Karar Bülteni
AİHM NOVÁK BN. 6656/24
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölüm |
| Başvuru No | 6656/24 |
| Karar Tarihi | 09.04.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Ebeveynlerden birinin tek taraflı yer değiştirmesi hukuka aykırıdır.
- Çocuğun üstün yararı her zaman gözetilmelidir.
- Mahkemeler yasa dışı durumu meşrulaştıran kararlar vermemelidir.
- Geçici tedbir talepleri derhal ve özenle incelenmelidir.
- Aile bağlarının kopmasına yol açan eylemler engellenmelidir.
Bu karar, ebeveynlerden birinin diğerinin rızası veya mahkeme kararı olmadan çocukların yerleşim yerini tek taraflı olarak değiştirmesi (iç hukukta "ev içi kaçırma" olarak nitelendirilen durum) karşısında yerel mahkemelerin pasif kalmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesini ihlal ettiğini ortaya koymaktadır. Mahkeme, çocukların alıştıkları çevreden koparılarak uzak bir şehre götürülmesinin ardından, geride kalan ebeveynin çocuklarıyla iletişimini sürdürebilmesi ve velayet hakkını koruyabilmesi için yaptığı acil geçici tedbir başvurularının yetersiz gerekçelerle reddedilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Yerel mahkemelerin, fiili bir durum yaratan ebeveynin eylemini zımnen meşrulaştırması, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz olarak değerlendirilmiştir.
Emsal niteliğindeki bu karar, aile hukuku uyuşmazlıklarında zamanın geçmesinin geri dönülemez sonuçlar doğurabileceğine ve mahkemelerin bu tür davalarda olağanüstü bir özen ve hızla hareket etmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Özellikle çocukların yerleşim yerinin değiştirilmesi gibi kritik konularda, yargı mercilerinin yalnızca mevcut fiili durumu tespit etmekle yetinmeyip, hukuka aykırı olarak yaratılan bu durumu derhal düzeltici proaktif adımlar atması gerektiği açıkça belirtilmektedir. Uygulamada, bu tür tek taraflı yer değiştirmelere karşı geçici hukuki koruma mekanizmalarının etkili bir şekilde işletilmemesinin, Sözleşme ihlali doğuracağı tüm ulusal mahkemelere net bir mesaj olarak verilmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Stanislav Novák, ayrıldığı partneri (çocuklarının annesi) ile başlangıçta Velayet">ortak velayet konusunda anlaşmış ve çocuklarıyla düzenli olarak görüşmeye devam etmiştir. Ancak anne, mahkeme kararı veya babanın rızası olmaksızın, çocukları alarak 200 kilometre uzaklıktaki Prag şehrine taşınmış ve çocukları oradaki bir okula kaydettirmiştir. Bu tek taraflı ve hukuka aykırı taşınma eylemi üzerine başvurucu baba, çocukların önceki ikametgahlarına dönmesini ve velayet durumunun geçici bir tedbirle düzenlenmesini talep ederek yerel mahkemelere başvurmuştur. Ancak yerel mahkemeler, çocukların yeni düzenlerine alıştıklarını ve annenin bakımının yeterli olduğunu gerekçe göstererek babanın geçici tedbir taleplerini reddetmiştir. Başvurucu, mahkemelerin bu pasif tutumunun, annenin hukuka aykırı eylemini meşrulaştırdığını ve kendisinin çocuklarıyla olan aile bağlarını kopardığını belirterek, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkını düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 kapsamında, devletlerin yalnızca bireylerin hayatına keyfi olarak müdahale etmekten kaçınma yükümlülüğü (negatif yükümlülük) altında olmadığını, aynı zamanda aile bağlarının korunması ve sürdürülmesi için gerekli pozitif yükümlülüklere de sahip olduğunu hatırlatmaktadır. Velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair uyuşmazlıklarda, çocukların üstün yararı her zaman en temel ve belirleyici unsurdur.
Çekya iç hukukunda yer alan Medeni Kanun m.877/1 uyarınca, çocukların yerleşim yerinin belirlenmesi her iki ebeveynin ortaklaşa kullanacağı bir velayet hakkıdır. Ebeveynlerin anlaşamaması halinde bu hususun mahkeme tarafından karara bağlanması gerekir. Ayrıca, Çocukların Sosyal ve Hukuki Korunması Hakkında Kanun m.6 çerçevesinde, ebeveynlerden birinin diğerinin onayı olmadan çocuğu uzağa götürmesi, çocuğun üstün yararını tehlikeye atabilecek bir eylem olarak nitelendirilmektedir.
AİHM içtihatlarına göre, bir ebeveynin diğer ebeveynin rızası olmadan çocuğun yerleşim yerini değiştirmesi durumunda, ulusal mahkemelerin bu hukuka aykırı fiili durumu pasif bir şekilde kabullenmemesi ve meşrulaştırmaması gerekir. Mahkemeler, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.102 uyarınca geçici tedbirler uygulayarak duruma derhal müdahale etmeli ve zamanın geçmesiyle telafisi imkansız zararların doğmasını, örneğin çocuğun yeni çevreye uyum sağlaması bahanesiyle eski duruma dönüşün imkansızlaşmasını engellemelidir. Devletin yetkili organları, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkinin kopmasını önlemek için uygun ve yeterli tüm makul tedbirleri gecikmeksizin almakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayda annenin, başvurucunun rızası veya herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın çocukları 200 kilometre uzaklıktaki başka bir şehre götürerek hukuku açıkça ihlal ettiğini tespit etmiştir. Annenin bu tek taraflı eylemi, yalnızca başvurucunun çocuklarıyla görüşmesini fiziksel olarak zorlaştırmakla kalmamış, aynı zamanda Velayet">ortak velayet kurallarını da fiilen ortadan kaldırmıştır.
Mahkeme, yerel mahkemelerin başvurucu babanın geçici tedbir taleplerini reddederken sergilediği tutumu eleştirmiştir. Yerel mahkemeler, çocukların yeni yerleşim yerinde acil bir tehlike altında olmadığını ve annenin bakımının yeterli olduğunu öne sürerek talepleri reddetmiş, ancak annenin hukuka aykırı şekilde yarattığı fiili durumu göz ardı etmiştir. AİHM'e göre, yerel mahkemelerin bu pasif ve yüzeysel yaklaşımı, çocukların üstün yararının etkili bir şekilde değerlendirilmesinden ziyade, o anki fiili durumun basit bir tespiti niteliğindedir.
Ayrıca, yerel mahkemelerin karar verirken zaman unsurunun önemini kavrayamadığı ve sorunun çözümünü esasa ilişkin davanın sonuna ertelediği görülmüştür. Bu erteleme, çocukların yeni çevrelerine, okul ve sosyal hayatlarına uyum sağlamasına yol açmış ve aylar sonra verilen esasa ilişkin kararda, çocukların alıştıkları bu yeni düzenin bozulmasının yararlarına olmayacağı gerekçesiyle annenin tek taraflı eylemi hukuken meşrulaştırılmıştır. AİHM, ulusal mahkemelerin bu yaklaşımının, başvurucunun Velayet">ortak velayet veya tek başına velayet elde etme şansını tamamen teorik ve illüzyonik bir hale getirdiğini vurgulamıştır.
Yargısal sürecin yavaş işlemesi ve geçici tedbir mekanizmalarının etkin kullanılmaması, bir ebeveynin hukuka aykırı eyleminden menfaat elde etmesine olanak tanımıştır. AİHM, bu durumun adil bir denge kurulmasını engellediğini ve başvurucunun aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini belirlemiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 5. Bölümü, yerel mahkemelerin adil bir denge kuramayarak aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.