Karar Bülteni
AİHM BEGIĆ BN. 2023/5067
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM / Dördüncü Bölüm |
| Başvuru No | 2023/5067 |
| Karar Tarihi | 03.02.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Etnik kökene dayalı ayrımcılık demokratik toplumda haklı görülemez.
- Seçilme hakkı etnik aidiyet şartına bağlanarak kesinlikle sınırlandırılamaz.
- Etnik köken temelli siyasi dışlanma Sözleşme'ye tamamen aykırıdır.
Bu karar, Bosna Hersek anayasal sistemindeki etnik dayatmalara dayalı siyasi temsiliyetin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12 No.lu Protokolü kapsamında yarattığı ihlalleri bir kez daha ve son derece çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Mahkeme, bireylerin belirli bir etnik kökeni beyan etmeye zorlanmasını ve yalnızca "kurucu halklar" olarak adlandırılan Boşnak, Hırvat ve Sırp mensuplarına tanınan üst düzey siyasi makamlara seçilme ayrıcalığını hukuka aykırı ve açık bir ayrımcılık olarak nitelendirmiştir. Bu bağlamda verilen karar, demokratik bir devlette seçme ve seçilme hakkının etnik kimlik tekelinden çıkarılması gerektiğini hukuken çok net bir biçimde teyit etmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik Sejdić ve Finci içtihadının devamı niteliğinde olan bu karar, Bosna Hersek'teki etnik kotalara ve ayrıcalıklara dayalı siyasi yapının ivedilikle değiştirilmesi yönündeki uluslararası baskıyı artırmaktadır. Benzer anayasal davalarda tartışmasız bir emsal teşkil edecek olan bu hüküm, anayasalarda veya seçim kanunlarında yer alan "Diğerleri" kategorisindeki vatandaşların demokratik süreçlerden dışlanmasının, demokratik çoğulculuk ilkesiyle asla bağdaşmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Uygulamada, Bosna Hersek devletinin insan hakları standartlarına uygun anayasal reformlar yapması ve tüm vatandaşlarına etnik aidiyetlerinden tamamen bağımsız olarak eşit siyasi katılım hakkı sunması zorunluluğu uluslararası yargı güvencesiyle perçinlenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bosna Hersek vatandaşı Zlatan Begić, devletin anayasal sisteminde yer alan "kurucu halklar" olan Boşnak, Hırvat veya Sırp kategorilerinden hiçbirine mensubiyet bildirmemiştir. Bu sebeple anayasal olarak "Diğerleri" sınıfında yer almaktadır. Kendisi, Bosna Hersek Parlamentosu Temsilciler Meclisi üyesi olmasına rağmen, mevcut anayasa ve iç tüzük kuralları gereğince Meclis Başkanlığı veya Başkan Yardımcılığı pozisyonlarına aday olması hukuken engellenmiştir. İlgili kurallar, bu makamlara yalnızca bir Sırp, bir Boşnak ve bir Hırvat üyenin seçilebileceğini öngörmektedir. Başvurucu, etnik kökenini beyan etmemesi ve kurucu halklardan birine mensup olmaması nedeniyle seçilme hakkının elinden alındığını ve bu durumun etnik kökene dayalı açık bir ayrımcılık oluşturduğunu belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuştur. Temel uyuşmazlık, bu dışlayıcı siyasi sistemin ayrımcılık yasağını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek 12 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında düzenlenen genel ayrımcılık yasağı çerçevesinde değerlendirmiştir. Bu madde, kanunla sağlanan herhangi bir haktan yararlanmanın, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diğer görüşler, ulusal veya sosyal köken gibi herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılığa uğramadan güvence altına alınmasını kati bir surette emreder.
Mahkeme, ayrımcılığın varlığını hukuken tespit ederken, benzer veya birbiriyle doğrudan ilgili durumlardaki kişilere farklı muamele edilip edilmediğine titizlikle bakar. Şayet bu farklı muamelenin objektif ve makul bir gerekçesi yoksa, yani meşru bir amaç gütmüyor veya kullanılan araçlarla ulaşılmak istenen amaç arasında makul ve haklı bir orantılılık ilişkisi bulunmuyorsa, ayrımcılık yasağı ihlal edilmiş sayılır.
Yerleşik içtihatlara göre, bilhassa bir kişinin etnik kökenine dayalı olarak yapılan ayrımcılık, demokratik toplumlarda en ağır ayrımcılık türlerinden biri olarak kabul edilir ve yetkililerin bu konuda çok daha özel bir hassasiyet göstermesi gerekir. Sırf etnik kökene dayalı bir farklı muamele, çoğulculuk ve farklı kültürlere karşılıklı saygı ilkeleri üzerine inşa edilmiş çağdaş demokratik bir toplumda nesnel olarak hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Devletlerin kendi anayasal seçim sistemlerini düzenlerken sahip oldukları takdir yetkisi geniş olmakla birlikte, bu hukuki yetki etnik temelli bir siyasi dışlanmayı meşru kılacak şekilde kullanılamaz ve evrensel hukuk kurallarının dışına çıkılamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, somut olayda Temsilciler Meclisi Başkanlığı ve Başkan Yardımcılığı pozisyonlarına yalnızca kurucu halklar olarak tanımlanan Boşnak, Hırvat ve Sırp kökenli kişilerin seçilebileceği kuralının, etnik köken beyan etmeyen başvurucu açısından doğrudan ve açık bir dışlanma yarattığını tespit etmiştir. Başvurucunun, herhangi bir kurucu halka mensubiyet bildirmemesi nedeniyle kanun gereği bu makamlara seçilme hakkından mahrum bırakılması, benzer durumdaki kişiler arasında etnik kökene dayalı bariz bir farklı muamele oluşturmaktadır.
Hükümetin, Bosna Hersek'teki anayasal yapının geçmişte yaşanan yıkıcı çatışmaların ardından barışı sağlamak ve korumak amacıyla kurulduğu yönündeki savunması da Mahkeme tarafından değerlendirilmiştir. Ancak Mahkeme, Temsilciler Meclisindeki söz konusu üst düzey makamların sadece belirli etnik grupların tekeline bırakılmasının, çağdaş demokratik ilkelerle bağdaşmadığına karar vermiştir. "Diğerleri" kategorisinde yer alan vatandaşların siyasi süreçlerin önemli aşamalarından tamamen dışlanmasının, devletin çoğulculuk ve ayrımcılık yapmama yükümlülüklerine açıkça aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Seçim sistemlerinin devletlerin takdir yetkisinde olduğu kabul edilmekle birlikte, hiçbir siyasi veya idari makamın sadece etnik köken şartına bağlanarak diğer vatandaşlara kapatılması objektif ve makul bir gerekçeyle savunulamaz. Mahkeme, başvurucunun bir parlamento üyesi olarak yasama süreçlerine katılarak bu durumu değiştirme imkanı olduğu yönündeki hükümet itirazını da, anayasa değişikliği yapmanın tek bir milletvekilinin inisiyatifinde olamayacağı gerekçesiyle reddetmiştir.
Sonuç olarak AİHM, başvurucunun etnik mensubiyeti nedeniyle Temsilciler Meclisi Başkanlık divanına seçilme hakkından mahrum bırakılmasının objektif ve makul bir haklı nedene dayanmadığını belirterek, ayrımcılık yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.