Karar Bülteni
AYM Mulla Zincir BN. 2021/40061
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/40061 |
| Karar Tarihi | 03.07.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Çıplak aramaya direnen tutukluya orantısız güç kullanılamaz.
- Kötü muamele iddiaları derhâl ve etkili soruşturulmalıdır.
- Gözaltındaki yaralanmaları devlet tatmin edici şekilde açıklamalıdır.
- Soruşturma makamı delilleri toplamada aceleci davranamaz.
Bu karar, ceza infaz kurumlarına kabul işlemleri sırasında gerçekleştirilen çıplak arama uygulamaları ve bu uygulamalara karşı koyan mahpuslara yönelik güç kullanımının sınırları açısından kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kişinin devletin gözetimi ve kontrolü altındayken vücudunda meydana gelen yaralanmalarının makul, inandırıcı ve tatmin edici bir şekilde açıklanması yükümlülüğünün tamamen devlete ait olduğunu net bir şekilde vurgulamaktadır. Kolluk kuvvetlerinin veya infaz koruma memurlarının zor kullanma yetkisi, ancak kişinin tutumu kesin olarak gerektirdiğinde devreye girebilir ve mutlaka aşırıya kaçmadan, orantılı bir şekilde kullanılmak zorundadır.
Kararın emsal etkisi, özellikle mahpusların ceza infaz kurumlarındaki kötü muamele iddialarının soruşturulması safhasında savcılık makamlarına yüklenen aktif delil toplama yükümlülüğünde kendini göstermektedir. Soruşturma makamlarının şikâyetçi konumundaki mahpusun tanıklarını dinlememesi, olayla suçlanan memurların ifadelerine başvurmaması ve dosyada yer alan adli tıp raporlarındaki tıbbi bulguları göz ardı ederek yüzeysel bir incelemeyle takipsizlik kararı vermesi, usul boyutuyla yasağın açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Uygulamada bu karar, infaz kurumu görevlilerinin zor kullanma yetkisinin sınırlarını hukuki bir çerçeveye oturturken, savcılıkların işkence ve kötü muamele iddialarını çok daha titiz, tarafsız ve kapsamlı bir şekilde soruşturması gerektiği yönünde güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, ceza infaz kurumuna nakledilen bir tutuklunun çıplak arama yapılmasını reddetmesi üzerine infaz koruma memurları tarafından fiziksel ve sözlü şiddete maruz kaldığı iddiasıyla ilgilidir. Tutuklu olan başvurucu, kuruma kabulü sırasında kamerasız bir odaya alınarak kıyafetlerinin zorla çıkarıldığını, yere yatırılarak boğazının sıkıldığını, darbedildiğini ve hakarete uğradığını belirterek ilgili memurlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu, olay sonrasında yüzünde ve vücudunda morluklar oluştuğunu ifade etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı ise çıplak arama yapıldığına dair tutanak bulunmadığı ve kamera kayıtlarında koridordaki darp eyleminin görülmediği gerekçesiyle, tanıkları dinlemeden ve memurların ifadelerini almadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Başvurucu, itirazının da reddedilmesi üzerine, hem kendisine insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapıldığını hem de iddialarının etkili bir şekilde soruşturulmadığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına dayanmıştır. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı mutlak bir hak olup, devletin yetki ve kontrolü altındaki kişilere yönelik hiçbir olağanüstü hâl veya istisna mazeret gösterilerek ihlal edilemez. Bu yasak, insan onurunu korumak amacıyla her türlü hukuk dışı fiziksel ve psikolojik müdahaleyi kesin olarak men eder.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, kişinin tutumu kesin olarak gerektirmedikçe fiziksel güce başvurmaları Anayasa'ya aykırıdır. Güç kullanımının kaçınılmaz olduğu aktif veya pasif direniş durumlarında dahi, uygulanan maddi gücün aşırıya kaçmaması ve mutlaka kişinin tutumuyla orantılı olması gerekmektedir. Özellikle kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi doğrudan devletin kontrolü ve gözetimi altında bulunduğu bir süreçte yaralanması hâlinde, yetkili makamlar bu yaralanmanın nasıl meydana geldiğini tatmin edici ve inandırıcı bir şekilde açıklamakla yükümlüdür.
Bununla bağlantılı olarak, devletin adil yargılanma ve yaşam hakkı çerçevesinde etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Kamu görevlilerinin kötü muamelede bulunduğuna dair savunulabilir bir iddia ortaya atıldığında, Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından ivedilikle bağımsız ve tarafsız bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Etkili soruşturma prensibi, olayı aydınlatabilecek tüm delillerin toplanmasını, tanıkların dinlenmesini, olaya karışanların ifadelerinin alınmasını ve elde edilen adli tıp raporlarının titizlikle incelenmesini zorunlu kılar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ceza infaz kurumuna kabulü sırasında yaşananları ve sonrasındaki adli soruşturma sürecini detaylıca incelemiştir. Başsavcılık her ne kadar çıplak arama yapıldığına dair resmi bir tutanak olmamasını ve koridordaki kamera kayıtlarında herhangi bir darp eyleminin görülmemesini gerekçe göstererek takipsizlik kararı vermiş olsa da, dosyadaki diğer deliller bu durumu yalanlamaktadır. Kurum tabipliğince olaydan üç gün sonra düzenlenen adli raporda başvurucunun sağ göz çevresinde ödem ve ekimoz ile kaburga altında sıyrıklar bulunduğu sabit görülmüştür. Üstelik ceza infaz kurumunun kendi bünyesinde yürüttüğü idari disiplin soruşturmasında ifade veren iki infaz koruma memuru, başvurucunun çıplak arama işlemine karşı çıkarak direndiğini ve bu nedenle kendisine güç kullandıklarını açıkça itiraf etmişlerdir.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun vücudunda tespit edilen tıbbi bulguların infaz koruma memurlarının uyguladığı maddi güç kullanımı sonucu oluştuğunun makul şüphenin ötesinde kanıtlandığını tespit etmiştir. Buna karşın, ilgili memurların orantısız güç kullanımını haklı kılacak düzeyde bir direnmenin varlığı hiçbir şekilde kanıtlanamamış, gerçekleştirilen güç kullanımının zorunlu ve orantılı olduğu yetkili makamlarca ortaya konulamamıştır. Bu sebeple başvurucunun maruz kaldığı fiziksel müdahale, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmiştir.
Soruşturma süreci yönünden yapılan incelemede ise, Başsavcılığın olayı aydınlatmak için gereken asgari adımları dahi atmadığı açıkça görülmüştür. Başvurucunun dilekçesinde açık adresini bildirdiği tanık dinlenmemiş, şikâyet edilen ve kimlikleri belli olan infaz koruma memurlarının ifadelerine ceza soruşturması kapsamında başvurulmamıştır. Ayrıca disiplin dosyasındaki güç kullanımı itirafları ile yaralanmayı doğrulayan adli tıp raporu tamamen görmezden gelinmiştir. Savcılığın temel delilleri toplamadan, eksik ve yüzeysel bir incelemeyle, son derece aceleci bir şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesi, devletin etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün açık bir ihlali olarak kabul edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi 1. Bölümü, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.