Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi N.T. - Kıbrıs Kararı 28150/22 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi N.T. - Kıbrıs Kararı 28150/22 B.

Bu karar, cinsel şiddet ve tecavüz iddialarının soruşturulmasında devletin pozitif yükümlülüklerinin ve etkin soruşturma görevinin kapsamını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, soruşturma makamlarının rıza yokluğunu değerlendirirken mağdurun sonradan gösterdiği psikolojik tepkileri, çelişkili veya karmaşık duygularını, mağdur aleyhine ve faili aklayacak şekilde yorumlamasının hukuka aykırı olduğunu açıkça belirtmiştir. Karar, savcılık makamlarının mağduru suçlayıcı, ahlakçı ve cinsiyetçi kalıpyargılara dayanarak soruşturmayı takipsizlikle sonuçlandırmasının hem adil ve etkin bir hukuki koruma sağlama yükümlülüğünün hem de ayrımcılık yasağının ağır bir ihlali olduğuna hükmetmektedir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 28150/22
Karar Tarihi 03.07.2025
Taraflar N.T. - Kıbrıs
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Cinsel saldırı iddiaları bağlama duyarlı şekilde incelenmelidir.
  • gavel Soruşturmada mağdur suçlayıcı ve cinsiyetçi kalıpyargılar kullanılamaz.
  • gavel Rıza yokluğu değerlendirmesi ikincil mağduriyet yaratacak şekilde yapılamaz.
  • gavel Devletin tecavüz iddialarını etkin soruşturma pozitif yükümlülüğü vardır.

Bu karar, cinsel şiddet ve tecavüz iddialarının soruşturulmasında devletin pozitif yükümlülüklerinin ve etkin soruşturma görevinin kapsamını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, soruşturma makamlarının rıza yokluğunu değerlendirirken mağdurun sonradan gösterdiği psikolojik tepkileri, çelişkili veya karmaşık duygularını, mağdur aleyhine ve faili aklayacak şekilde yorumlamasının hukuka aykırı olduğunu açıkça belirtmiştir. Karar, savcılık makamlarının mağduru suçlayıcı, ahlakçı ve cinsiyetçi kalıpyargılara dayanarak soruşturmayı takipsizlikle sonuçlandırmasının hem adil ve etkin bir hukuki koruma sağlama yükümlülüğünün hem de ayrımcılık yasağının ağır bir ihlali olduğuna hükmetmektedir.

Emsal niteliğindeki bu karar, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet vakalarında yargı ve kolluk makamlarının takınması gereken tutum açısından çok önemli bir rehber işleve sahiptir. Mahkeme, savcıların kullandığı cinsiyetçi dilin ve mağdurun faille daha sonra kurduğu sıradan iletişimin rızanın zımnen var olduğu şeklinde yorumlanmasının, genel olarak kadınların adalet sistemine olan güvenini derinden sarsacağını güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Bu yönüyle karar, üye devletlerin ceza adalet sistemlerinde, cinsel saldırı mağdurlarının ikincil bir mağduriyet yaşamaması için soruşturma süreçlerinin mutlaka mağdur odaklı, travma bilincine sahip ve bağlama duyarlı bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği kuralını yerleşik bir içtihat haline getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu N. T., 2011 yılında henüz on sekiz yaşındayken A.T. İsimli şahıs tarafından tecavüze uğradığını belirterek 2021 yılında polise şikayette bulunmuştur. Soruşturma sürecinde başvurucu, yaşadığı ağır psikolojik travmanın etkisiyle olaydan sonra faili koruma güdüsü hissettiğini, meydana gelen olay nedeniyle kendisini suçladığını ve bu psikolojik karmaşa içinde olaydan aylar sonra faille sosyal medyadan iletişim kurduğunu belirten ek ifadeler vermiştir. Kıbrıs Başsavcı Yardımcısı, başvurucunun faille olan bu mesajlaşmalarını ve failden hoşlandığı yönündeki kişisel beyanlarını temel bir gerekçe olarak göstermiştir. Başsavcı Yardımcısı, başvurucunun rızasının bulunduğuna dair faile yanlış bir sinyal vermiş olabileceği kanaatine vararak soruşturmada takipsizlik kararı vermiştir. Bunun üzerine başvurucu, iddialarının etkin bir şekilde soruşturulmadığını, olayın cinsiyetçi kalıpyargılarla değerlendirildiğini ve devlet eliyle ikincil mağduriyete uğratıldığını iddia ederek dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağı), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8 (özel ve aile hayatına saygı hakkı) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.14 (ayrımcılık yasağı) hükümleri çerçevesinde oldukça kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, bireylerin fiziksel ve psikolojik bütünlüklerine yönelik ciddi saldırılar karşısında devletlerin, iddiaları zamanında ve etkin bir şekilde soruşturma, sorumluları tespit edip yargılama şeklinde katı pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Cinsel şiddet ve tecavüz vakalarında, soruşturma makamlarının rıza unsurunu değerlendirirken, olayın tüm bağlamını ve cinsel istismar mağdurlarının doğası gereği yaşayabileceği özel psikolojik travmaları dikkate alması hukuki bir zorunluluktur.

Ayrıca, yargı makamları ve soruşturma görevlileri, kamu gücünü kullanırken mağdurları ikincil bir mağduriyete sürükleyecek nitelikte suçlayıcı, ahlakçı ve cinsiyetçi önyargılardan kesinlikle kaçınmalıdır. Aksi yöndeki bir yaklaşım, yalnızca yürütülen soruşturmanın etkinliğini ve inandırıcılığını zedelemekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağduru kadınların genel olarak adalet sistemine olan inancını da kırar. Bu bağlamda, makamların olayları nitelendirirken kullandığı dil ve uyguladığı rıza testi yöntemleri, eşitlik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmeli ve cinsiyete dayalı ayrımcılık teşkil edecek her türlü resmi işlemden özenle kaçınılmalıdır. Mahkeme, rızanın açıkça ve özgür iradeyle verilmiş olması gerektiğini, mağdurun geçmiş davranışlarının, yaşam tarzının veya olaydan sonra faille kurduğu dolaylı iletişimin otomatik olarak rıza şeklinde yorumlanamayacağını temel bir ceza hukuku ve insan hakları kuralı olarak uygulamıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda Kıbrıs makamlarının başvurucunun tecavüz iddialarını soruştururken rıza yokluğu meselesini ele alma ve değerlendirme şeklini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve hukuka açıkça aykırı bulmuştur. Mahkeme, Başsavcı Yardımcısının başvurucunun olay sırasında "lütfen dur" şeklindeki yakarışlarını, tanıklarla doğrulanan fiziksel bulguları ve psikolojik destek arayışlarını tamamen göz ardı etmesini ciddi bir ihmal olarak nitelendirmiştir. Makamların bunun yerine, başvurucunun travmaya bağlı olarak geliştirdiği suçluluk hislerini ve sonradan gösterdiği karmaşık tutumları fail lehine ön plana çıkarması kabul edilemez bulunmuştur.

Kararda, savcılığın olayları değerlendirirken sergilediği tutumun son derece seçici olduğu ve mağduru doğrudan suçlayıcı bir yaklaşım barındırdığı tespit edilmiştir. Başvurucunun sonradan faille sıradan bir mesajlaşma içerisine girmesi ve kendi davranışlarını içsel bir çatışmayla sorgulaması gibi unsurların, rızanın zımnen mevcut olduğuna dair karşı tarafa verilmiş bir sinyal olarak yorumlanması, tamamen cinsiyetçi ve ahlakçı bir kalıpyargının ürünü olarak değerlendirilmiştir. Mahkeme, yargı makamlarının bu tür bir sığ yaklaşımının, başvurucuyu haksız yere ağır bir suçluluk duygusuna ittiğini ve devlet eliyle ikincil bir mağduriyete maruz bıraktığını özel olarak vurgulamıştır.

Tüm bunlara ek olarak, soruşturma makamlarının kullandığı önyargılı dilin ve takipsizlik kararı için sunduğu gerekçelerin, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağduru kadınların adalet arayışını caydırıcı nitelikte olduğu saptanmıştır. Soruşturma makamlarının başvurucunun mağduriyetini ve travma kaynaklı psikolojik blokajlarını olayın bağlamına uygun bir şekilde klinik veya uzman bir yaklaşımla analiz etmediği, bunun sonucunda devletin etkin soruşturma yürütme ve bireyin fiziksel bütünlüğünü koruma yönündeki pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği kesin olarak ifade edilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 1. Bölüm, cinsel saldırı iddialarının soruşturulmasında devletin pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği ve ayrımcılık yasağına aykırı davranıldığı yönünde karar vermiştir / başvuruyu kabul etmiştir.

Tecavüze uğradıktan çok sonra şikayetçi olsam ve onunla konuşmuşsam ne olur? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre, cinsel saldırı mağdurlarının olay sonrasında faille iletişim kurması rıza anlamına gelmez. Mahkeme, mağdurun yaşadığı ağır psikolojik travmanın etkisiyle faili koruma güdüsü hissetmesini veya olaydan dolayı kendisini suçlamasını olağan bir travma tepkisi olarak kabul etmektedir. Soruşturma makamları, mağdurun aylar sonra faille sosyal medyadan konuşması gibi karmaşık duygularını ve davranışlarını faili aklayacak bir rıza sinyali olarak yorumlayamaz. Devletin, mağdurun psikolojik blokajlarını ve travmasını uzman bir yaklaşımla, olayın bütün bağlamı içinde değerlendirme yükümlülüğü bulunmaktadır.
Savcı, davranışlarımı suçlayıp tecavüz dosyasını kapatabilir mi? expand_more
Hayır, savcılık makamlarının mağduru suçlayıcı, ahlakçı ve cinsiyetçi kalıpyargılara dayanarak soruşturmayı takipsizlikle sonuçlandırması hukuka ve adil koruma yükümlülüğüne kesinlikle aykırıdır. AİHM, makamların rıza yokluğunu incelerken mağdurun geçmiş davranışlarını, yaşam tarzını veya olay sonrası tutumlarını otomatik olarak rıza şeklinde yorumlayamayacağını temel bir insan hakları kuralı olarak uygulamaktadır. Yetkililerin olay anındaki yakarışları ve fiziksel bulguları görmezden gelerek, mağdurun travmaya bağlı tutumlarını fail lehine kullanması ağır bir hak ihlalidir. Bu tür cinsiyetçi ve taraflı yaklaşımlar, soruşturmanın inandırıcılığını zedeler ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali sonucunu doğurur.
Adalet ararken polis veya savcı yüzünden psikolojim bozulursa devlet suçlu olur mu? expand_more
Evet, devletin yargı ve kolluk makamları aracılığıyla cinsel saldırı mağdurlarını ikincil bir mağduriyete sürükleme yasağı bulunmaktadır. AİHM, soruşturma görevlilerinin cinsiyetçi dil kullanmasının ve sığ yaklaşımlar sergilemesinin mağduru haksız yere suçluluk duygusuna ittiğini, bunun da devlet eliyle yaratılan ikincil bir mağduriyet olduğunu açıkça tespit etmiştir. Devletin bu konudaki pozitif yükümlülüğü, mağdurun adalet arayışını caydırıcı uygulamalardan kaçınmayı ve süreçleri mutlaka mağdur odaklı, travma bilincine sahip bir şekilde yürütmeyi gerektirir. Dolayısıyla mağduru suçlayıcı pratikler hem özel hayata saygı hakkının hem de ayrımcılık yasağının ağır bir ihlalidir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir