Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/28038 E. 2020/4050 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/28038 |
| Karar No | 2020/4050 |
| Karar Tarihi | 03.03.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Fazla çalışma iddiasında ispat yükü işçidedir.
- İmzalı bordrolar aksi ispatlanana kadar kesin delildir.
- İmzasız bordrolarda banka ödemeleri mahsup edilmelidir.
- İşyeri düzenini bilmeyen tanık beyanlarına itibar edilemez.
Bu önemli mahkeme kararı, iş hukuku pratiğinde vatandaşlar ve avukatlar tarafından en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri olan fazla çalışma ücretinin ispatı ve adil bir şekilde hesaplanması usulleri bakımından oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay incelemesinde, çalışma hayatındaki hak arayışlarında temel bir ilke olarak, özellikle işçinin fazla çalışma yaptığını iddia etmesi durumunda ispat yükünün kural olarak sadece işçinin omuzlarında olduğunu bir kez daha güçlü bir şekilde vurgulamıştır. İmzalı bordroların varlığı halinde bunların hukuken kesin delil niteliği taşıdığı, ancak belgenin imzalanması esnasında ihtirazi kayıt düşülmesi durumunda ise işçinin iddiasını tanık dahil her türlü delille ispatlayabilmesinin mümkün olabileceği açıkça belirtilmiştir. Bu husus, çalışma hayatında sıklıkla görülen kayıt dışılığın ve eksik ödemelerin önüne geçilmesi adına hem işverenleri bordro düzenleme süreçlerinde çok daha dikkatli ve şeffaf olmaya hem de işçileri hak arama hürriyetlerini kullanırken iddialarını yazılı belgeye dayalı ispat etmenin önemine davet etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, ilk derece mahkemelerinin taraf delillerini hukuka uygun şekilde eksiksiz toplamadan ve özellikle işyerinin çalışma düzenini fiilen bilen işçi tanıklarını dinlemeden doğrudan sonuca gitmelerinin mutlak bir bozma sebebi olduğu açıkça ortaya konulmuştur. İmzasız bordroların varlığı halinde ise sadece bununla yetinilmeyip, banka kayıtlarının detaylıca incelenerek yapılan ödemelerin net olarak tespit edilmesi ve toplam hesaptan düşülmesi gerektiği yönündeki kural, uyuşmazlıkların çözümünde hakkaniyetli bir hesaplama metodunun vazgeçilmezliğini pekiştirmektedir. Uygulamada yerel mahkemelerin, fazla mesai iddialarını değerlendirirken salt soyut işçi iddialarıyla yetinmemesi, işyerine giriş çıkış kayıtları, şirketin iç yazışmaları ve nihayetinde doğrudan görgüye dayalı tarafsız tanık beyanlarını bir bütün olarak irdelemesi gerektiği hususu, bu karar ile yerleşik emsal içtihat niteliğini korumaya ve alt mahkemelere yol göstermeye devam etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlıkta, davacı sıfatını taşıyan işçi, davalıya ait işyerinde yirmi altı Şubat iki bin on tarihi ile on Nisan iki bin on beş tarihleri arasında taşlama ustası olarak emek vermekteyken, işyerinde sadece sigara içtiği gerekçe gösterilerek işten çıkarıldığını ve mağdur edildiğini beyan ederek dava açmıştır. İşçi, sigara içilmesinin işyerinde herhangi bir tehlike yaratmadığını, daha öncesinde kendisine bu yönde hiçbir resmi uyarı yapılmadığını iddia etmiş, asıl sorunun kendisi gibi kıdemi fazla olan yaşlı işçilere işveren tarafından mobbing uygulanması ve biriken işçilik alacaklarının ödenmek istenmemesi olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca işçi, işyerinde yoğun bir şekilde fazla mesai yapmasına, ikili vardiya sistemiyle haftanın tam altı günü çok uzun saatler çalışmasına rağmen fazla çalışma ücretlerinin kendisine oldukça eksik ödendiğini, prime esas yasal kazancına bu meblağların dahil edilmediğini ve çalışırken maske gibi zorunlu koruyucu ekipmanların dahi verilmediğini ifade etmiştir. Bu şikayetler ve gerekçelerle işveren aleyhine dava açarak ödenmeyen kıdem ve ihbar tazminatı ile biriken fazla mesai ücretlerinin yasal faiziyle ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay mahkemesinin incelemesinde, uyuşmazlığın adil çözümünde dikkate alınması gereken temel evrensel hukuk kuralları ve yargının yerleşik içtihat prensipleri oldukça detaylıca açıklanmıştır. Mahkemenin dayandığı en temel kural, genel hukuk prensiplerine de uygun olarak, fazla çalışma yaptığını iddia eden işçinin bu iddiasını geçerli yasal delillerle ispatla yükümlü olduğu kuralıdır.
İspat hukuku standartları açısından, işyeri ücret bordrolarına yönelik yasal kurallar büyük önem taşımaktadır. İşçinin kendi serbest iradesiyle imzasını taşıyan bir maaş bordrosu, hukuken sahteliği ispat edilinceye kadar yargılamada kesin delil niteliğindedir. Bir başka deyişle, ihtirazi kayıt yani yasal bir çekince bulunmayan imzalı bordrolarda yer alan tüm fazla mesai tahakkuklarının işçiye tam olarak ödendiği yasal olarak varsayılır ve işçinin gerçekte daha fazla çalıştığını sıradan iddialarla ileri sürmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak işçi, bordroyu bizzat imzalarken alacaklarının daha fazla olduğu yönünde açık bir ihtirazi kayıt düşmüşse, bu durumda iddia edilen fazla mesai süreleri tanık beyanları dahil her türlü delille ispatlanabilir hale gelmektedir. Buna karşın, bordroların hem imzalı hem de ihtirazi kayıtsız olması gibi durumlarda dahi, işçinin kanıtlamak istediği fazla çalışmaların aksinin ancak başka bir geçerli yazılı belge ile kanıtlanabileceği önemle belirtilmiştir.
Bordrolarda fazla çalışma tahakkuku bulunmasına rağmen işçinin imzasının olmaması durumunda ise mahkemelerce farklı bir usul izlenir. Bu durumda, doğrudan ilgili döneme ait banka ödeme kayıtlarının tüm detaylarıyla celp edilmesi ve tespit edilen banka ödemelerinin yapılacak fazla çalışma hesaplamalarından mutlak surette mahsup edilmesi gerektiği yerleşik bir içtihat prensibidir. Fazla çalışmanın yasal ispatında öncelikli olarak dikkate alınacak deliller işyerine ait giriş ve çıkış kayıtları, yasal puantajlar ve işyeri iç yazışmalarıdır. Bu tür resmi veya yazılı belgelerin bulunmaması halinde ise doğrudan tanık beyanlarına başvurulur. Bu noktada çalışma düzenini bilmesi mümkün olmayan kişilerin şahitliğine itibar edilmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi, dava dosyasındaki tüm bilgi, tanık beyanları ve belgeleri dikkatle inceleyerek ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya ilişkin çok ciddi eksiklikler ile aykırılıklar tespit etmiştir. Davacı taşlama ustası işçi, davalı işyerinde sabah sekiz ile akşam on sekiz ve akşam yirmi iki ile sabah sekiz saatleri arasında ikili ağır vardiya sistemiyle haftanın altı günü kesintisiz çalıştığını iddia etmiş ve bu yoğun yıpratıcı çalışmasına rağmen yasal ücretlerinin her zaman eksik ödendiğini belirterek hak arayışına girmiştir.
Yüksek Mahkeme, işçinin fazla mesai alacağı konusunda yerel mahkeme tarafından yapılan genel incelemenin oldukça eksik ve yüzeysel olduğunu belirlemiştir. İş hukuku prensipleri gereğince, fazla çalışma gibi önemli bir iddianın tam olarak aydınlatılabilmesi için iddia ve savunmada bulunan her iki tarafın delillerinin eksiksiz olarak mahkemece toplanması ve ardından titizlikle değerlendirilmesi mutlak bir şarttır. Yargıtay, davacı işçinin çalışmasının kapsamını ve tam süresini belirlemek adına öncelikle ilgili tarafların gösterdiği tüm tanık beyanlarının duruşmada eksiksiz alınması gerektiğini, fazla mesai yapılıp yapılmadığı hususunun sadece bu beyanlar ve toplanan diğer somut deliller ışığında birlikte tespit edilmesinin hukuken zorunlu olduğunu ifade etmiştir.
Eğer mahkemece toplanacak bu detaylı deliller ışığında davacının gerçekten fazla çalışma yaptığı kanaatine varılırsa, işçiye bu çalışmalarının karşılığında tam ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti için dosyaya sunulan resmi ücret bordroları ve banka hesap dökümlerinin dikkatle incelenmesi gerektiği önemle vurgulanmıştır. İmzalı bordrolarda ve banka dökümlerinde yer alan, dolayısıyla işverence karşılığı ödenmiş olduğu anlaşılan sürelerin fazla mesai hesaplamasından kesinlikle dışlanması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, işçinin ıslak imzasını taşımayan bordrolarda bile eğer tahakkuk ettirilerek banka yoluyla fiilen ödenen kısımlar var ise, bu tutarların da bulunacak toplam fazla çalışma ücreti alacağından mahsup edilmesi emredilmiştir. Sadece net bir bakiye alacak tespit edilmesi halinde ancak bu tutarın hüküm altına alınabileceği belirtilmiştir. Yerel mahkemenin, taraf delillerini tam olarak toplamadan karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, delillerin eksik toplanması ve hatalı değerlendirme yapılması yönünden kararı bozmuştur.