Karar Bülteni
AİHM F.M. VE DİĞERLERİ BN. 2021/17622
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM / Üçüncü Bölüm |
| Başvuru No | 2021/17622 |
| Karar Tarihi | 14.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Devletin yaşam hakkını koruma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.
- Arama kurtarma faaliyetlerinde hızlı ve etkin müdahale şarttır.
- Ölüm olaylarında bağımsız ve derinlemesine soruşturma yürütülmelidir.
- Denizde tehlike altındaki kişilere derhal yardım edilmelidir.
Bu karar, devletlerin sınır güvenliği ve göçmen politikaları çerçevesinde yürüttükleri denizde arama ve kurtarma operasyonlarındaki yükümlülüklerinin sınırlarını kesin bir biçimde çizmesi açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletlerin yetki alanları dahilinde meydana gelen ölümcül olaylarda yalnızca doğrudan bir müdahale ile ölüme sebebiyet vermeme negatif yükümlülüğü altında olmadığını, aynı zamanda kişilerin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir riski önlemek için mevcut tüm makul ve operasyonel tedbirleri alma yönünde maddi bir pozitif yükümlülüğü bulunduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.
Uygulamadaki emsal etkisi bakımından karar, idarelerin kendi personellerinin karıştığı ölümlü vakalarda yürütecekleri idari ve adli soruşturmaların kurumsal bağımsızlık şartına dikkat çekmektedir. Soruşturmayı yürüten birimler ile olaya karışan birimler arasında hiyerarşik veya kurumsal bir bağ bulunması, soruşturmanın tarafsızlığını ve etkililiğini temelden zedelemektedir. Ayrıca karar, adli tıp incelemeleri ve otopsi süreçlerindeki eksikliklerin, mağdurların yakınlarına ve hayatta kalanlara kusur atfedilerek devletin sorumluluktan kurtulması için bir kalkan olarak kullanılamayacağını vurgulamakta, gelecekteki benzer göçmen trajedileri davalarında idarelerin sorumluluğunun çok daha sıkı bir denetime tabi tutulacağını göstermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Afganistan ve Irak vatandaşı olan başvuranlar, 16 Mart 2018 tarihinde Türkiye kıyılarından Yunanistan'ın Agathonissi (Eşek Adası) adasına doğru yola çıkan ve içinde kendi aile üyelerinin bulunduğu bir göçmen teknesinin batması olayıyla ilgili olarak Yunanistan Devleti'ne karşı dava açmıştır. Teknenin su aldığı ve batmakta olduğu, karada bulunan akrabaları tarafından Yunan yetkililere ve acil çağrı merkezlerine defalarca iletilmesine rağmen, Yunan sahil güvenlik ekipleri bu acil durum ihbarlarını başka bir olayla karıştırmış ve arama kurtarma çalışmalarını yetersiz yürütmüştür.
Söz konusu olayda, başvuranlardan hayatta kalan üç kişi kendi imkanlarıyla adaya çıkmayı başarmış, ancak diğer aile üyeleri, çocukları ve eşleri de dahil olmak üzere boğularak hayatını kaybetmiştir. Başvuranlar, Yunan makamlarının arama kurtarma operasyonundaki ihmalkar tutumları nedeniyle yakınlarının yaşamını yitirdiğini ve olayın ardından sorumluların tespitine yönelik bağımsız, derinlemesine ve etkili bir adli soruşturma yürütülmediğini belirterek ihlal tespiti talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin somut olayı değerlendirirken dayandığı temel norm, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.2 kapsamında koruma altına alınan yaşam hakkıdır. Bu madde, devlete sadece kasten ve hukuka aykırı olarak yaşama son vermeme şeklindeki negatif yükümlülüğü yüklemekle kalmaz; aynı zamanda kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli yasal ve idari çerçeveyi oluşturma, tehlike altındaki yaşamları kurtarmak için önleyici operasyonel tedbirler alma (maddi boyut) ve ölüm olaylarının meydana gelmesi halinde sorumluları tespit edip cezalandıracak etkili bir soruşturma yürütme (usuli boyut) pozitif yükümlülüklerini de içerir.
Denizde arama kurtarma faaliyetleri bağlamında devletin yükümlülükleri, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi m.98 ile Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) kurallarına dayanmaktadır. Bu uluslararası kurallar, kıyı devletlerine, denizdeki tehlike durumlarında uyruğuna veya statüsüne bakılmaksızın herkese anında ve etkili bir biçimde yardım etme zorunluluğu getirmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, yetkili makamların belirli bir kişinin veya grubun hayatına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığını bildikleri veya bilmeleri gerektiği durumlarda, bu riski bertaraf etmek için sahip oldukları yetkiler dahilinde makul olarak beklenen her türlü tedbiri almaları şarttır. Usuli yükümlülük açısından ise, soruşturmayı yürüten kişi ve kurumların, soruşturulan olayda sorumluluğu bulunabilecek kişi ve kurumlardan hiyerarşik, kurumsal ve fiili olarak tamamen bağımsız olması gerekmektedir. Adli tıp incelemeleri ve olay yeri inceleme raporları gibi nesnel delillerin usulüne uygun, eksiksiz ve uluslararası standartlara (örneğin otopsilerde fotoğraf ve video kullanımı gibi) uygun şekilde toplanması, etkili bir soruşturmanın temel unsurudur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda hem arama kurtarma operasyonunun yürütülüş biçimini hem de olay sonrası gerçekleştirilen soruşturma süreçlerini titizlikle incelemiştir. Usuli yönden yapılan değerlendirmede, yürütülen soruşturmaların bağımsızlık kriterini karşılamadığı açıkça tespit edilmiştir. Sahil güvenlik görevlilerinin ihmallerinin araştırıldığı soruşturmanın, yine sahil güvenlik teşkilatının hiyerarşisi altında bulunan birimler (Sahil Güvenlik İçişleri Dairesi) tarafından yürütülmesi ve askeri hiyerarşiye tabi savcıların sürece dahil olması, soruşturmanın tarafsızlığını zedelemiştir.
Bununla birlikte, soruşturma makamlarının kritik delilleri toplamada son derece yetersiz kaldığı görülmüştür. Kazazedelerin yakınlarının Yunan yetkililere ulaştırdığı iletişim kayıtları ile teknenin battığını bildiren sesli acil durum mesajları gerektiği gibi incelenmemiştir. Adli tıp raporlarında cesetlerin sudan çıkarılış saatleri, saklama koşulları gibi hayati verilerin eksik olması ve cesetlerin parmak ile yüz fotoğraflarının çekilmemesi, ölümlerin tam olarak hangi saatte gerçekleştiğinin ve teknenin hangi gün battığının tıbben kesin olarak tespitini imkansız hale getirmiştir.
Maddi yönden yapılan incelemede ise, yetkililerin 16 Mart 2018 sabahında bir teknenin batmakta olduğu ve içindeki insanların gerçek ve yakın bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bilgisini aldıkları, ancak bu duruma uygun bir reaksiyon göstermedikleri belirlenmiştir. İhbarlar, adaya güvenli bir şekilde ulaşan başka bir göçmen teknesi vakasıyla karıştırılmış, denizdeki arama faaliyetleri son derece yüzeysel tutulmuş ve kaza bölgesindeki araştırmalar hiçbir somut veriye dayanmadan erken saatlerde sonlandırılmıştır. Yetkililerin, tehlike sinyallerinin mahiyetini yanlış sınıflandırması ve arama kurtarma operasyonunu erken bitirmesi, denizde hayatta kalma mücadelesi veren kişilerin yaşamını yitirmesine zemin hazırlamıştır.
Sonuç olarak AİHM, Yunanistan'ın arama kurtarma operasyonundaki operasyonel ihmalleri ve sonrasında bağımsız, şeffaf ve etkili bir soruşturma yürütmemesi nedenleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesini hem maddi hem de usuli yönden ihlal ettiği yönünde karar vermiştir.