Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2022/1103 E. 2023/2375 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
| Esas No | 2022/1103 |
| Karar No | 2023/2375 |
| Karar Tarihi | 02.05.2023 |
| Dava Türü | İptal ve Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Disiplin cezasında her türlü şüpheden uzak delil aranır.
- Nüfuzu kötüye kullanma somut delillerle ispatlanmalıdır.
- Sadece tanık beyanları meslekten çıkarma için yetersizdir.
- Farklı fiillere ayrı ayrı ceza verilmesi hukuka aykırıdır.
Bu karar, kamu görevlileri hakkında tesis edilen en ağır disiplin yaptırımı olan meslekten çıkarma cezasının uygulanabilmesi için aranan ispat standardını ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Danıştay, idarelerin salt husumet besleme ihtimali olan tanık beyanlarına dayanarak, olayı destekleyen somut ve her türlü şüpheden uzak kesin deliller bulunmaksızın personelin yetkisini ve nüfuzunu kötüye kullandığı sonucuna varılamayacağını açıkça hüküm altına almıştır. Karar, aynı zamanda bir personelin işlediği iddia edilen bir fiilin hukuki nitelendirilmesinin doğru yapılması ve bu fiile karşılık gelen cezanın ölçülülük ilkesi kapsamında orantılı olması gerektiğinin altını çizmektedir. Borç almak gibi daha hafif bir disiplin cezasını gerektiren fiilin, somut deliller olmadan zorlama bir yorumla nüfuzun kötüye kullanılması ve mobbing olarak değerlendirilip en ağır ceza olan meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılamayacağı vurgulanmıştır.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve idarelerin geniş takdir yetkisi kullanarak tesis ettiği meslekten çıkarma işlemlerine karşı açılan davalarda bu karar, oldukça güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Özellikle jandarma ve emniyet gibi hiyerarşinin ve disiplinin en üst düzeyde uygulandığı kurumlarda, amir pozisyonundaki personelin astlarıyla olan diyaloglarında yaşanan kişisel sorunların doğrudan en ağır disiplin soruşturmalarına konu edilmesi sık rastlanan bir durumdur. Ancak bu iddiaların varlığı halinde disiplin kurullarının, sadece varsayımlar veya sübjektif değerlendirmeler içeren tanık ifadeleriyle yetinmemesi gerekecektir. İşlem tesis edilirken iddiaların şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delillerle desteklenmemesi halinde işlemlerin yargıdan döneceği idarelere net bir şekilde hatırlatılmış, memurların mesleki güvenceleri hukuk devleti ilkesi bağlamında korunmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Muş ili Varto ilçesinde İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde Jandarma Yüzbaşı rütbesiyle komando bölük komutanı olarak görev yapmakta olan davacının, İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığına karşı açtığı iptal ve tam yargı davasından kaynaklanmaktadır.
Olayın arka planı, davacının emri altındaki personelden ve kurumun ihtiyaçlarının karşılandığı esnaftan kişisel nedenlerle borç para istediği ve aldığı yönündeki iddialara dayanmaktadır. İdare, davacının borç para temin edebilmek amacıyla astlarına baskı uyguladığı, olumsuz cevap aldığı personele husumet güttüğü, sicil notlarını düşürmekle tehdit ederek mobbing yaptığı gerekçesiyle yetkisini kötüye kullandığı sonucuna varmış ve meslekten çıkarma kararı vermiştir.
Davacı, iddiaların asılsız olduğunu, disiplini sağlamak için verdiği emirlerin husumetle karşılandığını ve borç isteme eyleminin baskı unsuru taşımadığını belirterek, haksız yere tesis edilen meslekten çıkarma cezasının iptalini ve yoksun kaldığı parasal ile özlük haklarının yasal faiziyle ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay, bu uyuşmazlığı çözerken özellikle disiplin hukukunun evrensel prensiplerini ve genel kolluk personelinin tabi olduğu özel mevzuat hükümlerini dikkatle inceleyerek esas almıştır. Uyuşmazlığın temel hukuki dayanağını 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun oluşturmaktadır.
Anılan Kanun'un disiplin cezalarını ve bu cezaları gerektiren fiilleri düzenleyen 7068 sayılı Kanun m.8/6-ç hükmünde, "Yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla ya da kin ve dostluk gibi nedenlerle kötüye kullanmak" fiili, doğrudan doğruya meslekten çıkarma cezasını gerektiren ağır eylemler arasında sayılmıştır. Davalı idare olan Jandarma Genel Komutanlığı, davacının eylemlerini bu madde kapsamında değerlendirerek en ağır disiplin yaptırımını uygulamıştır.
Buna karşılık, disiplin mevzuatında daha hafif fiiller de ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 7068 sayılı Kanun m.8/4-b-1 hükmünde "Doğrudan veya aracı eliyle astlarından ya da iş sahiplerinden hediye veya borç almak" fiili altı ay kısa süreli durdurma cezasını gerektiren bir eylem olarak tanımlanmış; 7068 sayılı Kanun m.8/5-b-2 hükmünde ise "Hizmet içinde resmi sıfatın gerektirdiği, saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak" fiilinin karşılığı on altı ay uzun süreli durdurma cezası olarak belirlenmiştir.
Disiplin hukukunun temel güvencelerinden biri olan suç ve cezaların kanuniliği ilkelerine göre, kamu görevlilerine isnat edilen fiillerin her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delillerle ispatlanması zorunludur. Yeterli, tarafsız ve maddi delil olmadan yalnızca şüphe veya salt tanık beyanlarına dayanılarak ağır yaptırımlar uygulanamaz. Ayrıca idari işlemlerin yargısal denetiminde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu belirten Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.125 hükmü de tam yargı taleplerinin değerlendirilmesinde temel bir anayasal kural olarak dikkate alınmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosyaya sunulan bilgi, belge ve mahkeme kararlarının kapsamlı bir şekilde incelenmesi neticesinde, davacının disiplin soruşturmasına konu edilen eylemleri Danıştay tarafından detaylı bir hukuki denetime tabi tutulmuştur. Davacının kendi emri altındaki astlarından veya kurumun iş ilişkisi içinde olduğu esnaftan borç para aldığı yönündeki fiilinin, dosyada mevcut tanık ifadeleriyle sübuta erdiği tespit edilmiştir. Ancak, asıl uyuşmazlığın temelini oluşturan ve davacının meslekten çıkarılmasına zemin hazırlayan "yetkisini veya nüfuzunu çıkar sağlamak amacıyla kötüye kullanma" fiili açısından hukuki durum tamamen farklı değerlendirilmiştir.
Disiplin soruşturması kapsamında davacının personelden borç temin edebilmek için onlara amirlik nüfuzunu kullanarak sistematik baskı kurduğu, borç talebine olumsuz cevap veren personele karşı kin güttüğü, sicil notlarını düşük vermekle tehdit ettiği iddia edilmiştir. Buna rağmen, bu ağır iddiaları destekleyecek nitelikte, husumet barındırması muhtemel bir kısım personelin soyut beyanları dışında maddi gerçeği yansıtan somut hiçbir delil dosyaya sunulamamıştır.
Disiplin hukukunun kurallarına göre, meslekten çıkarma gibi ağır bir yaptırımın uygulanabilmesi için eylemin sübut bulduğunun her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlarla desteklenmesi şarttır. Davacının borç alma eyleminin, idarece iddia edildiği gibi nüfuz kötüye kullanma, şantaj veya mobbing aşamasına ulaştığını ispatlayan somut, hukuken geçerli bir delil elde edilememiştir. İdarenin, eksik inceleme ve yetersiz delille, salt tanık ifadelerine dayanarak davacıyı en ağır yaptırım olan meslekten çıkarma cezası ile cezalandırması açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Tüm bu objektif tespitler ışığında, davacıya isnat edilen meslekten çıkarma cezasını gerektiren fiilin somut delillerle ispatlanamadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin hukuki dayanaktan yoksun olduğu ortaya konulmuştur.
Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, somut delil yokluğuna rağmen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde karar veren Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.