Karar Bülteni
AYM Ali Önder Karatana BN. 2020/27926
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/27926 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Esaslı itirazların itiraz merciince karşılanması zorunludur.
- Şablon gerekçelerle itirazın reddi hak ihlalidir.
- Şiddet uygulayan tabirinin otomatik kullanımı hukuka aykırıdır.
- Kişilik haklarını zedeleyici tabirlerden özenle kaçınılmalıdır.
Bu karar, aile hukuku ve kadına karşı şiddetin önlenmesi mevzuatı çerçevesinde verilen koruyucu ve önleyici tedbir kararlarında, adil yargılanma güvencelerinin ne derece hayati bir öneme sahip olduğunu hukuken gözler önüne sermektedir. Anayasa Mahkemesi, koruma tedbirlerinin ivedilikle alınması gereken güvenlik önlemleri niteliğinde olduğunu kabul etmekle birlikte, bu durumun yargı mercilerini gerekçeli karar hakkı yükümlülüklerinden muaf tutmadığını kesin bir dille vurgulamaktadır. Tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların, yalnızca şablon ifadelerle ve davanın esasına yönelik somut iddialar değerlendirilmeden reddedilmesi, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından birinin açıkça ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca bu karar, hukuki metinlerde ve yargı kararlarında kullanılan dilin, kişilerin masumiyet karinesi ile şeref ve itibar hakkı üzerindeki doğrudan etkisini hukuken tescil etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece büyüktür. Bu içtihat, aile mahkemeleri ve itiraz mercileri için bağlayıcı bir rehber niteliği taşımakta olup, mahkemelerin koruma kararları verirken ve itirazları incelerken otomatikleşmiş şablon kavramlardan uzaklaşmalarını zorunlu kılmaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, aleyhine tedbir istenen kişinin peşinen "şiddet uygulayan", talep edenin ise peşinen "şiddet mağduru" olarak etiketlenmesi pratiği bu kararla birlikte kesin olarak hukuka aykırı bulunmuştur. Bundan sonraki süreçte adli makamların, henüz kesinleşmiş bir şiddet eylemi yokken "şiddet uyguladığı iddia edilen" gibi daha özenli tabirler kullanması ve taraf itirazlarını kararlarında tek tek, tatmin edici bir mantıksal silsile içinde gerekçelendirmesi gerekmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Ali Önder Karatana ile eşi T. K. Arasında aile mahkemesinde görülmeye devam eden bir boşanma davası süreci bulunmaktadır. Bu hukuki süreç ve taraflar arasındaki uyuşmazlık devam ederken, eşi T. K. Mahkemeye başvurarak koruyucu ve önleyici tedbir talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi bu talebi yerinde bularak başvurucu aleyhine çeşitli tedbir kararlarına hükmetmiştir.
Başvurucu, verilen bu tedbir kararına yasal süresi içinde itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, eşine karşı iddia edildiği gibi agresif tutumları veya herhangi bir şiddet eylemi olmadığını, karşı tarafın gerçekte bir şiddet mağduru olmadığını ve en önemlisi mahkemenin şiddetin var olduğuna yönelik kanaate somut olarak nasıl ulaştığına dair gerekçesinde hiçbir açıklama yapmadığını detaylıca belirtmiştir. Ancak itirazı inceleyen adli merci, başvurucunun davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu somut iddialarını ve savunmalarını hiçbir şekilde değerlendirmeye almamış, sadece taraflar arasında süren bir boşanma davası olmasını gerekçe göstererek itirazı kesin olarak reddetmiştir. Ayrıca yargı kararlarında eşi için doğrudan "şiddet mağduru" sıfatı kullanılmıştır. Başvurucu, itirazlarının gerekçesiz reddedilmesi ve kendisine yönelik peşin hükümlü ifadeler kullanılması nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümü ve hukuki nitelendirmesi, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı ile Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında teminat altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkı çerçevesinde şekillenmektedir. Anayasa Mahkemesinin ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, mahkemelerin ve itiraz mercilerinin, tarafların davanın sonucuna etki edebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazlarını kararlarında açık, anlaşılır ve tatminkâr bir biçimde karşılaması hukuki bir zorunluluktur. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, yargılamanın adil bir şekilde yürütüldüğüne dair inancı sarsar ve gerekçeli karar hakkının ağır bir ihlali niteliğini taşır.
Bununla birlikte, uyuşmazlığa uygulanan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla hayata geçirilmiş son derece önemli bir hukuki düzenlemedir. Bu kanun kapsamında verilen tedbir kararları, doğası gereği ivedilik taşıyan ve koruyucu nitelikte olan güvenlik tedbirleridir. Ancak bu tedbir mekanizması işletilirken, iddia edilen olaylarla ilgili taraf olan kişilerin temel anayasal hakları ile maddi ve manevi varlıklarının da devlet tarafından gözetilmesi gerekmektedir.
6284 sayılı Kanun sistematiğinde "şiddet" ve "şiddet mağduru" kavramları, henüz gerçekleşmemiş ancak uygulanma tehlikesi bulunan durumları da kapsayan geniş teknik tabirler olarak yer almaktadır. Ancak yargı makamlarının kararlarında kullandığı terminoloji, hukuk devleti ilkesi gereği büyük bir özen gerektirir. Mahkemelerin, henüz ortada somut, kesinleşmiş bir şiddet eylemi ispatlanmamışken, matbu ve şablon kararlarla bir tarafı "şiddet uygulayan", diğer tarafı ise "şiddet mağduru" olarak nitelemesi, aleyhine tedbir kararı verilen kişinin masumiyet karinesini zedeleyebilmekte ve toplum nezdindeki onurunu tehlikeye atabilmektedir. Bu itibarla adli makamların karar tesis ederken kişinin itibarını koruyan alternatif ve tarafsız kavramlar kullanması şarttır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkına yönelik şikâyetlerini detaylı bir şekilde ele almıştır. Yüksek Mahkemece yapılan incelemede, başvurucunun aleyhine verilen tedbir kararına karşı sunduğu itiraz dilekçesinde çok net ve davanın seyri açısından mühim iddialar ileri sürdüğü görülmüştür. Başvurucu, kendisine atfedilen agresif tutumların ve şiddet eylemlerinin tamamen gerçek dışı olduğunu, karşı tarafın bir şiddet mağduru statüsünde bulunmadığını ve mahkemenin şiddetin varlığına dair kanaatini hangi delillere veya durumlara dayandırdığını hiçbir şekilde açıklamadığını vurgulamıştır. Buna karşın, itiraz merciinin kararında başvurucunun bu somut, spesifik ve davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarına yönelik hiçbir hukuki değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir. İtiraz mercii, sadece taraflar arasında devam eden bir boşanma davası bulunmasına ve aralarındaki husumete atıf yaparak tedbirin bir güvenlik önlemi olduğunu belirtmekle yetinmiş, başvurucunun savunmalarını tamamen cevapsız bırakmıştır. Bu doğrultuda Anayasa Mahkemesi, itiraz merciinin başvurucunun beyan ve delillerini etkili bir şekilde karşılamaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine kesin olarak hükmetmiştir.
Kararın ikinci aşamasında, başvurucunun şeref ve itibar hakkına yönelik iddiaları derinlemesine değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, 6284 sayılı Kanun terminolojisinde şiddet ve şiddet mağduru kavramlarının çok daha geniş bir anlam içerdiğini, hatta şiddet uygulanmasa dahi uygulanma tehlikesi bulunan kişileri de kapsayan teknik tabirler olduğunu kabul etmiştir. Ancak, mahkeme kararlarında bu ifadelerin şablon ve matbu olarak kullanılmasının bireyler üzerinde yaratacağı olumsuz etkilere hassasiyetle dikkat çekilmiştir. Somut olayda, yeterli bir inceleme ve gerekçe ortaya konulmadan, lehine tedbir kararı verilen tarafın doğrudan "şiddet mağduru" olarak belgelendirilmesi, başvurucunun fiilen bir şiddet eylemi gerçekleştirdiği yönünde kesin bir yargı ve toplumsal bir intiba oluşturmuştur.
Yüksek Mahkeme, kanun metninde "şiddet uygulayan" kavramı yer alsa da, yargı makamlarını her olayda bu katı ifadeyi kullanmaya zorlayan amir bir hüküm bulunmadığının altını çizmiştir. Adli makamların karar yazımında kişinin maddi ve manevi varlığını rencide edebilecek bu tür sorunlu tabirler yerine, "şiddet uyguladığı iddia edilen" veya "aleyhine tedbir istenen" gibi çok daha dengeli ve tarafsız ifadeler seçmesi gerektiği belirtilmiştir. Somut olayın kendine has koşullarında, kesinleşmiş bir şiddet eylemi olmaksızın karşı taraf için "şiddet mağduru" ifadesinin kullanılmasının başvurucunun kişilik haklarını açıkça zedelediği ve devletin şeref ve itibarın korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, gerekçeli karar hakkının ve şeref ve itibar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması talepli başvuruyu kabul etmiştir.