Anasayfa Karar Bülteni AİHM | SVYATO | BN. 8906/19

Karar Bülteni

AİHM SVYATO BN. 8906/19

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm
Başvuru No 8906/19
Karar Tarihi 09.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Devlet, dini gruplar arası hoşgörüyü sağlamakla yükümlüdür.
  • Dini mekânların kullanımının tamamen yasaklanması ölçüsüzdür.
  • Üçüncü kişilerin müdahalesine karşı pozitif yükümlülükler doğar.
  • Uyuşmazlıkların çözümünde çoğulculuk ortadan kaldırılamaz.

Bu karar, devletin birbirine rakip dini gruplar arasında yaşanan uyuşmazlıklarda alması gereken önlemlerin sınırlarını ve pozitif yükümlülüklerini net bir şekilde ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dini ibadet yerlerinin kullanım hakkı konusunda taraflar arasında çatışma çıkması ihtimalinde, devletin kolaycı bir yaklaşımla mekânın kullanımını tamamen yasaklamasını Sözleşme'ye aykırı bulmuştur. Karar, devletin tarafsız ve yansız bir organizatör olarak hareket etmesi gerektiğini, asıl görevinin çoğulculuğu ortadan kaldırmak değil, grupların birbirine hoşgörü göstermesini sağlamak olduğunu vurgulamaktadır.

Benzer davalarda bu içtihadın emsal etkisi, özellikle dini azınlıkların veya bölünen toplulukların ibadethane kullanımlarına yönelik devlet müdahalelerinde kendini gösterecektir. İdarelerin ve mahkemelerin, güvenlik ve kamu düzeni gerekçesiyle ibadet yerlerini mühürlemesi veya kullanımını süresiz olarak engellemesi, artık doğrudan bir hak ihlali riski taşıyacaktır. Uygulamada, emniyet güçlerinin ve yargı mercilerinin, çatışmayı engellemek adına mülkiyet ve ibadet hakkını tümden askıya almak yerine, suça karışan bireyleri tespit ederek cezalandırması ve ibadet hakkının barışçıl şekilde kullanılabilmesi için gerekli güvenlik tedbirlerini alması zorunlu hale gelmiştir. Bu durum, idari tedbirlerin ölçülülük ilkesi çerçevesinde çok daha hassas bir denetimden geçmesini gerektirecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu olan Svyato-Uspenskyy Dini Topluluğu, Ukrayna'nın Rivne bölgesindeki bir köyde bulunan kilise binasının mülkiyetine ve kullanım hakkına sahiptir. Bölgede yaşanan siyasi ve dini gerilimler sonucunda, topluluk ile başka bir dini grup arasında kilisenin kullanımı konusunda uyuşmazlık çıkmıştır. Yerel makamlar, kilisenin iki grup tarafından ortaklaşa kullanılmasına karar vermiş, ancak başvurucu topluluk buna karşı çıkmıştır. İki grup arasında yaşanan arbede ve gerginliklerin ardından polis soruşturma başlatmış, yerel mahkemeler ise kamu düzenini korumak ve mülke zarar verilmesini önlemek gerekçesiyle kilise binasının kullanımını tamamen yasaklayarak binayı mühürlemiştir. Başvurucu topluluk, kendi ibadethanelerine erişimlerinin haksız yere engellendiği ve devletin kendilerini diğer grubun saldırılarından korumak yerine ibadet haklarını ellerinden aldığı iddiasıyla dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.9 kapsamında güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğüne dayanmıştır. Bu madde, herkesin tek başına veya topluca, aleni veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü koruma altına almaktadır.

Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, devlet, çeşitli dinlerin, inançların ve inançsızlıkların uygulanmasını düzenlemede tarafsız ve yansız bir rol üstlenmelidir. Bu rol, demokratik bir toplumda kamu düzeninin, dini uyumun ve hoşgörünün sağlanması için elzemdir. Çatışan gruplar arasında karşılıklı hoşgörünün tesis edilmesi devletin temel pozitif yükümlülükleri arasındadır. Eylemlerin doğrudan devlete atfedilemediği, özel kişiler veya üçüncü şahıslar tarafından gerçekleştirildiği durumlarda dahi, devletin yetki alanındaki kişilerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.9 kapsamındaki haklarını güvence altına alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Dini inançların kullanılmasının engellenmesine yönelik muhalefet veya saldırılar karşısında devlet, bu inanç sahiplerinin haklarını barışçıl bir şekilde kullanabilmelerini sağlamakla mükelleftir.

Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.9 hakları ile diğer temel özgürlükler arasında bir çatışma olduğunda, haklar arasında bir hiyerarşi bulunmadığı kabul edilir. Devlet, her iki hakkın da makul ölçüde korunmasını sağlayacak yasal bir çerçeve oluşturmalı ve bunlara fiilen saygı gösterilmesini temin edecek etkili önlemler almalıdır. Otoritelerin, iki farklı dini grup arasındaki gerilimi çözme yöntemi, çoğulculuğu ortadan kaldırarak sorunu kökten çözmek değil, birbiriyle rekabet eden grupların birbirlerine tahammül etmelerini sağlamak olmalıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayda başvurucu topluluğun ibadet hakkının ihlal edilip edilmediğini incelerken, ulusal makamların aldığı tedbirlerin niteliğini ve ölçülülüğünü değerlendirmiştir. Başvurucu topluluğun şikâyeti, mühürleme kararının izole bir işlem olmasından ziyade, devletin topluluğu ve kilise binasını hukuka aykırı saldırılara karşı korumada genel olarak başarısız olması temeline dayanmaktadır.

Olayda, Ukrayna makamlarının durumu ele alış biçiminde taraflı veya önyargılı davrandıklarına dair bir delil bulunmamakla birlikte, yetkililerin sorunu çözmek için tercih ettikleri yöntemin son derece katı olduğu saptanmıştır. Ulusal mahkemeler, iki dini grup arasında çekişmeli olan kilise binasının kullanımını, ceza soruşturması çerçevesinde tamamen yasaklama yoluna gitmiştir. Bunu yaparken, o tarihte binanın yasal sahibi olan başvurucu topluluğun mülkü münhasıran kullanma hakkını göz ardı etmişlerdir.

Ceza soruşturmaları başlatılmış olmasına rağmen, ilgili suçları işleyen faillerin tespit edilerek adalete teslim edilmesi yönünde etkili ve somut adımlar atıldığına dair bir bulguya rastlanmamıştır. Özellikle, binaya yönelik saldırıların kamusal alanda yapılan bir gösteri yürüyüşünden ziyade özel mülke tecavüz niteliği taşıdığı göz önüne alındığında, yetkililerin ibadet hakkı ile toplanma özgürlüğünü dengelemek gibi karmaşık bir sorunla karşı karşıya olmadıkları açıktır.

Mahkeme, devletin bu tür toplumsal gerilimlerdeki asıl rolünün, çoğulculuğu yok ederek gerilimin kaynağını ortadan kaldırmak değil, rekabet eden grupların birbirlerine hoşgörüyle yaklaşmasını temin etmek olduğunu yinelemiştir. Somut olayda ise idare, kilise binasının kullanımını tamamen yasaklayarak gerilimin kaynağını yok etme yolunu seçmiştir. Yetkililer, ibadet hakkının korunması için gerekli ve yeterli çabayı gösterdiklerini, binanın mühürlenmesinden başka hiçbir alternatif önlemin bulunmadığını kanıtlayamamıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, devletin başvurucu topluluğun din özgürlüğünü barışçıl bir şekilde kullanmasını sağlamak için yeterli adımları atmaması nedeniyle Sözleşme'nin 9. maddesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: