Karar Bülteni
AYM Asgül Metal Makine Ltd. Şti. BN. 2021/10463
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/10463 |
| Karar Tarihi | 17.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahkemeler, davanın sonucuna etkili iddiaları karşılamak zorundadır.
- İstinaf merciinin kararı esaslı iddiaları cevapsız bırakmamalıdır.
- Yargı mercileri hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini gözetmelidir.
- Gerekçeli karar hakkı, iddiaların incelendiğini bilme imkânı sağlar.
Bu karar, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkının somut uyuşmazlıklardaki hukuki sınırlarını ve yargı mercilerinin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin özellikle istinaf aşamasında verdikleri bozma veya kaldırma kararlarında, taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ile savunmaları mutlaka ayrıntılı olarak tartışması ve hukuki bir karara bağlaması gerektiğini kuvvetli bir dille vurgulamaktadır. Sadece belirli delillere dayanarak, ancak bu delillerin uyuşmazlığın temelindeki sözleşmelerle veya tarafların öne sürdüğü iddialarla olan illiyet bağını hiçbir şekilde açıklamadan verilen kararların, anayasal güvenceleri açıkça ihlal edeceği net bir şekilde ifade edilmiştir. Gerekçeli karar hakkı, yargılamanın şeffaflığı ve adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir unsurdur.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisine gelince; bu karar, özellikle birden fazla ticari ilişkinin veya birbirinin devamı olduğu iddia edilen sözleşmelerin iç içe geçtiği karmaşık alacak ve itirazın iptali davalarında mahkemelerin daha titiz bir hukuki inceleme yapmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerin, toplanan delillerin, örneğin banka kanalıyla tahsil edilen ticari çeklerin hangi hukuki ilişkiye dayandığını, tarafların bu yöndeki ciddi itirazlarını ne şekilde karşıladığını açıkça gerekçelendirmesi, adalete olan güvenin tesis edilmesi bakımından gereklidir. İstinaf mercilerinin ilk derece mahkemesi kararlarını kaldırarak uyuşmazlığın esası hakkında tamamen yeni bir hüküm tesis ederken, davanın esasına yönelik temel ve belirleyici iddiaları cevapsız bırakması başlı başına bir ihlal nedeni sayılarak, hukuki belirlilik ve yargıya olan güvenin korunması güvence altına alınmıştır. Bu durum, yargılama pratiğinde istinaf mahkemelerinin karar gerekçelerini daha sağlam temellere oturtmalarına hizmet edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Asgül Metal Makine İnşaat Reklam Taahhüt Ticaret İthalat İhracat Sanayi Ltd. Şti. (başvurucu şirket) ile bir plaza yönetimi arasında, plazaya krom korkuluk imalatı ve montajı yapılması için bir eser sözleşmesi imzalanmıştır. Başvurucu şirket, üstlendiği işi tam ve eksiksiz olarak tamamlamasına rağmen, sözleşme bedelinin geriye kalan 70.000 TL tutarındaki alacağının kendisine ödenmediğini belirterek plaza yönetimine karşı ilamsız icra takibi başlatmıştır. Plaza yönetimi ise kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz ederek icra takibini durdurmuştur. Plaza yönetimi mahkemeye sunduğu dilekçelerde, söz konusu paranın taraflar arasındaki önceki tarihli farklı bir sözleşme kapsamında verilen sıralı çeklerle çoktan ödendiğini ve borçlarının bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu şirket ise önceki sözleşmedeki imzanın kesinlikle kendilerine ait olmadığını, o sözleşmede belirtilen işi yapmadıklarını ve böyle bir ödeme almadıklarını ileri sürmüştür. Bunun üzerine başvurucu şirket, alacağını tahsil edebilmek ve haksız yere duran icra takibini devam ettirebilmek amacıyla mahkemede itirazın iptali davası açmıştır. Uyuşmazlığın özü, ödenmeyen bakiye iş bedelinin tahsili talebine ve kanun yolu mahkemelerinin bu konudaki karşılıklı iddiaları ve sunulan ticari delilleri yeterince inceleyip incelemediği noktasına dayanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı bulunmaktadır. Ayrıca, tüm mahkemelerin verdikleri kararları gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca kesin bir anayasal emirdir.
Gerekçeli karar hakkı, yargılama sürecinde taraflarca ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı ve uzun uzadıya yanıt verilmesini gerektirmese de, mahkemelerin davanın esas sorunlarını incelediklerinin ve adaleti sağladıklarının yazılan karardan net bir şekilde anlaşılmasını zorunlu kılar. Muhakeme sırasında açık, kesin ve somut bir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddia ve savunmalara, yargı mercilerince mutlaka makul, mantıklı ve yeterli bir hukuki gerekçe ile yanıt verilmesi elzemdir.
İstinaf veya temyiz mercilerinin, ilk derece mahkemesi kararlarını hukuka uygun bularak onarken aynı gerekçeye atıf yapmaları hukuken yeterli görülebilir. Ancak, kanun yolu incelemesi sırasında dosyaya sunulan ve ayrı, açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair önemli iddiaların yargılama makamlarınca tümüyle cevapsız bırakılması, doğrudan doğruya gerekçeli karar hakkının ihlali niteliğini taşımaktadır. Yargılama makamlarınca gerçekleştirilen hukuki araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen tüm hususların, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların tamamen önüne geçecek biçimde, somut olayın kendine has özellikleri de dikkate alınarak kararda tartışılması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin buradaki rolü ve yetkisi, derece mahkemelerinin delil değerlendirmesine veya hukuk kurallarını yorumlamasına doğrudan müdahale etmek değil, uyuşmazlığın esası yönünden büyük önem taşıyan meselelere ilişkin olarak mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulup konulmadığını anayasal sınırlar içinde denetlemektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Başvurucu şirket ile plaza yönetimi arasındaki ticari alacak uyuşmazlığında, ilk derece mahkemesi yerinde yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları doğrultusunda başvurucu şirketi haklı bularak açılan itirazın iptali davasını kabul etmiştir. Ancak davalı tarafın istinaf kanun yoluna başvurması üzerine incelemeyi yapan Bölge Adliye Mahkemesi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ve ilgili banka şubelerinden gelen cevabi yazılar doğrultusunda, başvurucunun lehdar olduğu dört adet ticari çekle kendisine toplam 70.000 TL ödeme yapıldığı sonucuna kesin olarak vararak ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan bireysel başvuru incelemesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin davanın reddine doğrudan dayanak yaptığı söz konusu çekleri gerekçeli kararında hukuki bağlamda yeterince değerlendirmediği açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, bu çeklerin taraflar arasındaki hangi sözleşme uyarınca düzenlendiğini, plaza yönetiminin iddia ettiği ilk sözleşmenin gerçekten başvurucu şirket yetkilileri tarafından imzalanıp imzalanmadığını ve o sözleşmede belirlenen işin tamamlanıp tamamlanmadığını hiçbir şekilde açıklamamıştır. Dahası, ileri sürülen iki farklı sözleşme arasındaki hukuki bağlantı ve ikinci sözleşmede ilk sözleşmeye dair herhangi bir atfın bulunup bulunmadığı hususları istinaf merciinin kararında hiçbir şekilde tartışılmamıştır.
Başvurucu şirket, yargılama süreci boyunca ısrarla ve açıkça ilk sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ve o sözleşme kapsamında hiçbir şekilde ödeme almadığını ileri sürmesine rağmen, istinaf merciinin bu temel itirazları hiç karşılamadan ve uyuşmazlığın düğüm noktasını çözmeden sadece çeklerin varlığına dayanarak hüküm kurması anayasal güvenceler açısından oldukça eksik bulunmuştur. Başvurucunun işin tamamlanması sonucunda kendisine hak ettiği ödemenin yapılmadığına dair esaslı ve sonuca etkili iddiaları Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yeterince açıklığa kavuşturulmamış, çeklerin kaynağı ve hangi hukuki nedene dayalı olarak tahsil edildiği soruları kararda bütünüyle cevapsız bırakılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun davanın sonucuna etkili olan iddialarının derece mahkemesince karşılanmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.