Karar Bülteni
AİHM 2599/16 BN.
AİHM | KORNIYETS VE DİĞERLERİ - UKRAYNA | 2599/16 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | AİHM 5. Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2599/16 |
| Karar Tarihi | 10.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- Acil aramalarda sonradan yargısal denetim yeterli olmalıdır.
- Arama kararlarına karşı etkili itiraz yolu sunulmalıdır.
- Kötü muamele iddiaları derhal ve etkili soruşturulmalıdır.
Bu karar, kolluk kuvvetlerinin acil durum kisvesi altında önceden mahkeme kararı olmaksızın gerçekleştirdiği ev aramalarının hukuka uygunluğu ve bu işlemlere karşı sunulan yargısal denetimin etkililiği açısından büyük önem taşımaktadır. Mahkeme, acil durumlarda arama yetkisinin kullanımının mutlaka katı bir sonradan yargısal denetim mekanizmasına tabi olması gerektiğini, aksi takdirde vatandaşların keyfiliğe karşı yeterli bir yasal güvenceden mahrum bırakılmış olacağını açıkça ortaya koymuştur.
Uygulamadaki emsal etkisi incelendiğinde, karar, arama işlemlerine sonradan verilen mahkeme onaylarının yalnızca şekli bir incelemeden ibaret olamayacağını göstermektedir. Arama yapılan kişilerin veya avukatlarının katılımı olmadan, tek taraflı ve matbu gerekçelerle verilen onay kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlaline yol açmaktadır. Bu bağlamda karar, taraf devletlerin arama prosedürlerinde aciliyet kavramını çok daha dar yorumlamaları ve sonradan denetim mekanizmalarını itiraz edilebilir, çekişmeli yargı ilkelerine uygun hale getirmeleri gerektiği konusunda güçlü bir uyarı niteliğindedir. Ayrıca, arama sırasında meydana gelen yaralanmalara ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmemesinin de bağımsız bir ihlal sebebi olduğu vurgulanarak, kolluk kuvvetlerinin güç kullanımının her aşamasında mutlak bir hesap verebilirliğinin sağlanması gerektiği hukuk sistemleri için net bir şekilde pekiştirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu dava, Ukrayna'da görev yapan çeşitli kamu görevlileri ve onların aile üyeleri olan başvurucuların, polis tarafından evlerinde gerçekleştirilen aramaların hukuka aykırı olduğu iddiasıyla devlete karşı açtığı bir davadır. Olayların temelinde, yolsuzluk iddiaları kapsamında yürütülen ceza soruşturmaları yer almaktadır. Soruşturmayı yürüten polisler ve müfettişler, "acil durum" gerekçesine dayanarak önceden herhangi bir mahkeme kararı almadan başvurucuların evlerine baskın yapmış ve arama gerçekleştirmiştir. Başvurucular, bu aramaların keyfi olduğunu, arama işlemlerine karşı itiraz edebilecekleri etkili bir yollarının bulunmadığını ve aramaların sonradan mahkemeler tarafından tek taraflı olarak onaylanmasının haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuruculardan biri olan Tetyana Maksymivna Zhabo, arama sırasında polisler tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını ve bu şiddet olayının yetkililerce etkili bir şekilde soruşturulmadığını iddia ederek şikayetçi olmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
AİHM, uyuşmazlığı incelerken temel olarak konut dokunulmazlığını güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesini, etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesini ve işkence ile kötü muamele yasağını içeren 3. maddesini temel almıştır.
Mahkeme, öncelikle Ukrayna iç hukukundaki düzenlemeleri ve bu düzenlemelerin somut olaydaki uygulanma şeklini incelemiştir. Ukrayna Anayasası m.30 uyarınca, kural olarak gerekçeli bir mahkeme kararı olmaksızın kimsenin konutuna girilemez ve arama yapılamaz. Ancak, istisnai halleri düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu m.233/3 hükmü, acil durumlarda müfettiş veya savcı kararıyla mahkeme izni olmadan da arama yapılabileceğine, bu durumda işlemin sonradan gecikmeksizin bir yargıç tarafından onaylanması gerektiğine cevaz vermektedir.
AİHM yerleşik içtihatlarına göre, temel bir hakka yapılan müdahalenin yasayla öngörülmüş sayılabilmesi için ilgili kanunun yürütme organının keyfiliğine karşı yeterli güvenceler sunması şarttır. Önceden mahkeme kararı alınmadan yapılan aramalar söz konusu olduğunda, sonradan yapılan yargısal denetimin çok daha sıkı, tarafsız ve etkili olması gerekir. Sadece tek taraflı olarak (ex parte) yürütülen, ilgililerin argümanlarını sunamadığı ve itiraz edemediği bir yargısal onay süreci, 8. maddenin gerektirdiği usul güvencelerini karşılamaz ve müdahalenin yasal dayanaktan yoksun olduğu sonucunu doğurur.
Ayrıca, kötü muamele yasağı bağlamında, polis kontrolü altındayken veya arama işlemleri sırasında meydana gelen her türlü fiziksel yaralanma güçlü bir ihlal karinesi oluşturur. Devlet, bu yaralanmaların makul ve orantılı bir güç kullanımından kaynaklandığını kesin delillerle kanıtlamakla yükümlüdür. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamındaki usuli yükümlülük ise, devletin bu tür iddiaları derhal, bağımsız, tarafsız ve derinlemesine soruşturmasını emreder. İç hukuk yollarının, sadece teoride değil, pratikte de başvuruculara hak arama imkanı sunacak şekilde eksiksiz işletilmesi demokratik toplum düzeninin zorunlu bir unsurudur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
AİHM, somut olayda başvurucuların evlerinde gerçekleştirilen aramaların "acil durum" gerekçesiyle önceden mahkeme kararı alınmadan yapıldığını tespit etmiştir. Mahkeme, yerel makamların bu aramaları sonradan onaylarken başvuruculara veya avukatlarına haber vermediğini, duruşmaların tek taraflı yapıldığını ve onay kararlarının matbu, genel geçer ifadelere dayandığını belirlemiştir. Başvurucuların, aramaların hukuka aykırılığını veya haklılığını mahkeme önünde tartışma imkanından yoksun bırakıldığı görülmüştür. Bu durum, acil arama yetkisinin kullanımında keyfiliğe karşı yeterli usul güvencelerinin sağlanmadığını ortaya koymuş ve konut dokunulmazlığına yapılan müdahalenin "yasaya uygunluk" şartını taşımadığı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca, yerel hukukun söz konusu arama ve onay işlemlerine karşı başvuruculara pratik ve etkili bir itiraz yolu sunmadığı anlaşılmıştır. Mahkeme, başvurucuların ihlal iddialarını yetkili bir makam önüne taşıyamamaları nedeniyle etkili başvuru haklarının da ihlal edildiğini tespit etmiştir.
İkinci başvurucu yönünden yapılan incelemede, arama sırasında polisin kontrolü altındayken başvurucunun kulağından yaralandığı adli tıp raporlarıyla sabit bulunmuştur. Hükümet, bu yaralanmanın polis güçlerinin zorunlu ve orantılı bir müdahalesi sonucu gerçekleştiğini kanıtlayamamıştır. Dahası, bu kötü muamele iddiası üzerine başlatılan soruşturmanın yedi yıldan fazla sürdüğü, soruşturmanın defalarca kapatılıp mahkemelerce eksiklikler nedeniyle yeniden açıldığı, ancak müfettişlerin mahkeme kararlarındaki eksiklikleri gidermek yerine aynı basmakalıp gerekçelerle soruşturmayı yeniden kapattığı tespit edilmiştir. Bu durum, soruşturmanın etkililik ve özen yükümlülüklerinden tamamen uzak olduğunu göstermiştir.
Sonuç olarak AİHM, tüm başvurucular yönünden konut hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği, ikinci başvurucu yönünden ise kötü muamele yasağının hem maddi hem de usul boyutuyla ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.