 saat; cumartesi günleri ise 07.30 ile 13.30 saatleri arasında yarım saat ara dinlenme ile günlük 5 saat çalıştığı belirlenmiştir. Bu kış dönemi hesabı, haftada toplam 52,5 saatlik bir fiili çalışmaya denk gelmekte olup yasal 45 saatlik sınırın üzerinde 7,5 saat fazla çalışma net olarak tespit edilmiştir.

Ancak uyuşmazlığın Yargıtay nezdinde bozulduğu asıl nokta, yaz dönemi çalışmalarındaki açık matematiksel hesaplama hatası olmuştur. Rapora göre yaz aylarında davacı işçi, hafta içi 07.30-20.00 saatleri arasında 1,5 saat ara dinlenme ile günlük 11 saat (haftada 5 gün çalışmadan 55 saat) ve cumartesi günleri 07.30-13.30 saatleri arasında yarım saat ara dinlenme ile 5 saat çalışmıştır. Bu temel aritmetik hesaba göre davacının yaz aylarındaki toplam haftalık çalışma süresi 60 saat yapmaktadır. Yasal haftalık azami çalışma süresi olan 45 saat bu rakamdan çıkarıldığında (60 - 45 = 15), haftalık fazla mesai süresinin tam olarak 15 saat olduğu ortaya çıkmaktadır. Fakat mahkemenin kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporunda, bu 15 saatlik sürenin açık bir işlem hatasıyla 26 saat olarak hesaplanıp yazıldığı tespit edilmiştir.

Yerel mahkemenin, bilirkişi raporundaki bu açık matematiksel hatayı gözden kaçırarak, işçi lehine fazla çıkan bu hatalı miktar üzerinden hüküm kurması, hukuka aykırı bulunmuş ve adil yargılanma ilkesine aykırı görülmüştür.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, fazla çalışma süresinin bilirkişi raporunda hatalı hesaplanması nedeniyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: