Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2016/1236 E. | 2018/25781 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2016/1236 E. 2018/25781 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/1236
Karar No 2018/25781
Karar Tarihi 29.11.2018
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Fazla çalışma iddiasında ispat yükü işçidedir.
  • İhtirazi kayıtsız bordronun aksi yazılı delille ispatlanır.
  • İmzasız bordrodaki tahakkuk banka kayıtlarıyla doğrulanmalıdır.
  • Banka ödemesi incelenmeden imzasız bordro reddedilemez.

Bu karar, işçilik alacakları davalarında işverence sunulan ücret bordrolarının imzasız olması durumunda, yerel mahkemelerin delil değerlendirmesini nasıl yapması gerektiği konusunda son derece net bir hukuki standart getirmektedir. Hukuken, işçinin imzasını taşımayan bordrolar tek başlarına söz konusu ödemenin fiilen yapıldığını kanıtlamaya yeterli değildir. Ancak işveren tarafından düzenlenen bu bordrolarda fazla mesai, hafta tatili veya yıllık izin ücreti gibi alacak kalemleri tahakkuk ettirilmişse, hakimin sadece "bordroda imza yok" diyerek bu belgeleri bütünüyle geçersiz sayması eksik inceleme olarak kabul edilmektedir. Karar, imzasız bordrolardaki tahakkukların gerçekliğini teyit etmek için mutlaka o döneme ait banka hesap hareketlerinin, maaş ödeme kayıtlarının eksiksiz olarak celbedilmesi ve her iki kaydın birbiriyle örtüşüp örtüşmediğinin denetlenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu içtihat, hem işçi hem de işveren tarafı için kritik bir ispat dengesi kurmaktadır. Benzer davalarda, işverenlerin şekli olarak bordro sunmaları yeterli görülmeyecek; bu bordrolardaki tahakkuk tutarlarının işçinin banka hesabına kuruşu kuruşuna fiilen yatırıldığının ispatlanması zorunlu tutulacaktır. Aynı zamanda, yerel mahkemelerin banka ödeme kayıtlarını detaylıca incelemeden, salt evraktaki imza eksikliğine dayanarak işveren aleyhine ve işçi lehine mükerrer bir ödeme kararı vermesinin Yargıtay denetiminden döneceği kesinleşmiştir. Bu durum, alacak hesaplamalarında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, haksız kazancın ve sebepsiz zenginleşmenin önlenmesi adına yargı mercilerine daha kapsamlı, titiz ve denetime elverişli bir araştırma yükümlülüğü getirmekte olup, iş hukuku pratiğinde doğrudan yol gösterici bir kılavuz niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu hukuki uyuşmazlık, bir banka çalışanı ile işvereni arasında işten ayrılış süreci ve ödenmediği iddia edilen çeşitli işçilik alacakları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Davacı konumundaki işçi, 2007 yılının Eylül ayından 2013 yılının Şubat ayına kadar davalı bankada aralıksız olarak çalışmıştır. İşçi, bu çalışma dönemi boyunca kendisine işyerinde sistematik bir biçimde psikolojik baskı ve yıldırma politikası (mobbing) uygulandığını, bu durumun dayanılmaz bir hal alması neticesinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmek zorunda kaldığını ileri sürerek yargı yoluna başvurmuştur. Açtığı davada işçi; kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte prim, ara tatili, hafta sonu tatili, yıllık izin, fazla çalışma ücreti ve uğradığı manevi zararın telafisi için manevi tazminat talep etmiştir.

Buna karşılık davalı banka, işçinin öne sürdüğü mobbing iddialarının tamamen asılsız olduğunu, ortada bir haklı fesih bulunmadığını, işçinin kendi hür iradesiyle istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını savunmuştur. Davalı ayrıca, işyerinde hafta sonu çalışması yapılmadığını, işçinin fazla çalışma alacağı iddialarının gerçeği yansıtmadığını ve her halükarda bu taleplerin zamanaşımına uğradığını iddia etmiştir. Uyuşmazlığın temel çatışma noktasını; taraflar arasındaki hizmet ilişkisinin nasıl sona erdiği ve bilhassa dosyaya sunulan imzasız bordrolarda yer alan ücret tahakkuklarının işçiye ödenip ödenmediğinin ispatı oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, bu tür işçi-işveren uyuşmazlıklarını çözerken kanunların emredici hükümlerini ve ispat hukukunun yıllar içinde şekillenmiş temel kurallarını baz almaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca, işçinin emeğinin karşılığı olan ücretin, fazla çalışmanın veya yıllık izin hakkının ödendiğini ispat yükümlülüğü mutlak surette işverene aittir. Bununla birlikte, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi de kural olarak öncelikle bu iddiasını (haftalık kırk beş saati aşan çalışmasını) ispatlamakla mükelleftir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre, işçinin imzasını taşıyan ücret bordroları, sahteliği usulünce ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Yani imzalı bir bordroda fazla çalışma veya benzeri bir tahakkuk görünüyor ve ödenmişse, işçi kural olarak bu bordro dönemleri için daha fazla çalışma yaptığını tanık beyanıyla ispatlayamaz. Ancak işçi, ilgili bordroyu imzalarken "fazlaya ilişkin haklarım saklıdır" gibi bir ihtirazi kayıt (çekince) koymuşsa, o ay için bordroda görünenden daha fazla çalıştığını her türlü delille (tanık dahil) kanıtlayabilir. İhtirazi kayıtsız imzalanan bordrolarda ise, işçinin daha fazla çalıştığı iddiası sadece işyerine giriş-çıkış saatlerini gösteren kesin belgeler, puantaj kayıtları veya işyeri iç yazışmaları gibi geçerli yazılı delillerle kanıtlanabilir.

Asıl hukuki mesele bordroların imzasız olması durumunda ortaya çıkmaktadır. İşverence sunulan bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen işçinin imzası yoksa, bu bordrolar tek başına ödemeye karine teşkil etmez. Yargıtay'ın güncel ve katı doktrin yorumuna göre, bu durumda mahkemenin yapması gereken şey, işçinin ücretlerinin yattığı dönemsel banka ödeme kayıtlarını bütünüyle celbetmektir. Eğer banka kayıtlarındaki yatan tutarlar ile imzasız bordrolardaki net tutarlar birebir uyumluysa, tahakkuk ettirilen fazla çalışma veya yıllık izin ücretlerinin fiilen ödendiği hukuken kabul edilir ve bu rakamlar hesaplanacak toplam alacaktan mutlaka mahsup edilir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılamada, işçinin alacaklarına dair bilirkişi raporu alınmış ve dava kısmen kabul edilerek sonuçlandırılmıştır. Ancak Yargıtay incelemesinde, mahkemenin ispat kurallarını uygulamada ve delil değerlendirme sürecinde eksiklikler barındırdığı tespit edilmiştir. Somut dosyada, işçinin fazla çalışma yaptığına dair iddialar araştırılırken, davalı banka tarafından dosyaya sunulan bazı ücret bordrolarında açıkça "fazla mesai tahakkuku" bulunduğu görülmüştür. Ne var ki, bu bordrolar işçinin imzasını taşımamaktadır. Yerel mahkeme, salt imza eksikliği nedeniyle bu belgeleri inceleme dışı bırakmıştır. Üstelik dosya içerisinde, bu bordro dönemlerinde davacı işçiye yapılan net ücret ödemelerini doğrulayacak veya yalanlayacak banka hesap hareketleri de bulunmamaktadır. Yargıtay, mahkemenin bu eksik bırakılmış dosyayla karar vermesini isabetsiz bulmuş; derhal ilgili banka kayıtlarının eksiksiz olarak getirtilmesi, imzasız bordrolardaki fazla çalışma tahakkuklarının banka dökümleriyle karşılaştırılması ve şayet ödenmişse bu tutarların hesaplanan alacaktan düşülerek (mahsup edilerek) sonuca gidilmesi gerektiğinin altını çizmiştir.

Benzer bir tespit, davanın diğer önemli bir kalemi olan yıllık izin ücreti alacağında da yapılmıştır. Dosyadaki incelemede, işçinin çalıştığı son dönem olan 2013 yılı Şubat ayına ait ücret bordrosunda, kendisine izin ücreti tahakkuk ettirildiği anlaşılmıştır. Ancak bu bordro da imzasız olduğu için yerel mahkemece alacak hesaplamasında tamamen göz ardı edilmiştir. Yargıtay, bu noktada da hukuka aykırılık bulmuş; yukarıda bahsedilen aynı inceleme yöntemiyle, Şubat 2013 banka dökümlerinin incelenmesi, söz konusu imzasız bordroda gösterilen izin ücretinin işçinin hesabına geçip geçmediğinin tespit edilmesi ve sonucuna göre yıllık izin alacağı hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir. Yapılan bu eksik araştırma ve yetersiz değerlendirmelerin adil yargılanma ve ispat ilkelerine aykırılık teşkil ettiği görülmüştür.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme tarafından eksik inceleme ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: