Karar Bülteni
AYM Muhammed Şahin Uca BN. 2021/49149
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/49149 |
| Karar Tarihi | 15.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal ve Kabul Edilemezlik |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Etkili soruşturma için tüm deliller toplanmalıdır.
- Gözaltına tazminat için olağan yollar tüketilmelidir.
- Soyut beyan gerekçesiyle soruşturma ivedilikle kapatılamaz.
- Adli raporda iz olmaması şiddet iddiasını çürütmez.
Bu karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının kullanımı esnasında veya sonrasında kolluk kuvvetlerince uygulanan yakalama ve gözaltı tedbirlerinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, kişinin yalnızca haksız yere gözaltına alınmasından kaynaklanan hak ihlali iddialarında, doğrudan bireysel başvuru yapılmadan önce ceza muhakemesi hukuku sistematiği içerisinde öngörülen tazminat davasının açılması gerektiğine hükmederek başvuru yollarının tüketilmesi kuralını katı bir biçimde uygulamıştır. Öte yandan, gözaltı sırasında kolluk görevlilerince uygulanan kötü muamele iddiaları yönünden devletin etkili soruşturma yükümlülüğünün altı bir kez daha kalın çizgilerle çizilmiş ve Cumhuriyet savcılıklarının sadece ilk adli muayene raporlarına dayanarak dosyaları kapatamayacağı açıkça belirtilmiştir.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından bu karar, savcılık makamlarının işkence veya kötü muamele şikâyetlerini ele alış biçiminde köklü bir zihniyet değişikliğini zorunlu kılmaktadır. Mahkeme, adli muayene raporlarında darp izi bulunmasa dahi, şikâyetçinin sunduğu fotoğraflar, olay anına ait güvenlik veya basın kamera kayıtları ve tanık beyanları gibi diğer tüm somut delillerin titizlikle toplanmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak, soyut gerekçelerle verilen takipsizlik kararlarının doğrudan ihlal doğuracağını ortaya koymuştur. Ayrıca, temel haklara müdahalenin sadece yakalama ve gözaltı tedbiriyle sınırlı kaldığı toplanma özgürlüğü ihlali iddialarında, hukuki tazminat yolunun mutlak bir zorunlu başvuru yolu olarak kabul edilmesi, benzer uyuşmazlıklarda avukatların stratejilerini doğrudan etkileyecek ve doğrudan AYM'ye gitmek yerine öncelikle ağır ceza mahkemelerinde tazminat talebinde bulunulması gerekecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, güncel bir siyasi meseleye ilişkin düzenlenen bir basın açıklamasına katıldıktan sonra kalabalığın dağıldığı esnada toplantı ve gösteri yürüyüşleri mevzuatına muhalefet ettiği gerekçesiyle sivil ve resmî polis ekiplerince gözaltına alınmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, polislerin müdahalesi ve yakalama işlemi sırasında başvurucuya kasıtlı olarak fiziksel şiddet uygulaması, hakaret etmesi ve ters kelepçe takarak eziyet etmesi iddiaları yatmaktadır. Başvurucu, polislerin adli muayene doktoruna açıkça baskı yaparak darp izlerinin rapora yazılmasını engellediğini ileri sürmüştür. Başvurucu, maruz kaldığı bu şiddet olayları nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunmuş ancak savcılık, iddiaların soyut olduğunu ve ilk darp raporunda fiziki bir ize rastlanmadığını belirterek dosyayı kapatıp takipsizlik kararı vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, maruz kaldığı fiziksel şiddet nedeniyle kötü muamele yasağının ve haksız yere gözaltına alınması nedeniyle de toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunarak yeniden yargılama ve tazminat talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen genel yükümlülükleri ile kişinin dokunulmazlığını, maddi ve manevi varlığını koruyan genel ilkelerini birlikte ele alarak sonuca gitmektedir. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kimsenin devlet görevlileri tarafından kötü muameleye veya fiziksel şiddete uğradığına dair savunulabilir, makul bir iddia sunması hâlinde, devletin derhâl ve ivedilikle bağımsız ve etkili bir ceza soruşturması yürütme pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Soruşturmanın hukuken etkili kabul edilebilmesi için tüm lehe ve aleyhe delillerin eksiksiz toplanması, kamera kayıtlarının incelenmesi, sürecin kamu denetimine ve mağdurun erişimine açık olması ve yetkililerin aceleci davranarak temelden yoksun sonuçlara ulaşmaması zorunludur.
Öte yandan, haksız yakalama ve gözaltı işlemlerine karşı kanun koyucu tarafından özel bir telafi mekanizması öngörülmüştür. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükümleri çerçevesinde, haksız koruma tedbirlerine karşı tazminat istemi açıkça düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin güncel içtihatlarına göre, haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilen kişilerin, haksız yakalama ve gözaltı işlemlerine karşı doğrudan bireysel başvuru yapmak yerine öncelikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 uyarınca ağır ceza mahkemelerinde tazminat davası açması gerekmektedir. Eğer kamu makamlarının müdahalesi yalnızca yakalama veya gözaltı tedbiriyle sınırlıysa, bu durum toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına bir müdahale teşkil etse dahi, kanun yolunun ikincilliği ilkesi gereği önce olağan yollar tüketilmelidir.
Kötü muamele iddialarında ise savcılık makamlarının delil toplama yükümlülüğü çok daha katı usul kurallarına bağlanmıştır. Şikâyetçinin sunduğu fotoğraf, kamera kaydı veya alternatif sağlık kuruluşu raporları gibi somut emareler dosya kapsamında mevcutken, sadece olay anında alınan resmi adli muayene raporlarında darp izi olmaması veya memur ifadelerinin inandırıcı bulunması takipsizlik kararı vermek için yeterli bir hukuki dayanak oluşturmaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını kötü muamele yasağı ve toplantı özgürlüğü ekseninde iki ayrı başlık altında detaylıca incelemiştir. İlk olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik ihlal iddiaları ele alınmıştır. Başvurucunun basın açıklamasına fiziki bir engelleme olmamış ancak etkinlik sonrasında dağılırken kendisi hakkında yakalama ve gözaltı koruma tedbiri uygulanmıştır. Başvurucu hakkında bu olay sebebiyle yürütülen ceza soruşturmasında bilahare kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği sabittir. Mahkeme, toplantıya müdahalenin gaz veya su sıkma gibi fiziksel bir dağıtma şeklinde olmayıp yalnızca yakalama ve gözaltı işlemiyle sınırlı kaldığı durumlarda, ceza muhakemesi sisteminde yer alan tazminat davasının etkili ve tüketilmesi zorunlu bir hukuk yolu olduğuna hükmetmiştir. Bu nedenle başvurucunun, hakkındaki takipsizlik kararı sonrasında doğrudan bireysel başvuru yapması, olağan kanun yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulunmuştur.
Kötü muamele yasağına ilişkin iddialar incelendiğinde ise devletin usul yükümlülükleri açısından durum çok daha farklı değerlendirilmiştir. Başvurucu, yakalama anında ve karakolda ciddi fiziksel şiddet gördüğünü, memurların yönlendirmesiyle doktor raporuna müdahale edildiğini iddia etmiş ve buna dair kendi imkânlarıyla olay sonrası temin ettiği fotoğrafları ile insan hakları vakfından aldığı darp ve sıyrık izlerini gösteren alternatif sağlık raporunu dosyaya sunmuştur. Ayrıca olay anına ait video kayıtlarında başvurucunun slogan attığı sırada birden fazla kolluk görevlisi tarafından yere yatırılarak sert bir biçimde kelepçelendiği açıkça görülmektedir.
Cumhuriyet Başsavcılığının ise sadece ilk gün alınan adli muayene raporlarında iz bulunmadığı gerekçesine tutunarak, güvenlik kamera kayıtlarını detaylıca incelemeden, şikâyetçiyi bağımsız bir heyete yeniden muayene ettirmeden ve iddia edilen memurlarla ilgili yüzleştirme işlemi gerçekleştirmeden son derece aceleyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiği tespit edilmiştir. Bu durum, anayasal güvence altındaki etkili ve bağımsız soruşturma yürütme yükümlülüğünün ağır bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Olayın maddi boyutunun tam olarak aydınlatılamaması, bizzat savcılığın eksik ve özensiz soruşturmasından kaynaklandığı için bu aşamada maddi boyuttan bir inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.