Karar Bülteni
AYM 2021/4613 BN.
Anayasa Mahkemesi | Mehmet Darıcı | 2021/4613 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/4613 |
| Karar Tarihi | 19.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Devam eden davaya yasama müdahalesi ölçülü olmalıdır.
- Silahların eşitliği ilkesi taraflar arası dengeyi korur.
- Kanun değişikliğiyle davanın kaybedilmesi öngörülemez bir dezavantajdır.
- Kazanma ihtimali yüksek davanın reddi orantısızdır.
Anayasa Mahkemesi bu kararında, devam eden bir yargılama sürecinde yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenlemenin, taraflardan biri aleyhine davanın sonucunu doğrudan ve olumsuz etkilemesinin silahların eşitliği ilkesini zedeleyebileceğini ortaya koymuştur. Yargılamanın başında mevcut olan kanuni düzenlemelere güvenerek dava açan ve bu davayı kazanma ihtimali yüksek olan bir vatandaşın, yargılama sürerken yasama organı tarafından yapılan bir müdahale ile davasını kaybetmesi, hukuki öngörülebilirlik ve adil yargılanma hakkı standartları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Karar, kanun değişikliklerinin derdest davalara uygulanmasında adil dengenin gözetilmesi gerektiğini ve yasal düzenlemelerin geriye dönük etkilerinin vatandaşlar üzerinde aşırı mağduriyet yaratmaması gerektiğini güçlü bir biçimde vurgulamaktadır.
Bu kararın uygulamadaki emsal etkisi oldukça güçlü ve belirleyicidir. Özellikle mülkiyet ve eşya hukuku alanında, kanun değişikliklerinin derdest davalara derhâl uygulanması sonucu hak kaybına uğrayan vatandaşlar için önemli bir anayasal koruma kalkanı sağlamaktadır. Mahkemeler, yürürlüğe giren yeni kanunları derdest davalara tatbik ederken, bu uygulamanın taraflar arasında aşırı ve orantısız bir dezavantaj yaratıp yaratmadığını dikkatle incelemek durumundadır. Yasama müdahalesinin, hak arayan bireyi dava açtığı andaki hukuki konumundan çok daha geriye düşürerek davasını kazanmasını objektif olarak imkânsız hâle getirdiği durumlarda, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilebileceği prensibi, benzer tüm uyuşmazlıklarda alt derece mahkemeleri tarafından mutlak surette dikkate alınması gereken bir temel kriter olarak içtihatlar arasındaki yerini almıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Mehmet Darıcı isimli vatandaş, Çorum'da kendi tarlasına sınır komşusu olan iki adet tarlanın başka bir kişiye satılması üzerine ön alım (şufa) hakkını kullanmak istemiştir. Tarım arazilerinin bütünlüğünü korumayı amaçlayan yasal düzenlemeye dayanarak, satılan tarlaların tapusunun iptal edilmesi ve kendi adına tescili talebiyle yeni alıcıya karşı dava açmıştır. Yerel mahkeme, tarlalardan birinin başvuranın tarlasıyla tarımsal bütünlük oluşturduğunu tespit ederek davayı kısmen kabul etmiştir. Ancak dava istinaf aşamasındayken Meclis tarafından yeni bir kanun çıkarılmış ve tarım arazilerindeki komşu parsel ön alım hakkı tamamen kaldırılmıştır. İstinaf mahkemesi, yeni kanunu gerekçe göstererek davanın yasal dayanağı kalmadığı için talebi bütünüyle reddetmiştir. Başvurucu da, kazanmaya çok yakın olduğu davasını sonradan çıkan bir kanun yüzünden kaybetmesinin büyük bir haksızlık olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın temelinde, tarım arazilerinde sınırdaş maliklere tanınan ön alım hakkı ve bu hakkın yargılama sürerken yasal bir düzenlemeyle bütünüyle ortadan kaldırılması yatmaktadır. Dava açıldığı tarihte yürürlükte olan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu m.8/İ uyarınca, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş taşınmaz maliklerine, arazinin satılması hâlinde ön alım hakkı tanınmaktaydı. Ancak yargılama devam ederken yürürlüğe giren 7255 sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun m.20 ile bu düzenleme mülga edilmiş ve komşu maliklerin ön alım hakkı dayanaktan yoksun bırakılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en temel unsurlarından olan çelişmeli yargılama ile silahların eşitliği ilkelerine dayanmıştır. Silahların eşitliği ilkesi, taraflar arasında adil dengenin kurulmasını, her iki tarafa eşit olanaklar sağlanmasını ve birinin diğeri karşısında önemli ölçüde dezavantajlı duruma düşürülmemesini gerektirir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, yasama organının devam eden yargılamalara müdahale etmesi kural olarak yasaklanmamış olsa da, bu müdahalenin taraflardan biri aleyhine orantısız ve açık bir dengesizlik yaratmaması Anayasal zorunluluktur. Dava tarihindeki mevcut kanun hükümlerine güvenerek hukuki süreç başlatan kişinin, başarı şansı oldukça yüksek olan davasını, sonradan öngörülemez şekilde yürürlüğe giren yasama müdahalesi sonucunda kaybetmesi, hukuki güvenlik ve makul dengeyle bağdaşmaz. Yargılama süreci başladıktan ve belirli aşamaya geldikten sonra yasal dayanağın ortadan kaldırılması, davalı tarafı davacı karşısında mukayese edilemeyecek ölçüde avantajlı hâle getirerek hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda silahların eşitliği ilkesine yönelik doğrudan ve ciddi bir müdahale olduğunu tereddütsüz bir biçimde tespitilmiştir. Başvurucunun, davasını açtığı tarihte yürürlükte olan 5403 sayılı Kanun m.8/İ hükmündeki komşu parsel malikine tanınan ön alım hakkı düzenlemesine haklı ve meşru olarak güvendiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi tarafından uyuşmazlık konusu taşınmazlar başında detaylı bir keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmış, taşınmazların tarımsal bütünlük arz ettiği açıkça tespit edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu aşamada davanın başvurucu lehine sonuçlanma ihtimalinin son derece kuvvetli olduğu ve davanın kazanılmasının an meselesi olduğu görülmektedir.
Ancak dosyanın istinaf incelemesi aşamasında olduğu sırada yasama organı tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren 7255 sayılı Kanun ile sınırdaş malikin ön alım hakkı bütünüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi, bu yeni yasal düzenlemeyi derdest olan davaya doğrudan tatbik ederek, davanın yasal dayanağının kalmadığı gerekçesiyle başvurucunun tüm taleplerini içeren kesin bir ret kararı vermiştir. Anayasa Mahkemesi, bu çarpıcı durumu değerlendirirken, söz konusu kanuni düzenlemenin taraflar arasında yargılama süreci başladıktan ve yargılama ilk derece mahkemesinde karara bağlanarak belirli bir olgunluğa eriştikten sonra yapıldığına dikkat çekmiştir.
Yasama organı tarafından yapılan bu yasa değişikliği müdahalesi, davanın sonucunu doğrudan ve kesin olarak etkilemiş, başvurucunun davayı kazanmasını hukuken ve fiilen imkânsız hâle getirmiştir. Başlangıçta başarı şansı çok yüksek olan davanın, öngörülebilir olmayan bir yasa değişikliği neticesinde kaybedilmesi, davalı tarafı başvurucuya nazaran son derece avantajlı bir konuma taşımıştır. Anayasa Mahkemesi, davanın açıldığı tarihteki şartlar çerçevesinde başvurucunun davalı karşısında önceki durumuyla kıyaslanamayacak ölçüde dezavantajlı bir duruma düşürüldüğünü belirlemiştir. Bu durum neticesinde, taraflar arasındaki hukuki yararlar dengesinin, kendisine son derece ağır ve katlanılması zor külfetler yüklenen başvurucu aleyhine katlanılamaz biçimde bozulduğu saptanmıştır. Tüm bu tespitler ışığında, devam eden davaya uygulanan yasa değişikliği, silahların eşitliği ilkesine yönelik orantısız, haksız ve Anayasa'ya aykırı bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.