Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Orhan Aydin Kararı 2020/11744 B.

Anayasa Mahkemesi Orhan Aydin Kararı 2020/11744 B.

Bu karar, sosyal medya üzerinden yapılan yorumların ve paylaşımların, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi nasıl kurması gerektiği bakımından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün sınırlarının oldukça geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmekle birlikte, hiçbir olgusal temele dayanmayan, muhatabına yönelik salt aşağılama ve küçük düşürme amacı taşıyan değer yargılarının bu anayasal korumanın dışında kalabileceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Karar, bir kimsenin dinî inancı ve cinsiyeti üzerinden, üstelik toplumun terör eylemleri nedeniyle hassasiyetinin zirvede olduğu bir dönemde, bir terör örgütü mensubuyla eşleştirilerek yapılan yakıştırmaların kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığını göstermektedir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/11744
Karar Tarihi 16.07.2025
Taraf Orhan Aydin
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Değer yargıları asgari olgusal temele dayanmalıdır.
  • gavel Kişilik haklarına keyfî saldırı ifade özgürlüğü değildir.
  • gavel İfade özgürlüğü şeref ve itibar hakkıyla dengelenmelidir.
  • gavel Toplumsal hassasiyet taşıyan konularda kullanılan dil önemlidir.

Bu karar, sosyal medya üzerinden yapılan yorumların ve paylaşımların, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi nasıl kurması gerektiği bakımından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün sınırlarının oldukça geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmekle birlikte, hiçbir olgusal temele dayanmayan, muhatabına yönelik salt aşağılama ve küçük düşürme amacı taşıyan değer yargılarının bu anayasal korumanın dışında kalabileceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Karar, bir kimsenin dinî inancı ve cinsiyeti üzerinden, üstelik toplumun terör eylemleri nedeniyle hassasiyetinin zirvede olduğu bir dönemde, bir terör örgütü mensubuyla eşleştirilerek yapılan yakıştırmaların kabul edilebilir eleştiri sınırlarını aştığını göstermektedir.

Emsal etkisi yönünden değerlendirildiğinde bu hukuki inceleme, toplumda tanınmış kişilere yöneltilen eleştirilerde dahi mutlak bir sınır bulunduğunu, kişilerin sırf tanınırlıklarından dolayı her türlü incitici veya onur kırıcı ifadeye katlanmak zorunda olmadıklarını vurgulamaktadır. Mahkemelerin benzer uyuşmazlıklarda ifadelerin bağlamını, kim tarafından ve kime karşı söylendiğini, kamu yararı taşıyıp taşımadığını ve muhatap üzerindeki yıkıcı etkisini olay bazında detaylıca incelemesi elzemdir. Yüksek Mahkemenin bu kararı, ifade özgürlüğü kisvesi altında bireylerin kişilik haklarına yapılan keyfî saldırıların tazminat hukuku çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasının, demokratik toplum düzeninin zorunlu bir gereği olduğunu teyit etmesi açısından içtihat hukukuna önemli bir katkı sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, tiyatro sanatçısı ve yazar olan başvurucunun, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşım nedeniyle aleyhine hükmedilen manevi tazminatın ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğine ilişkindir. Olay, uluslararası alanda terör örgütü kabul edilen bir yapının alt kollarından birinin sözde liderinin, kamuoyu tarafından tanınan bir kadına (davacıya) internet üzerinden silahlı bir fotoğrafla evlilik teklif etmesiyle başlamıştır. Başvurucu, bu haberi alıntılayarak kişisel sosyal medya hesabından ilgili kişilerin fotoğraflarını da ekleyip "Niye kızılıyor? Adam gönül koymuş, ne var bunda? Hem İslam'da 4 evlilik serbest değil mi? Ayrıca yakışıyorlar." şeklinde bir yorum yapmıştır. Bunun üzerine davacı kadın, söz konusu paylaşımın kendisini küçük düşürdüğünü, dinî inancını ve kadınlık onurunu hedef aldığını belirterek manevi tazminat davası açmıştır. Derece mahkemeleri davacıyı haklı bularak başvurucunun tazminat ödemesine karar vermiş; başvurucu ise bu kararların ifade özgürlüğünü zedelediğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki çatışmayı merkeze almıştır. Müdahalenin yasal dayanağı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 kapsamında yer alan kişilik hakkının zedelenmesinden doğan manevi tazminat kuralı değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, Anayasa m. 26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için, müdahalenin zorunlu bir ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerektiğini vurgulamıştır.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibar hakkı dengelenirken çok yönlü kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. Bunlar; ifadelerin kim tarafından kime yöneltildiği, hedef alınan kişinin tanınırlık düzeyi, katlanması gereken eleştiri sınırlarının genişliği, ifadelerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, konunun güncelliği ve muhatabın bunlara cevap verme olanağının bulunup bulunmadığıdır. Ayrıca kullanılan dilin olgusal temellere dayanan bir maddi vakıa açıklaması mı yoksa ispatı gerekmeyen bir değer yargısı mı olduğu büyük önem taşır.

Doktrin ve mahkeme içtihatlarına göre, ifade özgürlüğü sadece zararsız veya hoşa giden fikirleri değil, sarsıcı, incitici veya rahatsız edici olanları da kapsar; bir dereceye kadar abartı ve kışkırtmaya da izin verir. Ancak, bir açıklama değer yargısı niteliğinde olsa dahi, yeterli ve asgari bir olgusal temelle desteklenmiyorsa ölçüsüz kabul edilebilir. Toplum tarafından aşağılayıcı bulunan sözler, bağlamı ortaya konmadığı ve olgusal temelle desteklenmediği sürece kişisel anlaşmazlık çıkarmaya yönelik keyfî bir saldırı olarak nitelendirilmekte ve ifade özgürlüğünün sağladığı geniş koruma kalkanından faydalanamamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, başvurucunun sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımın bağlamını ve muhatap üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Davacıya yöneltilen evlilik teklifinin, terör örgütü olarak kabul edilen bir yapının mensubu tarafından silahlı bir fotoğrafla herkese açık bir platformda üstenci bir dille yapıldığı göz önüne alındığında, durumun bizzat davacının kişilik haklarına açık bir saldırı niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun ise bu saldırıyı "Niye kızılıyor? Adam gönül koymuş ne var bunda?" diyerek normalleştirdiği ve durumu alaycı bir üslupla yorumladığı saptanmıştır.

Mahkeme, başvurucunun kullandığı "İslam'da 4 evlilik serbest değil mi?" ve "Ayrıca yakışıyorlar" şeklindeki ifadelerin, bir kadının dinî inancı nedeniyle bir terör örgütü lideriyle dahi eşleştirilebileceği imasını taşıdığına ve bu durumun davacıyı kadın kimliği ile dinî değerleri üzerinden aşağılama amacı güttüğüne dikkat çekmiştir. Özellikle, Suruç'ta yaşanan ve çok sayıda vatandaşın hayatını kaybettiği terör saldırısından kısa bir süre sonra, toplumun terör örgütlerine karşı son derece hassas olduğu bir dönemde sarf edilen bu sözlerin, davacı üzerindeki yıkıcı etkisinin çok daha ağır olduğu vurgulanmıştır. Başvurucunun açıklamalarının tamamen kişisel beğeniye dayalı subjektif bir değer yargısı olduğu, davacının herhangi bir tutum veya söyleminden kaynaklanmadığı ve asgari bir olgusal temele dayanmadığı netleşmiştir.

Bu hukuki tespitler ışığında, kaba, aşağılayıcı ve küçük düşürücü sözlerle davacının şeref ve itibarına yapılan bu sebepsiz saldırı karşısında, ifade özgürlüğünün korunması gereken değerinin geride kaldığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu aleyhine hükmedilen 7.000 TL tutarındaki manevi tazminatın, kişinin şeref ve itibarının korunması şeklindeki meşru amacı karşıladığı ve uygulanan yaptırımın güdülen amaçla orantılı olduğu belirlenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Sosyal medyada birine laf attım diye tazminat öder miyim? expand_more
Evet, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre sosyal medya paylaşımları nedeniyle manevi tazminat ödemek zorunda kalabilirsiniz. Hukuken, ifade özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında hassas bir denge bulunmalıdır. İfade özgürlüğünün sınırları geniş yorumlansa da, hiçbir olgusal temele dayanmayan, muhatabını salt aşağılama ve küçük düşürme amacı taşıyan yorumlar anayasal korumanın dışında kalmaktadır.
İnternette istediğim gibi dalga geçmek ifade özgürlüğü müdür? expand_more
İfade özgürlüğü sarsıcı, incitici veya rahatsız edici fikirleri kapsasa da, internette dilediğiniz gibi keyfî ve alaycı saldırıda bulunamazsınız. Hukuken bir açıklama değer yargısı niteliğinde olsa dahi, yeterli ve asgari bir olgusal temelle desteklenmediği takdirde ölçüsüz kabul edilmektedir. Bağlamı ortaya konmayan ve olgusal bir temeli bulunmayan sözler, keyfî bir saldırı olarak nitelendirilerek ifade özgürlüğünün koruma kalkanından yararlanamaz.
Birini asılsız yere terörle veya diniyle vurmak tazminat gerektirir mi? expand_more
Kesinlikle gerektirebilir. Yüksek Mahkeme, bir kişinin dinî inancı ve cinsiyeti üzerinden, üstelik toplumun terör eylemlerine karşı son derece hassas olduğu bir dönemde, bir terör örgütü mensubuyla asılsız şekilde eşleştirilmesini kabul edilebilir eleştiri sınırlarının aşılması olarak değerlendirmiştir. Bu tür kaba, aşağılayıcı ve küçük düşürücü sözler, şeref ve itibara yapılmış sebepsiz bir saldırı sayılarak kişinin manevi tazminat ödemesine yol açmaktadır.
Ünlü kişilere internette her türlü eleştiriyi yapmak serbest mi? expand_more
Hayır, ünlü olmaları onlara karşı her şeyin söylenebileceği anlamına gelmez. Toplumda tanınmış kişilere yöneltilen eleştirilerde dahi mutlak bir sınır bulunmaktadır ve kişiler sırf tanınırlıklarından dolayı her türlü onur kırıcı ifadeye katlanmak zorunda değildir. Hedef alınan kişinin tanınırlık düzeyi mahkemelerce göz önünde bulundurulsa da, ifade özgürlüğü kisvesi altında kişilik haklarına yapılan keyfî saldırılara yaptırım uygulanması demokratik toplum düzeninin bir gereğidir.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir