Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Rasmussen ve Diğerleri - Danimarka Kararı 2390/24 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Rasmussen ve Diğerleri - Danimarka Kararı 2390/24 B.

Bu karar, devletin cezaevlerindeki mahpusların yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cezaevi yetkililerinin mahpusun hayatına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığını bilip bilmediği veya bilmesi gerekip gerekmediği hususunu temel bir değerlendirme kriteri olarak ele almıştır. Karar, yetkililerin ancak öngörülebilir ve açık bir riskin varlığı halinde sorumlu tutulabileceğini ve idareye her koşulda mutlak bir koruma sorumluluğu yüklenemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 4. Bölüm
Başvuru No 2390/24
Karar Tarihi 25.11.2025
Taraflar Rasmussen ve Diğerleri - Danimarka
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Devletin yaşamı koruma yükümlülüğü mutlaktır.
  • gavel Hapishane yetkilileri makul tedbirleri almalıdır.
  • gavel Öngörülemeyen riskler ihlal sonucunu doğurmaz.
  • gavel Mahpusun sağlık durumu düzenli izlenmelidir.

Bu karar, devletin cezaevlerindeki mahpusların yaşam hakkını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, cezaevi yetkililerinin mahpusun hayatına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığını bilip bilmediği veya bilmesi gerekip gerekmediği hususunu temel bir değerlendirme kriteri olarak ele almıştır. Karar, yetkililerin ancak öngörülebilir ve açık bir riskin varlığı halinde sorumlu tutulabileceğini ve idareye her koşulda mutlak bir koruma sorumluluğu yüklenemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Madde 2 kapsamında yaşam hakkının ihlali iddialarının değerlendirilmesinde, mahpusun geçmiş tıbbi öyküsü, bağımlılık durumu ve cezaevindeki genel hal ve hareketleri dikkate alınmıştır. Mahkeme, uyuşturucu madde bağımlısı bir mahpusun aşırı dozda ilaç alarak hayatını kaybetmesi olayında, yetkililerin standart ve gerekli prosedürleri işletmiş olmasını hak ihlalinin bulunmaması için yeterli bulmuştur. Cezaevi personelinin mahpusun durumunu gözlem altında tutması, onu izleme hücresine alması ve doktora görünme teklifinde bulunması, devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirdiği şeklinde yorumlanmıştır.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, cezaevi idarelerinin her türlü şüpheli ölüm olayında otomatik olarak sorumlu tutulamayacağı yönündeki güçlü vurgusudur. Uygulamadaki önemi ise, hapishane personelinin makul, orantılı ve temel önlemleri almasının, bilinemeyen veya ani gelişen trajik sonuçları engellemede hukuki bir kalkan işlevi görmesinde yatmaktadır. Bu önemli içtihat, idarenin sorumluluğunun bir kusursuz sorumluluk hali olmadığını kesin bir dille teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, Danimarka'da Kragskovhede Cezaevi'nde yatan ve geçmişten gelen ciddi bir madde bağımlılığı öyküsü olan J. F.'nin, hapishane içerisinde aşırı dozda metadon ve diğer uyuşturucu maddeleri alarak hayatını kaybetmesi üzerine, geride kalan ailesi tarafından devlete karşı açılan davalara dayanmaktadır. Başvurucular olan J. F.'nin annesi, eşi ve çocuğu, cezaevi yetkililerinin mahpusu olay günü yeterince gözetim altında tutmadığını ve durumu kötüleştiğinde zamanında bir doktor çağırmayarak onun yaşam hakkını koruyamadıklarını iddia etmişlerdir. Aile, devletin personeli vasıtasıyla ağır ihmali bulunduğu gerekçesiyle tazminat talep etmiştir. Danimarka yerel mahkemelerinde başlayan hukuki süreçte ilk derece mahkemesi aileyi haklı bularak tazminata hükmetmiş, ancak üst mahkemeler cezaevi idaresinin olayda herhangi bir kusuru olmadığına karar vermiştir. Bunun üzerine acılı aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını güvence altına alan Madde 2 hükümlerine ve bu maddenin getirdiği temel prensiplere dayanmıştır. Sözleşme'nin bu kritik maddesi, devletin sadece kasıtlı olarak bireylerin yaşam hakkına müdahale etmemesini değil, aynı zamanda egemenliği ve gözetimi altındaki bireylerin yaşamlarını korumak için gerekli tüm yasal ve idari tedbirleri almasını gerektiren pozitif yükümlülükler içermektedir.

Yerleşik AİHM içtihatlarına göre, hapishane gibi devletin tam kontrolü ve denetimi altındaki kurumlarda bulunan kişilerin güvenliğinden, sağlığından ve esenliğinden doğrudan doğruya devlet sorumludur. Ancak bu hukuki sorumluluk, hiçbir zaman mutlak bir sonuç taahhüdü olarak değerlendirilemez. Mahkeme, idarenin yaşam hakkını ihlal edip etmediğini belirlerken, cezaevi yetkililerinin söz konusu kişinin hayatına yönelik somut, gerçek ve yakın bir risk olduğunu bilip bilmediğini veya mevcut şartlar altında bilmesi gerekip gerekmediğini titizlikle araştırmaktadır. Eğer böyle bir risk öngörülebilir ise, yetkililerin bu riski önlemek için kendi yetkileri dahilinde makul olarak beklenen tüm önlemleri alıp almadığına bakılmaktadır.

Olayın meydana geldiği Danimarka'nın iç hukuk kuralları çerçevesinde, cezaların infazını düzenleyen Ceza İnfaz Kanunu ve mahpusların idare tarafından gözetim altında tutulmasına ilişkin alt düzenlemeler de dikkate alınmıştır. Özellikle, mahpusların başkalarından ayrılarak kendi hücrelerinde veya özel bir gözlem hücresinde tutulmasını düzenleyen yasal şartlar ve prosedürler incelenmiştir. Mahkeme, hem iç hukuk kurallarının işletilme biçimini hem de benzer cezaevi ölümleri konusundaki emsal kararlarını temel alarak devletin sorumluluğunu sınırlandırmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, J. F.'nin cezaevindeki ölümüyle ilgili olarak Danimarka makamlarının aldığı önlemleri ve ulusal mahkemelerdeki yargılama süreçlerini titizlikle incelemiştir. Yapılan kapsamlı değerlendirmede, mahpusun cezaevinde uyuşturucu madde bulundurmasının ve kullanmasının kesinlikle yasak olduğu, ancak olay günü hücresinde yapılan genel aramada bazı şüpheli maddelerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, mahpusun geçmiş tıbbi kayıtlarında çok ciddi bir madde bağımlısı olduğu ve cezaevinde bulunduğu süre zarfında sıklıkla uyuşturucu veya ilaç etkisi altında gibi göründüğü belirlenmiştir. Bu durum, mahpusun genel halinin bir parçası olarak değerlendirilmiştir.

Mahkeme, cezaevi personelinin olay günü J. F.'yi normalden daha fazla etki altında gördüğünü, bunun üzerine onu derhal tedbir amacıyla tıbbi birimdeki bir gözlem hücresine yerleştirdiğini ve saatlik olarak durumunu kontrol ettiğini saptamıştır. Personelin J. F.'ye defalarca durumunu sorarak doktor isteyip istemediğini yönelttiği, ancak mahpusun bu tıbbi yardım teklifini reddettiği açıkça anlaşılmıştır. Mahkeme, yetkililerin mahpusun mevcut uyuşturucu toleransı ve genel durumu göz önüne alındığında, sağlık durumunun ölümcül bir seviyeye ilerlediğini veya ani bir kriz geçireceğini öngörmelerinin beklenemeyeceği kanaatine varmıştır.

Danimarka yerel mahkemelerinin olayı AİHM'nin yerleşik içtihatları ışığında oldukça kapsamlı ve adil bir şekilde incelediği, cezaevi idaresinin elindeki anlık ve kısıtlı bilgilerle mahpusun hayatına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığını bilebilecek durumda olmadığı tespit edilmiştir. İdarenin, mahpusu gözlem altına alarak sağlığını korumaya yönelik temel ve makul önlemleri eksiksiz bir şekilde aldığı kabul edilmiştir. Mahkeme, cezaevi yetkililerinin bu trajik sonucu engellemek için makul olarak kendilerinden beklenebilecek her şeyi yaptıklarına ve devletin pozitif yükümlülüklerini ihlal edecek düzeyde herhangi bir ağır ihmalin veya kusurun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Personelin uyguladığı risk yönetimi yeterli görülmüştür.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Hapiste yatan yakınım ölürse devlet doğrudan suçlu mu sayılır? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, devletin cezaevlerindeki mahpusların yaşam hakkını koruma yükümlülüğü mutlaktır, ancak bu, idarenin her şüpheli ölümde otomatik olarak suçlu sayılacağı anlamına gelmez. Devletin sorumluluğunun doğması için, cezaevi yetkililerinin mahpusun hayatına yönelik gerçek ve yakın bir riskin varlığını bilmesi veya mevcut şartlar altında bilmesi gerekmesi şartı aranmaktadır. İdare, ancak öngörülebilir ve açık bir riskin varlığı durumunda bu riski önlemek için yetkileri dahilindeki makul önlemleri almamışsa sorumlu tutulabilir.
Hapishanede uyuşturucu krizinden ölen biri için gardiyanlar ceza alır mı? expand_more
Cezaevinde uyuşturucu madde bulundurmak ve kullanmak kesinlikle yasak olmasına rağmen, madde bağımlısı bir mahpusun aşırı dozdan hayatını kaybetmesi durumunda personelin sorumluluğu olayın şartlarına göre değerlendirilir. Rasmussen ve Diğerleri kararına göre, eğer mahpusun mevcut uyuşturucu toleransı göz önüne alındığında durumunun ölümcül bir seviyeye ilerlediği veya ani kriz geçireceği öngörülemiyorsa, yetkililerin bu trajik sonucu engellemesi beklenemez. Hapishane personelinin mahpusun durumunu gözlem altında tutması, onu izleme hücresine alması ve saatlik olarak durumunu kontrol etmesi, devletin koruma yükümlülüğünü yerine getirdiği şeklinde yorumlanmıştır.
Mahkum hastalanıp doktoru reddederse ve sonrasında ölürse ne olur? expand_more
Mahpusun tıbbi yardım teklifini reddetmesi, yetkililerin sorumluluğunun sınırlarını belirlemede kritik bir rol oynar. AİHM, cezaevi personelinin mahpusu tedbir amacıyla gözlem hücresine almasını ve defalarca doktor isteyip istemediğini sormasına rağmen mahpusun bunu reddetmesini, idarenin yükümlülüğünü yerine getirdiği yönünde önemli bir bulgu olarak kabul etmiştir. Eğer idare elindeki anlık ve kısıtlı bilgilerle kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir risk olduğunu bilebilecek durumda değilse ve temel makul önlemleri eksiksiz bir şekilde almışsa, devletin yaşam hakkını ihlal edecek düzeyde bir ihmali bulunmadığı sonucuna varılır.
Cezaevinde ölen mahkumun ailesi devletten her durumda tazminat alabilir mi? expand_more
Hayır, her ölüm olayında devletten tazminat alınması mümkün değildir. Danimarka makamlarına karşı açılan ve AİHM'e taşınan davada görüldüğü üzere, tazminat alınabilmesi için idarenin veya cezaevi personelinin ağır ihmalinin ya da kusurunun tespit edilmesi gerekmektedir. AİHM, idarenin hukuki sorumluluğunun hiçbir zaman mutlak bir sonuç taahhüdü olarak değerlendirilemeyeceğini ve bunun bir kusursuz sorumluluk hali olmadığını kesin bir dille teyit etmiştir. Yetkililer, makul olarak kendilerinden beklenebilecek gözetim ve risk yönetimi gibi önlemleri almışsa, yaşam hakkı ihlali bulunmaz ve tazminat talepleri reddedilir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir