Anasayfa Karar Bülteni AYM | Levent Şahin | BN. 2020/31980

Karar Bülteni

AYM Levent Şahin BN. 2020/31980

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/31980
Karar Tarihi 21.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Ceza davalarında karar sanığa tebliğ edilmelidir.
  • Yalnızca müdafiye yapılan tebligat hak ihlalidir.
  • Sanığın tebligat talebi idarece göz ardı edilemez.
  • Kanun yollarına erişim hakkı daraltılamaz.

Bu karar hukuken, ceza yargılamalarında sanıkların kanun yollarına bizzat başvurabilme hakkının teminat altına alınması ve güvenceye kavuşturulması anlamına gelmektedir.

Kural olarak vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması temel bir usul kuralı olsa da, ceza yargılamasında hürriyeti bağlayıcı ağır sonuçların doğma ihtimali, sanığın kanun yollarına bizzat başvurma iradesini korumayı zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, istinaf kanun yolu kararlarının sanığın talebine rağmen kendisine gönderilmemesini hak ihlali olarak tescillemiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, ceza mahkemelerinin tebligat pratiklerinde köklü bir dikkat ve özen yükümlülüğü yaratmaktadır. Özellikle sanığın kanun yoluna bizzat başvurma niyetini ortaya koyduğu ve kararın tebliğini yazılı olarak talep ettiği durumlarda, mahkemelerin salt "müdafiye tebligat yapıldı" gerekçesinin arkasına sığınamayacağı açıkça vurgulanmıştır.

Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve sadece avukata yapılan tebligatlarla kesinleştirilen cezai hükümlerin, bu emsal karar ışığında açık bir hak ihlali sebebi sayılabileceği gösterilmiştir. Bu durum, sanıkların bizzat savunma mekanizmalarını kullanma haklarının kurumsal bir bürokrasiye kurban edilemeyeceğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bu uyuşmazlık, silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla yargılanan ve hakkında yedi yıl altı ay hapis cezası verilen bir vatandaşın, yargılama sürecindeki tebligat sorunları nedeniyle Anayasa Mahkemesine başvurmasıyla ortaya çıkmıştır. Başvurucu, yerel mahkemenin verdiği mahkûmiyet kararına karşı istinaf yoluna başvurmuş, ancak istinaf mahkemesi bu talebi esastan reddetmiştir. Ret kararı sadece başvurucunun avukatına tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, hapishanede bulunduğu süre zarfında farklı tarihlerde dilekçeler yazarak istinaf mahkemesinin kararının bizzat kendisine tebliğ edilmesini talep etmiştir. Ancak mahkeme, vatandaşın bu talebini dikkate almamış ve kararı kendisine göndermemiştir. Başvurucu, kararın bizzat kendisine tebliğ edilmemesi yüzünden temyiz hakkını kendi iradesiyle kullanamadığını, avukatının temyiz yoluna gitmiş olmasına rağmen kendi itirazlarını mahkemeye sunamadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yeniden yargılama talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkını merkeze almıştır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren sınırlamalar bu hakkı temelden zedeler.

Tebligat süreçleriyle ilgili uyuşmazlıklarda temel kanun olan 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.11 hükmü uyarınca, vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligatın kural olarak vekile yapılması esastır. Ancak, bu kuralın istisnaları ve özel düzenlemeleri bulunmaktadır. Özellikle ceza yargılamasında hürriyeti kısıtlayıcı ağır sonuçların doğabilmesi nedeniyle sanığın hak arama hürriyetinin doğrudan ve etkin bir şekilde korunması gerekmektedir. Anılan kanun maddesinde 3220 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ve bu değişikliğin gerekçesi dikkate alındığında, ceza davalarında istinaf ve temyiz kanun yolu başvurularına ilişkin kararların yalnızca müdafiye (avukata) tebliği ile yetinilemeyeceği açıkça ortaya konulmaktadır. Sanık, verilen hükümden bizzat haberdar edilmelidir.

Yerleşik anayasal içtihatlara göre, kanun yollarına başvuru için öngörülen sürelerin başlaması, kararın ilgilisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine bağlıdır. Ceza yargılamasında açık kanuni düzenlemelere ve kanun gerekçesine rağmen kararların sanıklara bizzat tebliğ edilmemesi, kişilerin bizzat kanun yoluna başvurma hakkını elinden almaktadır. Bir sanığın avukatı bulunsa dahi, kendisini bizzat savunma ve kanun yollarına kendi iradesiyle müracaat etme hakkı ortadan kaldırılamaz. Bu hakların kullanılmasını imkânsız kılan veya aşırı derecede zorlaştıran her türlü şekilci usul uygulaması, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının özüne ölçüsüz bir müdahale teşkil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın koşullarını incelediğinde, başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararının istinaf incelemesinden geçtiğini ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi tarafından istinaf talebinin esastan reddedildiğini tespit etmiştir. İnceleme sürecinde, istinaf dairesi tarafından verilen bu nihai ret kararının yalnızca başvurucunun avukatına tebliğ edildiği, hürriyeti bağlayıcı ceza tehdidi altındaki başvurucunun şahsına ise herhangi bir tebligat yapılmadığı saptanmıştır.

Dosya kapsamındaki evraklar ve mahkemeler arası yazışmalar dikkate alındığında, başvurucunun cezaevinden birden fazla kez dilekçe yazarak istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın bizzat kendisine tebliğ edilmesini açıkça talep ettiği görülmüştür. Buna rağmen, bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi tarafından söz konusu karar başvurucuya gönderilmemiştir. Her ne kadar başvurucunun avukatı yasal süresi içinde temyiz kanun yoluna başvurmuş ve yargılama süreci Yargıtay denetiminden geçerek onanmış olsa da, bu durum başvurucunun kararı bizzat tebellüğ etme ve itirazlarını bizzat dile getirme hakkını fiilen kullanabildiği anlamına gelmemektedir.

Anayasa Mahkemesi, ceza yargılamasında hürriyeti bağlayıcı cezaların söz konusu olduğu hâllerde, sanığın kanun yoluna bizzat başvurma hakkının mutlak surette korunması gerektiğine vurgu yapmıştır. Başvurucunun açıkça tebligat talep etmesine rağmen kararın yalnızca müdafiye tebliğ edilmesi, kanunun açık lafzına ve amacına aykırı bir uygulama olarak değerlendirilmiştir. Sanığın temyiz hakkını bizzat kullanmasının usuli eksikliklerle engellenmesi, hak arama hürriyetinin kısıtlanması anlamına gelmektedir. Bu durum, bireyin kamu otoritesi karşısında dezavantajlı konuma düşmesine ve adalete erişiminin fiilen ortadan kalkmasına sebebiyet vermiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, istinaf kararının bizzat sanığa tebliğ edilmemesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: