Karar Bülteni
AİHM KOSMATSKA BN. 9953/16
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm |
| Başvuru No | 9953/16 |
| Karar Tarihi | 04.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Devletin hataları iyi niyetli kişilere yüklenemez.
- Mülkiyet hakkına müdahalenin yasal dayanağı olmalıdır.
- Kişilere aşırı ve orantısız şahsi külfet yüklenemez.
- Mülkiyetin kaybında uygun tazminat sağlanması zorunludur.
Bu karar, mülkiyet hakkının korunmasında "iyi yönetişim" ilkesinin ne derece kritik bir öneme sahip olduğunu hukuken gözler önüne sermektedir. Devletin kendi kurumlarının geçmişte yaptığı hatalı veya usulsüz idari işlemler gerekçe gösterilerek, iyi niyetli üçüncü kişilerin mülkiyet haklarının yıllar sonra bedelsiz olarak ellerinden alınması, mülkiyet güvencesinin açık bir ihlali anlamına gelmektedir. AİHM bu kararıyla, idarenin kendi kusurunun faturasını, hiçbir kötü niyeti olmayan ve tapu siciline güvenerek taşınmaz satın alan vatandaşa kesemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Özellikle tapu iptal ve tescil davalarında, idarenin geçmişteki ihmal veya hatalarına dayanılarak açılan kamu davalarında, mülkiyeti kaybeden iyi niyetli vatandaşa tazminat ödenmemesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı bulunmuştur. Mahkemenin, mülkünü kaybeden vatandaşa "zararını sana arsayı satandan mahkemeyle iste" şeklindeki yaklaşımı, kamu yararı ile birey hakkı arasındaki adil dengeyi bozan ve devlete ait bir yükümlülüğü bireye yıkan orantısız bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, idare hatalı işlemlerini düzeltirken, ortaya çıkan maddi zararı bizzat üstlenmeli ve iyi niyetli maliklerin zararlarını derhal ve doğrudan tazmin etmelidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu olan vatandaş, 2008 yılında devlet tarafından tarım amacıyla şahıslara tahsis edilen arazi parsellerini, bu şahıslardan bedelini ödeyerek satın almış ve tapusunu kendi adına tescil ettirmiştir. Yıllar sonra, 2014 yılında bir Cumhuriyet savcısı, söz konusu arazilerin 2008 yılındaki ilk tahsis işlemlerinin yasa dışı olduğunu ileri sürerek başvurucuya ve diğer maliklere karşı dava açmıştır.
Yerel mahkemeler savcılığın talebini haklı bularak, başvurucunun tapu kaydını iptal etmiş ve arazinin hiçbir tazminat ödenmeksizin devlete iade edilmesine karar vermiştir. Mahkemeler, başvurucuya arazinin bedelini geri alabilmesi için kendisine satışı yapan özel kişilere karşı dava açması gerektiğini söylemiştir. Başvurucu, hiçbir kötü niyeti olmamasına rağmen arazisinin elinden bedelsiz alınmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirterek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkının temel ilkelerini vurgulamıştır. Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarına göre, mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir müdahalenin öncelikle yasal bir dayanağı olmalı ve bu yasa öngörülebilir, açık ve keyfiliğe karşı koruma sağlayacak nitelikte olmalıdır.
Kararda ağırlıklı olarak "iyi yönetişim" prensibi üzerinde durulmuştur. Bu prensip gereğince, kamu makamlarının yaptıkları hataların riski bizzat devletin kendisi tarafından üstlenilmeli ve idarenin yanlışları, bireylerin mağduriyeti pahasına düzeltilmemelidir. İdare, geçmişteki bir yanlışı düzeltme ihtiyacı duyduğunda, bu durum, kamu makamlarının işlemlerinin meşruluğuna iyi niyetle güvenerek yeni bir hak kazanmış olan bireylerin haklarına orantısız bir şekilde müdahale etmemelidir.
Yerel mahkemelerin tapu iptaline dayanak yaptığı Ukrayna Medeni Kanunu m.387 ve m.388 hükümleri de kararda tartışılmıştır. AİHM, bu maddelerin mülkün bedelsiz olarak veya irade dışı elden çıktığı durumları düzenlediğini, oysa başvurucunun araziyi bedelini ödeyerek iyi niyetle satın aldığını belirtmiştir. Mülkiyetin kamuya bedelsiz geçirilmesinin ve zararın giderimi için kişinin önceki satıcılara yönlendirilmesinin, müdahalenin orantılılık şartını ve kamu yararı ile birey hakkı arasındaki adil dengeyi zedeleyeceği kuralı vurgulanmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun söz konusu araziyi satış sözleşmeleriyle yasal bir şekilde devraldığını ve tapusunu tescil ettirdiğini tespit etmiştir. Devlet makamlarının, başvurucunun kötü niyetli olduğuna veya 2008 yılındaki yasa dışı olduğu iddia edilen ilk tahsis sürecine dahil olduğuna dair hiçbir iddiası veya kanıtı bulunmamaktadır.
Mahkeme, yerel mahkemelerin iptal kararına dayanak yaptığı yasa hükümlerinin başvurucunun iyi niyetli satın alma durumuyla örtüşmediğine dikkat çekmiş, bu durumun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin yasallığı konusunda ciddi şüpheler uyandırdığını ifade etmiştir. Ancak AİHM, müdahalenin asıl olarak orantısızlık yönünden hukuka aykırı olduğunu belirlemiştir. Devletin, arazinin yasa dışı olarak devredildiğini yıllar sonra fark etmesi üzerine tapuyu iptal etmesi kamu yararı taşısa da, bu işlemin faturasının başvurucuya kesilmesi iyi yönetişim ilkesine aykırı bulunmuştur.
AİHM, yerel mahkemelerin başvurucuyu zararını tazmin etmesi için önceki satıcılara karşı ayrı bir dava açmaya yönlendirmesini eleştirmiştir. Devletin kendi hatasından kaynaklanan bir sorunun çözümünde, mağdur olan iyi niyetli bir vatandaşa yıllar sürecek belirsiz bir hukuki süreci adres göstermesi, başvurucuya aşırı ve orantısız bir şahsi külfet yüklemiştir. Üstelik yakın zamanda Ukrayna mevzuatında yapılan ve iyi niyetli maliklerden mülk geri alındığında mali sonuçlara devletin katlanmasını öngören değişiklikler de, mülkiyeti elinden alınan vatandaşa devlet tarafından doğrudan bir tazminat sağlanması gerekliliğini teyit etmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantısız olduğuna ve 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.