Karar Bülteni
AYM Yavuz Selim Erol BN. 2020/26004
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/26004 |
| Karar Tarihi | 30.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Cezaevi kısıtlamaları demokratik toplum düzenine uygun olmalıdır.
- Disiplin cezaları ölçülülük ilkesi gözetilerek verilmelidir.
- Somut tehlike yoksa ağır yaptırımlar uygulanamaz.
- Mahpusların kişisel eşyalarına keyfî müdahale edilemez.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutulan mahpuslara yönelik uygulanan disiplin cezalarının, anayasal güvenceler ışığında somut, ikna edici ve objektif gerekçelere dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Mahpusların temel hak ve hürriyetlerine kısıtlama getirilirken veya disiplin yaptırımı uygulanırken, sırf şeklî kuralların varlığı yeterli olmayıp, iddia edilen eylemin kurum güvenliğini veya düzenini somut olarak nasıl tehlikeye düşürdüğünün açıklanması hukuki bir zorunluluktur. Başvurucunun masum ve tamamen sağlık ile spor maksatlı ürettiği bir eşya nedeniyle, doğrudan ağır bir disiplin cezası ile tecziye edilmesi, maddi ve manevi varlığın korunması hakkına yönelik orantısız ve ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Bu durum, idarenin disiplin uygulamalarındaki takdir yetkisinin sınırsız olmadığını net bir biçimde göstermektedir.
Benzer uyuşmazlıklarda bu karar, infaz kurumu idarelerinin ve infaz hâkimliklerinin disiplin cezası tesis ederken takdir yetkilerini keyfîlikten kesinlikle uzak, ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya sadık kalarak kullanmaları gerektiğine dair güçlü ve bağlayıcı bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle yasaklı madde kapsamına girmeyen veya zarar amacı taşımayan eşyaların kullanımı söz konusu olduğunda, yalnızca varsayıma dayalı tehlike senaryoları üzerinden en ağır yaptırımlardan biri olan hücreye koyma cezasının verilemeyeceği yüksek mahkemece bir kez daha vurgulanmıştır. Karar, idari ve yargısal makamlara, salt eşyaya el koyma gibi daha hafif tedbirler varken doğrudan hücre cezasına hükmedilmesinin hukuka aykırı olacağını açıkça göstererek, ceza infaz hukuku uygulamasında mahpus hakları açısından çok önemli bir anayasal güvence sağlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, ceza infaz kurumunda tutuklu olarak bulunduğu sırada, kantinden aldığı çöp poşetlerini bantlayarak bir atlama ipi yapmış ve bunu yalnızca spor yapmak amacıyla kullanmıştır. Ceza infaz kurumu idaresi ise söz konusu malzemenin urgan niteliği taşıdığını, mahpusun bu aleti kendisine veya çevresine zarar vermek amacıyla kullanabileceğini öne sürerek başvurucuya dört gün süreyle hücreye koyma cezası vermiştir. Başvurucu, eski bir millî sporcu olduğunu, cezaevindeki hareketsizlikten kaynaklanan sağlık sorunları yaşamamak için bu ipi tamamen masum ve sportif bir amaçla hazırladığını, aletin iddia edildiği gibi bir tehlike arz etmediğini belirterek disiplin cezasının iptali istemiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Şikâyetinin infaz hâkimliği tarafından reddedilmesi ve ardından ağır ceza mahkemesine yaptığı itirazın da kabul edilmemesi üzerine başvurucu, maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuş ve ihlalin tespiti ile tarafına manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına dayanmıştır. Bu kural uyarınca, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı bulunmakta olup, bu hak kamu makamlarının keyfî müdahalelerine karşı anayasal güvence altındadır. Hükümlü ve tutukluların, ceza infaz kurumunda bulunmanın doğal bir sonucu olan genel güvenlik ve disiplin tedbirleri dışında, diğer tüm bireyler gibi anayasal düzeyde temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, yerleşik insan hakları içtihatlarıyla da tereddütsüz şekilde kabul edilmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü noktasında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.44 hükümleri belirleyici bir dayanak olmuştur. İlgili kanun maddesinin (3) numaralı fıkrası, mahpusların kurumda kesinlikle bulunduramayacağı kesici, delici, yaralayıcı aletler ile elektronik haberleşme araçları gibi yasaklı maddeleri sayma yoluyla belirlemiştir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının (g) bendi ise kanuna uygun olarak yasaklanmış her türlü eşyanın, aracın, gerecin veya malzemenin ceza infaz kurumlarına sokulmasını, bulundurulmasını veya kullanılmasını bir günden on güne kadar hücreye koyma cezası ile ağır bir idari yaptırıma bağlamıştır.
Yüksek Mahkeme, temel hak ve özgürlüklere yönelik idari bir müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde açıkça belirtilen demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine mutlaka uygun olması gerektiği kuralını bir kez daha vurgulamıştır. Disiplin suçu kapsamında uygulanan ağır tedbirlerin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması, yalnızca yasal şartların soyut varlığına değil, eylemin kurumun güvenliğini veya düzenini bozacak nitelikte olup olmadığının somut verilerle tespit edilmesine bağlanmıştır. İdarenin bu konudaki takdir yetkisinin diğer alanlara göre daha geniş olduğu kabul edilse dahi, bu yetkinin keyfîlikten tamamen uzak ve hakkaniyetli bir şekilde kullanılması gerektiği temel bir anayasal ilke olarak benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun kantinden aldığı çöp poşetlerinden ip yaparak bunu spor amacıyla kullanmasının, kurum idaresi tarafından doğrudan disiplin suçu sayılarak dört gün hücre cezası ile cezalandırılması eylemini titizlikle incelemiştir. Kararda, başvurucunun bu aleti kendisine veya başkalarına zarar vermek gibi kötü bir niyetle yahut tehlike arz edecek şekilde kullandığına dair hiçbir somut tespitin idare ve yargı mercilerince ortaya konulamadığı vurgulanmıştır. Aksine, disiplin kurulu kararında yer alan tanık beyanlarında da başvurucunun söz konusu ipi yalnızca spor amaçlı kullandığı, millî sporcu geçmişi nedeniyle egzersiz yapma ihtiyacı duyduğu açık ve net bir biçimde belirtilmiştir.
Yüksek Mahkeme, idari ve yargısal makamların kararlarında başvurucunun eyleminin kurum düzeni veya güvenliğini nasıl tehlikeye düşürdüğüne ilişkin yeterli ve ikna edici hiçbir somut gerekçe sunulmadığını tespit etmiştir. İlgili mahkeme ve kurul kararlarında yalnızca soyut değerlendirmelerle yetinilmiş, el yapımı spor aletinin gerçekten somut bir zarara neden olup olmadığı tartışılmamıştır. Ayrıca, uygulanan cezanın dayanağı olan 5275 sayılı Kanun m.44 uyarınca, başvurucunun hazırladığı masum nitelikteki eşyanın tam olarak hangi yasaklı eşya tanımına dâhil edildiği hususu da ilgili kararlarda somutlaştırılamamıştır.
Bununla birlikte, yasal mevzuatta hücreye koyma cezasının bir günden on güne kadar uygulanabileceği öngörülmüşken, başvurucuya neden alt sınırdan uzaklaşılarak tam dört gün gibi ağır bir ceza verildiği hususu yargısal makamlarca açıklanmamıştır. Olayda herhangi bir fiili zarar doğmamış olmasına rağmen, idarenin salt eşyaya el konulması gibi çok daha hafif ve orantılı bir tedbir uygulamak yerine, doğrudan en ağır idari yaptırımlardan biri olan hücre cezasını tercih etmesi, Anayasa'nın temel taşı olan ölçülülük ilkesiyle kesinlikle bağdaşmaz bulunmuştur. Tüm bu eksiklikler, uygulanan disiplin cezasının demokratik toplum düzeninde zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığını ve anayasal haklara yönelik aşırı bir müdahale teşkil ettiğini somutlaştırmaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uygulanan disiplin cezasının orantısız ve gerekçesiz olması sebebiyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması ile tazminat ödenmesi suretiyle başvuruyu kabul etmiştir.