Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Nazar Acemoğlu Kararı 2021/54737 B.

Anayasa Mahkemesi Nazar Acemoğlu Kararı 2021/54737 B.

Bu karar, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda işe iade davası açmak için öngörülen arabulucuya başvuru ve dava açma sürelerinin başlangıç anının tespitinde, iş sözleşmesinin hukuki niteliğinin mahkemelerce titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olduğuna yönelik esaslı iddiaların göz ardı edilerek salt fesih bildirim tarihinin sürenin başlangıcına esas alınmasının, bireylerin mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz bir şekilde sınırlandırdığını vurgulamıştır. İşçinin, usulüne uygun olmayan bir bildirim yapıldığı veya sözleşmenin niteliği gereği sürenin fiili fesih tarihinden başlaması gerektiği yönündeki haklı savunmalarının derece mahkemelerince mutlaka tartışılması gerektiği net bir biçimde ifade edilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/54737
Karar Tarihi 12.06.2025
Taraf Nazar Acemoğlu
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Dava açma süresinin yorumu erişimi engellememelidir.
  • gavel Sözleşme türünün tespiti süre başlangıcında kritiktir.
  • gavel Esaslı itirazların mahkemelerce incelenmemesi ihlaldir.
  • gavel Şekli ve katı yorumlar mahkemeye erişimi sınırlar.

Bu karar, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda işe iade davası açmak için öngörülen arabulucuya başvuru ve dava açma sürelerinin başlangıç anının tespitinde, iş sözleşmesinin hukuki niteliğinin mahkemelerce titizlikle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesinin belirli ya da belirsiz süreli olduğuna yönelik esaslı iddiaların göz ardı edilerek salt fesih bildirim tarihinin sürenin başlangıcına esas alınmasının, bireylerin mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz bir şekilde sınırlandırdığını vurgulamıştır. İşçinin, usulüne uygun olmayan bir bildirim yapıldığı veya sözleşmenin niteliği gereği sürenin fiili fesih tarihinden başlaması gerektiği yönündeki haklı savunmalarının derece mahkemelerince mutlaka tartışılması gerektiği net bir biçimde ifade edilmiştir.

Uygulamada, işverenlerin zincirleme belirli süreli iş sözleşmeleri yaparak iş güvencesi hükümlerini bertaraf etmeye çalıştığı vakalara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu kararın emsal etkisi, alt derece mahkemelerinin işe iade davalarında hak düşürücü süreleri hesaplarken sadece şekli bildirim evraklarına değil, sözleşmenin arka planındaki gerçek hukuki duruma bakmalarını zorunlu kılmasıdır. İş mahkemeleri, hak düşürücü sürenin fesih bildiriminden mi yoksa fiili işten çıkış tarihinden mi başlayacağını belirlerken, sözleşmenin türünü ve feshin objektif şartlarını mutlaka araştırmalı ve gerekçelendirmelidir. Aksi takdirde, aşırı şekilci ve katı yorumlarla davanın süre aşımından usulden reddedilmesi, hak arama hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının doğrudan ihlali anlamına gelecektir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Nazar Acemoğlu, Hayata Destek Derneği unvanlı işverene karşı haksız fesih iddiasıyla işe iade davası açmıştır. Uyuşmazlığın temel sebebi, başvurucunun çalıştığı projenin sona ermesi gerekçe gösterilerek iş sözleşmesinin yenilenmeyeceğinin kendisine 10 Haziran 2020 tarihinde bildirilmesi ve ardından 30 Haziran 2020 tarihi itibarıyla işten çıkarılmasıdır. Başvurucu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin kâğıt üzerinde belirli süreli görünse de kanunen aranan objektif şartları taşımadığı için hukuken belirsiz süreli olduğunu, bu nedenle iş güvencesi kapsamında bulunduğunu ve feshin geçersiz olduğunu belirterek işe iadesini talep etmiştir. İşveren ise belirli süreli sözleşme ile çalışıldığından iş güvencesi hükümlerinin uygulanamayacağını savunmuştur. İlk derece mahkemesi, işe iade davası açmadan önce arabulucuya başvuru için öngörülen bir aylık sürenin fesih bildiriminin yapıldığı 10 Haziran tarihinden itibaren işlemeye başladığını değerlendirmiş ve başvurucunun 24 Temmuz tarihindeki başvurusunun hak düşürücü süreyi aştığı gerekçesiyle davayı esasa girmeden usulden reddetmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin incelemesinde temel aldığı hukuki çerçevenin merkezinde, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan mahkemeye erişim hakkı yer almaktadır. İş uyuşmazlıklarında mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması sorunu, 4857 sayılı İş Kanunu m. 20 kapsamında düzenlenen fesih bildirimine itiraz usulü bağlamında değerlendirilmektedir. İlgili kanun maddesi, iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı iddiasıyla fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurmak zorunda olduğunu emretmektedir.

Yargıtay içtihatlarına göre, bir iş sözleşmesinin belirli süreli sayılabilmesi için sözleşmenin süreye bağlanmış olmasının yanı sıra objektif nedenlerin de bulunması zorunludur. Eğer bu şartlar sağlanmamışsa, sözleşme baştan itibaren belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Belirli süreli sözleşmelerde sürenin bitimiyle iş ilişkisi kendiliğinden sona erdiğinden kural olarak fesih bildirimine gerek yoktur. Ancak objektif neden bulunmamasına rağmen sözleşme belirli süreli yapılmışsa, sürenin sona erdiğine dair önceden yapılan bildirim, esasen bildirim süresine uyulmadan yapılmış haksız bir fesih bildirimi niteliği kazanır. Bu tür durumlarda yerleşik yargı içtihatları, hak düşürücü sürenin, iş sözleşmesinin fiilen sona erdiği andan itibaren başlatılması gerektiğini benimsemektedir. Dava açma süresinin ve bu sürenin başlangıç anının tespit edilmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdirinde olmakla birlikte, mahkemelerin bu konudaki yorumlarının hakkın özünü zedeleyecek kadar katı ve şekilci olmaması, mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce kısıtlamaması temel bir anayasal zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediğini incelerken, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin uyuşmazlığa yaklaşım tarzını detaylı bir şekilde mercek altına almıştır. Başvurucunun ilk derece mahkemesindeki en temel iddiası, imzaladığı iş sözleşmesinin her ne kadar kâğıt üzerinde belirli süreli olarak isimlendirilse de kanunun aradığı objektif şartları taşımadığı için hukuken belirsiz süreli iş sözleşmesi niteliğinde olduğudur. Başvurucu, bu hukuki nitelendirme ışığında işverenin yaptığı bildirimin geçerli bir fesih bildirimi sayılmayacağını, bu nedenle arabulucuya başvuru süresinin fiili işten ayrılış tarihi olan 30 Haziran 2020'den itibaren başlatılması gerektiğini ısrarla savunmuştur.

Buna rağmen yargılama sürecinde ilk derece mahkemesi ve istinaf mercii, taraflar arasındaki sözleşmenin asıl hukuki mahiyetini ve bu durumun dava açma süresinin başlangıcına olan yansımasını hiçbir şekilde tartışmamıştır. Derece mahkemeleri, sadece fesih bildirimi evrakının tebliğ edildiği 10 Haziran tarihini mekanik ve katı bir yaklaşımla esas alarak, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, dava açma süresinin tespitinde belirleyici rol oynayan sözleşme türünün somut tespiti yapılmamasını ve başvurucunun davanın sonucunu değiştirebilecek ağırlıktaki esaslı itirazlarının tamamen cevapsız bırakılmasını, mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı şekilci ve ağır bir müdahale olarak nitelendirmiştir.

Yüksek Mahkeme, derece mahkemelerinin bu katı tutumunun, başvurucu üzerinde orantısız bir yüke sebep olduğunu, davanın esasına girilmesini tamamen engelleyerek hak arama hürriyetini anlamsız hale getirdiğini tespit etmiştir. Yargı mercilerinin, başvurucunun iddialarını incelemeden davayı doğrudan usulden reddetmesi, usul kurallarının katı bir biçimde uygulanması suretiyle bireyin mahkemeye erişim hakkını ihlal etmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

İşe iade davasında arabulucuya başvuru sürem ne zaman başlar? expand_more
4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesine göre, iş sözleşmesi feshedilen bir işçinin işe iade talebiyle arabulucuya başvuru süresi kural olarak fesih bildiriminin tebliğ edildiği tarihten itibaren bir aydır. Ancak iş sözleşmenizin niteliğine göre bu sürenin ne zaman işlemeye başlayacağı değişebilir. Özellikle kağıt üzerinde belirli süreli görünen ancak hukuken belirsiz süreli kabul edilen sözleşmelerde, sürenin bittiğine dair yapılan ön bildirim haksız fesih bildirimi sayılmaktadır. Yargıtay içtihatlarına göre böyle bir durumda hak düşürücü sürenin, iş sözleşmenizin fiilen sona erdiği işten çıkış tarihinden itibaren başlatılması gerekir.
Kağıt üzerinde belirli süreli sözleşmeyle çalışıyorum, iş güvencem yok mu? expand_more
Bir iş sözleşmesinin belirli süreli sayılabilmesi için sadece taraflarca süreye bağlanmış olması yeterli değildir, kanunun aradığı objektif nedenlerin de mutlaka bulunması zorunludur. İşverenlerin zincirleme sözleşmeler yaparak veya objektif bir neden olmadan sözleşmeyi belirli süreli göstererek iş güvencesi hükümlerinden kaçınmaya çalışmaları hukuken korunmamaktadır. Eğer yaptığınız sözleşme kanuni şartları sağlamıyorsa, iş ilişkiniz en başından beri belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak kabul edilir. Bu durumda iş güvencesi kapsamına girersiniz ve geçersiz fesihe karşı işe iade davası açma hakkınız doğar.
Mahkeme dava süresini hesaplarken sözleşmemin türüne bakmak zorunda mı? expand_more
Evet, mahkemeler bunu titizlikle değerlendirmek zorundadır. Anayasa Mahkemesi kararlarına göre derece mahkemeleri, hak düşürücü dava açma sürelerini hesaplarken sadece önünüze konulan şekli bildirim evraklarına ve fesih tebliğ tarihine göre karar veremez. Mahkeme, arabulucuya başvuru sürenizin başlangıcını belirlerken sözleşmenizin gerçekten belirli süreli mi yoksa belirsiz süreli mi olduğunu incelemek, uyuşmazlığın arka planındaki gerçek hukuki durumu ve feshin objektif şartlarını araştırarak gerekçelendirmekle yükümlüdür. Aksi takdirde, davanızın sadece evrak üzerindeki bir tarihe bakılarak süre aşımından usulden reddedilmesi, adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkınızın doğrudan ihlali anlamına gelecektir.
Mahkeme itirazlarımı incelemeden davamı usulden reddederse ne olur? expand_more
Mahkemelerin, davanın sonucunu tamamen değiştirebilecek ağırlıktaki esaslı iddialarınızı (örneğin sözleşmenizin niteliği veya fiili ayrılış tarihiniz gibi) hiç tartışmadan veya cevapsız bırakarak davayı doğrudan usulden reddetmesi Anayasa'ya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, bu tarz mekanik, aşırı şekilci ve katı yaklaşımların kişinin üzerinde orantısız bir yük oluşturduğunu, davanın esasına girilmesini engelleyerek hak arama hürriyetini ve mahkemeye erişim hakkını ölçüsüzce kısıtladığını tespit etmiştir. Böyle bir ihlal durumunda, Anayasa Mahkemesi'ne yapacağınız bireysel başvuru ile ihlalin tespit edilmesini ve yargılamanın yeniden yapılarak davanızın esasına girilmesini sağlayabilirsiniz.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir