Anasayfa Karar Bülteni AİHM | R.E. VE DİĞERLERİ | BN. 59809/19

Karar Bülteni

AİHM R.E. VE DİĞERLERİ BN. 59809/19

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Bölüm
Başvuru No 59809/19
Karar Tarihi 13.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Cinsel şiddet soruşturmalarında rıza yokluğu incelenmelidir.
  • Usuli yükümlülükler sonuç değil araç yükümlülüğüdür.
  • Çocuk mağdurların üstün yararı birincil olarak gözetilmelidir.
  • İstatistiksel veriler tek başına ayrımcılığı kanıtlayamaz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu karar, devletlerin cinsel şiddet iddialarına yönelik yürütmekle yükümlü oldukları etkin soruşturma görevinin sınırlarını ve içeriğini netleştirmesi bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Karar, yetkili makamların cinsel şiddet vakalarına müdahale ederken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen maddesi ile özel ve aile hayatına saygı hakkı çerçevesinde ne tür pozitif yükümlülüklere tabi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Mahkeme, devletin bu tür ağır iddialar karşısında derhal harekete geçme ve kapsamlı bir araştırma yapma zorunluluğunu teyit ederken, bu sorumluluğun mutlak bir mahkumiyet kararı çıkarma veya her vakada bir faili cezalandırma zorunluluğu anlamına gelmediğini, makul araçların ve yöntemlerin kullanılması (araç yükümlülüğü) esasına dayandığını vurgulamıştır.

Emsal niteliği taşıyan bu karar, benzer nitelikteki cinsel şiddet davalarında mahkemelerin ve savcılıkların olayları nasıl değerlendirmesi gerektiği konusunda yol gösterici bir kılavuzdur. Özellike, cinsel saldırı mağdurlarının yasal süreçlerde ikincil bir travma yaşamamaları için ne tür usuli güvencelerin sağlanması gerektiği hususu kararın merkezinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra karar, yalnızca mahkumiyet oranlarının düşük olmasını gösteren istatistiksel verilerin, devletin sistematik bir cinsiyet ayrımcılığı politikası yürüttüğünü ispatlamak için tek başına yeterli kabul edilemeyeceğini belirterek, ceza hukukunun doğasındaki ispat zorluklarının altını çizmiştir. Bu bağlamda, soruşturma makamlarının delil değerlendirme süreçlerindeki takdir yetkisinin genişliği ve olayların kendine has zorluklarının hukuki analize nasıl yansıması gerektiği uygulayıcılara gösterilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İzlanda'da yaşayan dört farklı kişi (olay tarihlerinde içlerinden ikisi reşit olmayan çocuktur), maruz kaldıklarını iddia ettikleri cinsel saldırı eylemleri hakkında yerel makamların yürüttüğü ceza soruşturmalarının yetersiz ve adaletsiz olduğu gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuştur. Başvurucular, cinsel şiddete uğradıklarını belirterek polise şikayette bulunmalarına rağmen, soruşturma süreçlerinin çok yavaş ilerlediğini, şüphelilerin ifadelerinin geç alındığını, tanıkların yeterince dinlenmediğini ve savcılık makamlarının yeterli delil olmadığı gerekçesiyle dosyaları kapatarak takipsizlik kararları verdiğini ifade etmişlerdir. Aynı zamanda başvurucular, İzlanda'daki yasal sistemin ve uygulamaların cinsel şiddet mağduru kadınları korumakta yetersiz kaldığını ve cinsel suçlardaki düşük dava açma ve mahkumiyet oranlarının, kadınlara karşı sistemsel bir cinsiyet ayrımcılığı yarattığını iddia etmişlerdir. Uyuşmazlığın temelini, devletin cinsel saldırı iddiaları karşısındaki soruşturma yükümlülüklerini ihlal edip etmediği ve süreçlerin ayrımcı bir temele dayanıp dayanmadığı oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı değerlendirirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddesi ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını koruyan 8. maddesini birlikte ele almıştır. Ayrıca ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. madde de uyuşmazlığın odak noktalarından biri olmuştur. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre devletlerin, bireyleri cinsel şiddet eylemlerinden koruma, failleri cezalandıran etkili ceza hukuku mekanizmaları kurma ve bu kuralları hızlı, tarafsız ve kapsamlı soruşturmalarla uygulama yönünde güçlü pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır.

İzlanda iç hukuku bağlamında, 1940 tarihli Genel Ceza Kanunu m.194 (Almenn hegningarlög) hükümleri incelenmiştir. Söz konusu yasa maddesinin 2007 ve 2018 yıllarında geçirdiği değişiklikler neticesinde, tecavüz suçunun tanımı fiziksel şiddet veya tehdit kullanılmasından ziyade "rızanın bulunmaması" kriterine dayandırılmıştır. Kanun; uyuyan, bilinci kapalı olan veya aşırı alkol ve uyuşturucu etkisi altında olduğu için direnemeyecek durumda olan kişilere yönelik cinsel eylemleri açıkça suç olarak kabul etmektedir.

Soruşturmaların etkililiği prensibi gereğince yetkili makamlar, tüm delilleri titizlikle toplamalı, mağdurların tıbbi ve psikolojik durumlarını yansıtan raporları değerlendirmeli ve süreci makul bir sürede tamamlamalıdır. Ancak AİHM, bu yükümlülüğün bir sonuç yükümlülüğü olmadığını, delillerin eksikliği nedeniyle takipsizlik veya beraat verilmesinin tek başına sözleşme ihlali yaratmayacağını vurgulamaktadır. Çocuk mağdurlar söz konusu olduğunda ise, Lanzarote Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca, çocuğun üstün yararının birincil planda tutulması zorunludur. Çocukların ifade alma süreçlerinin özel tasarlanmış merkezlerde, uzman pedagog veya psikologlar eşliğinde, onların travmalarını tetiklemeyecek (ikincil mağduriyeti önleyecek) şekilde gerçekleştirilmesi bir zorunluluk olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda İzlanda makamlarının yürüttüğü soruşturmaların etkililiğini her bir başvurucu açısından ayrı ayrı, dosya özelindeki delilleri ve usuli adımları göz önünde bulundurarak değerlendirmiştir. Başvurucu R. E. dosyasına bakıldığında, şikayet tarihinden aylar sonra şüphelinin ifadesinin alınması gibi bazı gecikmeler tespit edilmiş olsa da; olayın polise yedi hafta gibi geç bir sürede bildirilmiş olmasının delil toplanmasını zorlaştırdığı dikkate alınmıştır. Polisin tarafların dijital iletişim kayıtlarını incelediği, başvurucunun gösterdiği tanıkları dinlediği ve mağdur destek merkezlerinden alınan psikolojik raporları değerlendirdiği görülmüştür. Gecikmelerin, şüphelinin delilleri karartmasına fırsat verecek veya soruşturmanın bütünlüğünü bozacak düzeyde olmadığına karar verilmiştir.

Olay tarihinde reşit olmayan başvurucu Y'nin dosyasında adli makamların kamp alanındaki tanıkları dinlediği, sağlık raporlarını dikkate aldığı ve dijital kanıtları topladığı saptanmıştır. Çocuk mağdurlar yönünden yapılan incelemede, ifadenin Çocuk Evi (Barnahus) adı verilen ve çocukların psikolojik sağlığını korumaya yönelik özel olarak tasarlanmış merkezlerde, uzmanlar eşliğinde alındığı ve çocuklara yönelik özel koruma tedbirlerinin titizlikle uygulandığı tespit edilmiştir. S. O. Dosyasında ise şüphelilerin bulunduğu farklı şehirlerdeki kolluk kuvvetleriyle koordinasyon kurularak gecikmeksizin ifadelerin alındığı görülmüştür. Mahkeme, soruşturmalardaki bazı yavaşlamaların iş yükü yoğunluğu ve acil vakaların önceliklendirilmesi gibi operasyonel ve kaynak kısıtlamalarından kaynaklandığını, bu durumun soruşturmaların genel etkililiğini ortadan kaldıracak veya mağdurlar aleyhine ağır bir adaletsizliğe yol açacak boyutta olmadığını kaydetmiştir.

Ayrımcılık şikayetine ilişkin olarak AİHM, İzlanda'nın uluslararası cinsiyet eşitliği endekslerinde çok üst sıralarda yer aldığını, ulusal mevzuatını mağdur odaklı olarak ve özellikle rıza yokluğu prensibini merkeze alarak sürekli güncellediğini not etmiştir. Başvurucuların, cinsel suçlarda kovuşturma ve mahkumiyet oranlarının düşük olduğunu gösteren istatistiksel verilerine karşın; Mahkeme bu durumun, cinsel şiddet vakalarının doğası gereği genellikle özel alanlarda yaşanmasından ve delil ispatının son derece zor olmasından kaynaklandığını belirtmiştir. İstatistiksel farklılıklar, devlet yetkililerinin kadınlara karşı yapısal bir önyargıyla hareket ettiğini veya kurumsal bir ayrımcılık politikası güttüğünü kanıtlamaya yeterli görülmemiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İzlanda makamlarının yürüttüğü ceza soruşturmalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında kendilerine düşen yükümlülükleri ve ayrımcılık yasağını ihlal etmediği yönünde karar vererek başvuruları reddetmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: