Anasayfa Karar Bülteni AYM | Eyyüp Sandıraz | BN. 2020/23216

Karar Bülteni

AYM Eyyüp Sandıraz BN. 2020/23216

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/23216
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Davanın sonucuna etkili iddialar kararda tartışılmalıdır.
  • Adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğu mahkemelerce değerlendirilmelidir.
  • Esaslı itirazların cevapsız bırakılması gerekçeli kararı ihlal eder.
  • İstinaf merciinin kararı yeterli gerekçeye dayanmalıdır.

Bu karar hukuken, yargılama süreçlerinde taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteki esaslı iddiaların, derece mahkemeleri ile istinaf ve temyiz mercileri tarafından mutlaka makul ve tatmin edici bir gerekçe ile karşılanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Olayda başvurucunun, şirket çalışanının fiillerinden dolayı işverenin kusursuz sorumluluğuna ilişkin olarak Borçlar Kanunu hükümlerine dayandırdığı son derece önemli hukuki iddiasının tamamen cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkının ihlali olarak nitelendirilmiştir. Bu durum, mahkemelerin uyuşmazlığın çözümünde anahtar rol oynayan argümanları görmezden gelemeyeceğini kesin bir biçimde vurgulamaktadır.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle özel borç ilişkilerinden doğan ticari ve tüketici uyuşmazlıklarında tarafların ispat yüküne ve kusursuz sorumluluk hâllerine yönelik itirazlarının ne denli titizlikle incelenmesi gerektiğini göstermektedir. İşverenlerin adam çalıştıran sıfatıyla yardımcı kişilerin fiillerinden doğan sorumlulukları hususunda ileri sürülen spesifik iddiaların, istinaf veya temyiz incelemesi sırasında göz ardı edilmesi, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsmaktadır. Karar, kanun yolu mercilerine, ilk derece mahkemesinin değerlendirmelerini kaldırırken veya onarken davanın sonucuna etki edecek her türlü hukuki savunmayı açık, anlaşılır ve detaylı bir şekilde gerekçelendirme zorunluluğunu bir kez daha hatırlatarak içtihat birliği ve hukuki güvenlik ilkesine ciddi bir katkı sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Eyyüp Sandıraz, bir otomotiv şirketinden sözleşmeyle araç satın almak istemiş ve satış bedeli olan tutarı şirketin banka hesabına iki parça hâlinde havale etmiştir. Ancak havale işlemlerinin açıklama kısmına şirkette satış danışmanı olarak çalışan kişinin yönlendirmesiyle şirketle ilgisi olmayan başka müşterilerin isimleri yazılmıştır. Araç kendisine teslim edilmeyince başvurucu, aracın teslimi talebiyle Tüketici Mahkemesinde dava açmıştır.

İlk derece mahkemesi, başvurucuyu haklı bularak davanın kabulüne ve aracın teslimine karar vermiştir. Ancak şirketin istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun ödeme yaparken ilgisiz kişilerin isimlerini yazarak gerekli dikkat ve özeni göstermediği, dolayısıyla kendi kusurlu hareketi nedeniyle aracın teslimini isteyemeyeceği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını kaldırarak davanın reddine hükmetmiştir. Yargıtay da bu kararı onamıştır. Başvurucu, satış sözleşmesini şirket adına imzalayan çalışanın fiilinden dolayı şirketin adam çalıştıran sıfatıyla kusursuz sorumlu olduğuna dair temel itirazlarının istinaf ve temyiz aşamasında dikkate alınmaması sebebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin uyuşmazlığı incelerken dayandığı temel hukuki kuralların başında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve 141. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen mahkemelerin her türlü kararlarını gerekçeli olarak yazma yükümlülüğü gelmektedir. Adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin kendilerine sunulan tüm iddialara tek tek yanıt vermesini gerektirmese de davanın esasını oluşturan ve sonuca doğrudan etki edecek iddia ile savunmaların karar gerekçesinde açıkça tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.

Somut uyuşmazlığın temelinde yatan borçlar hukuku prensipleri ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 66 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 116 hükümlerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 66. maddesi, adam çalıştıranın sorumluluğunu bir özen sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk hâli olarak belirlemiştir. Aynı Kanun'un 112. maddesi, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde genel ispat kuralından farklı olarak borçluya kusursuzluğunu ispat yükü getirirken, 116. maddesinin birinci fıkrası borçlunun, borcun ifasını yardımcı kişilere bırakması durumunda işin yürütülmesi sırasında karşı tarafa verilen zararı giderme zorunluluğunu kesin bir kurala bağlamıştır.

Ayrıca, yargılama sürecinde istinaf merciinin değerlendirmesine esas alınan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 36 hükmü, üçüncü kişilerin kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan sicil kayıtlarını bilmediklerine ilişkin iddialarının dinlenmeyeceğini öngörmektedir. Anayasa Mahkemesi, yerleşik içtihatları uyarınca, derece mahkemelerinin kanun hükümlerini yorumlama ve delilleri değerlendirme yetkisine kural olarak müdahale etmez. Ancak mahkemelerin, davanın esasına yönelik adam çalıştıranın sorumluluğu gibi esaslı iddiaları cevapsız bırakması hukuka aykırı bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda derece mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin verdikleri kararları gerekçeli karar hakkı bağlamında detaylı bir şekilde incelemiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucu ile araç satış sözleşmesi imzalayan şirket çalışanının davacıyı yanılttığını, şirketin adam çalıştıran ve basiretli tacir sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu, şirketin yapılan havalelerdeki isim uyumsuzluklarına rağmen sessiz kalarak aracı teslim etmemesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek davanın kabulüne karar vermiştir. Buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun havale açıklamasına ilgisiz kişilerin isimlerini yazarak gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini vurgulamış ve kendi kusurlu eylemi nedeniyle aracın teslimini isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiş, Yargıtay da bu kararı onamıştır.

Başvurucu, istinaf ve temyiz kanun yolları aşamasında sunduğu dilekçelerinde ısrarla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 66 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 116 hükümleri uyarınca davalı şirketin olayda kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, ilgili personelin yaptığı işlemler nedeniyle bizzat şirket tarafından işten çıkarıldığını ve hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, Bölge Adliye Mahkemesinin davanın reddine karar verirken başvurucuyu kusurlu bulduğunu ancak davalı şirketin yardımcı kişilerin fiillerinden doğan kusursuz sorumluluğu ile ispat yüküne dair ileri sürülen bu çok önemli iddiayı hiçbir şekilde değerlendirmediğini tespit etmiştir.

Kararda, Bölge Adliye Mahkemesinin ve Yargıtay Dairesinin, ilk derece mahkemesinin basiretli tacir ve adam çalıştıranın sorumluluğu yönündeki tespitlerinin hangi gerekçeyle hatalı veya eksik olduğunu tartışmadıkları açıkça belirtilmiştir. Başvurucunun, yargılamanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı hukuki iddialarının istinaf ve temyiz mercilerince tamamen cevapsız bırakılması, Anayasa ile güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının özüne yönelik ağır bir ihlal olarak nitelendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: