Karar Bülteni
DANIŞTAY 10. Daire 2017/433 E. 2022/2524 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 10. Daire |
| Esas No | 2017/433 |
| Karar No | 2022/2524 |
| Karar Tarihi | 16.05.2022 |
| Dava Türü | İptal Davası |
| Karar Sonucu | Kısmen Karar Verilmesine Yer Olmadığına, Kısmen Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Can güvenliği için idari tedbir hukuka uygundur.
- Ehliyetin askıya alınması yaptırım değil tedbirdir.
- Makinist brövesi mülkiyetinin işletmecide kalması doğaldır.
- İşletmenin eğitim yatırımını koruyucu tedbirler alması yasaldır.
Bu karar, demiryolu taşımacılığında emniyetin sağlanması amacıyla idare tarafından getirilen kural ve kısıtlamaların, doğrudan çalışanların haklarına yönelik bir cezalandırma veya mobbing aracı olarak değil, üstün kamu yararı ve can güvenliğini korumaya yönelik idari tedbirler olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Tren makinistlerinin ehliyetlerinin belli periyotlarla yenilenmesi, fiziksel veya psikolojik sağlık şüphesi hallerinde brövelerinin geçici olarak askıya alınması veya ağır kusurlu kazalarda ehliyetlerinin iptal edilmesi gibi uygulamalar, doğrudan doğruya kamu hizmetinin tehlikeli doğası gereği alınması zorunlu önlemler olarak idare hukukunun temeline oturtulmuştur.
Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu hüküm, özellikle can ve mal emniyeti açısından risk grubunda yer alan kamu veya özel sektör meslek gruplarına yönelik hazırlanan yönetmeliklerin iptali taleplerinde, idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarını kalın çizgilerle belirlemektedir. Karar, kurumların çalışanlarına yaptıkları nitelikli mesleki eğitim yatırımlarının korunması için haklı sebeplerle sözleşmesel tedbirler alabileceğini, bu tür güvencelerin doğrudan çalışma hürriyetine müdahale oluşturmadığını teyit etmektedir. Bu bağlamda, kamu hizmetinin kesintisiz ve kusursuz işlemesi amacıyla getirilen önleyici idari tedbirler ile cezai yaptırımlar arasındaki hassas ayrım netleştirilerek, güvenlik hassasiyeti yüksek olan sektörlerdeki kontrol ve denetim mekanizmalarının yasal zemini oldukça güçlendirilmiş durumdadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık; ilgili işçi sendikası tarafından, ilgili Bakanlığa karşı Tren Makinist Yönetmeliği'nin çalışma hayatını etkileyen birtakım kritik maddelerinin iptali istemiyle dava açılmasıyla başlamıştır. Sendika, dava dilekçesinde, yönetmelikte yer alan bazı kuralların makinistlerin temel haklarını zedelediğini savunmuştur. İptali istenen kurallar arasında; işletmenin yenileme eğitimini süresinde yaptırmaması durumunda makinistin ehliyetinin süresiz olarak askıya alınması, personelin ciddi bir kazada ehliyetinin iptal edilmesi, ehliyetlerin on yılda bir zorunlu olarak yenilenmesi, makinist brövesinin mülkiyetinin çalışılan kuruma ait sayılması ve sağlık durumu şüpheli personelin brövesinin derhal askıya alınması ile işletmeden kendi isteğiyle ayrılan personelden eğitim masraflarının tahsili için birtakım kısıtlayıcı tedbirler alınması hususları bulunmaktadır. Davacı sendika, idarenin getirdiği bu kısıtlamaların doğrudan çalışma özgürlüğünü engellediğini, suç ve cezaların şahsiliği ilkesine açıkça aykırı olduğunu ve çalışanlar üzerinde ağır bir baskı ve mobbing oluşturmaya zemin hazırladığını öne sürerek söz konusu kuralların hukuk dünyasından kaldırılmasını talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay, idare hukuku prensipleri çerçevesinde uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle idarenin anayasal düzenleme yetkisini ve söz konusu sektörü ilgilendiren yasal mevzuatı derinlemesine irdelemiştir. Uyuşmazlığın çözümünde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.123 ve m.124 hükümleri kritik rol oynamıştır. Bu maddeler uyarınca, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu, başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların uygulanmasını sağlamak amacıyla, kanunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarabileceği temel prensibi vurgulanmıştır.
İdarenin kural koyma yetkisinin kanuni dayanağı olarak ayrıca mülga 655 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.8 (daha sonra yürürlüğe giren 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m.477) hükümleri detaylı bir şekilde dikkate alınmıştır. Söz konusu mevzuat düzenlemeleri, demiryolu ulaştırma faaliyetlerinin son derece güvenli, kaliteli, serbest rekabete uygun ve kamu yararı gözetilerek yürütülmesini sağlamak adına ilgili idareye kesin görev ve yetkiler vermektedir. Demiryolu sektöründe organizatör, acente veya işletmeci olarak faaliyet gösterenlerle birlikte makinistler başta olmak üzere sektörde istihdam edilen çalışanların mesleki yeterlilik şartlarının belirlenmesi, bu alanda eğitim verilmesi, sınav süreçlerinin yönetilmesi, yetkilendirme ile denetleme faaliyetleri doğrudan ilgili idarenin görev kapsamındadır.
Mahkeme, ulusal mevzuatın ötesinde Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde yayımlanan 2007/59/AT sayılı Konsey Direktifi'nin kural koyma sürecindeki etkisini de kararının hukuki zeminine yerleştirmiştir. Can ve mal güvenliğini en üst seviyede ilgilendiren demiryolu taşımacılığında, genel ve mesleki yeterliliği ispatlayan "tren makinist ehliyeti" ile sadece görev yapılan işletmeye, kullanılan araca ve güzergaha ilişkin özel yetkileri tescilleyen "tren makinist brövesi" şeklindeki ikili belgelendirme yapısının uluslararası hizmet gereklerinin bir sonucu olduğu kuralı benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 10. Dairesi tarafından yapılan kapsamlı incelemede, dava konusu yönetmelik hükümlerinin hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine tamamen uygun olduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, işletmeler tarafından yenileme eğitimlerinin zamanında yapılmaması nedeniyle makinistin ehliyetinin askıya alınmasını bir cezalandırma aracı olarak görmemiş; aksine, bu uygulamanın demiryolu emniyetini sağlama gayesi güden bir "idari tedbir" olduğunu belirlemiştir. Söz konusu eğitim eksiğinin giderilmesiyle askıya alma işleminin kendiliğinden son bulacak olması, kuralın salt bir yaptırım değil önleyici bir güvenlik önlemi olduğunu doğrulamıştır. Ciddi kazalar sonucunda uygulanan ehliyet iptalinin ise, adli mercilerce tespit edilecek "tam kusur" şartına bağlandığı için son derece makul ve orantılı olduğuna karar verilmiştir.
Bununla birlikte, ehliyetlerin her on yılda bir yenilenmesi zorunluluğunun makinistleri sıfırdan bir sınava tabi tutmadığı, sadece sağlık ve psikoteknik yeterliliklerin periyodik olarak kontrol edilmesi amacını taşıdığı saptanmıştır. Tren makinist brövesinin, hizmet verilen işletmeye ait özel veriler barındırması ve o işletme sınırları içinde geçerli olması sebebiyle mülkiyetinin bizzat işletmeciye ait olması işin doğal bir gereği sayılmış; iş sözleşmesi sona eren makiniste idare tarafından onaylı bir suret verilmesi yoluyla kazanılmış mesleki tecrübenin muhafaza altına alındığı ifade edilmiştir.
Ayrıca, sağlık durumu "şüpheli" olarak nitelendirilen personelin brövesinin derhal askıya alınması kuralının muğlak veya keyfi olmadığına vurgu yapılmıştır. Demiryolu ulaşımı gibi doğrudan yüzlerce insanın can güvenliğini ilgilendiren bir alanda bütün fiziksel ve ruhsal şüphe hallerinin önceden tek tek sayılmasının mümkün olmadığı, kuralın hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil etmediği tespit edilmiştir. Son olarak, personeli için ciddi eğitim yatırımları yapan işletmelerin, çalışanın istifası sonrası bu yatırımların haksız avantaj oluşturmasını engellemek amacıyla sözleşmeyle koruyucu hükümler alabilmesinin serbest rekabet ortamı ve hakkaniyet sınırları içinde hukuka uygun olduğu değerlendirilmiştir. Çalışma saatlerini belirleyen yirmi birinci madde ise yargılama aşamasında yürürlükten kalktığı için bu hususta iptal incelemesi yapılmasına mahal kalmadığı görülmüştür.
Sonuç olarak Danıştay 10. Dairesi, yürürlükten kalkan madde yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer maddelerin iptali istemi yönünden ise davanın reddi yönünde karar vermiştir.