Karar Bülteni
AİHM ZİNCHENKO VE TAMTURA BN. 46839/17 ve 74462/17
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | AİHM Beşinci Bölüm |
| Başvuru No | 46839/17 ve 74462/17 |
| Karar Tarihi | 05.03.2026 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | HUDOC |
- Cam bölme uygulaması tek başına aşağılayıcı değildir.
- Güvenlik tedbirleri makul ve somut gerekçelere dayanmalıdır.
- Tutukluluk süresinin uzatılması basmakalıp gerekçelerle haklı gösterilemez.
- Uzun süreli tutuklulukta bireyselleştirilmiş ve yeterli gerekçe şarttır.
Bu karar, yüksek güvenlik gerektiren ceza yargılamalarında sanıkların duruşma salonunda cam bölme içinde tutulmalarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında her koşulda aşağılayıcı muamele teşkil etmediğini ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, metal kafes uygulamalarının aksine, cam bölmelerin asgari ağırlık eşiğini otomatik olarak aşmadığını; değerlendirmenin fiziki koşullar, iletişim imkanı ve güvenlik gereksinimleri gibi somut şartlara göre yapılacağını netleştirmiştir.
Bunun yanı sıra karar, uzun süreli tutukluluk hallerinde yerel mahkemelerin yasal yükümlülüklerini güçlü bir şekilde yeniden hatırlatmaktadır. Yaklaşık beş yıl süren yargılama öncesi tutukluluk durumunda, mahkemelerin yalnızca soyut ve basmakalıp ifadelere dayanarak tutukluluğu uzatmasının Sözleşme'nin ilgili hükümlerini ihlal edeceği açıkça vurgulanmıştır. İdarenin, tutukluluk halinin devamını haklı kılan "ilgili" ve "yeterli" gerekçeleri yargılamanın her aşamasında sunması gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir.
Emsal etkisi açısından bakıldığında, bilhassa terör veya geniş çaplı toplumsal olaylarla bağlantılı yüksek profilli ceza davalarında mahkemelerin güvenlik tedbirleri ile sanık hakları arasında kurması gereken dengeye ışık tutmaktadır. Karar, güvenlik gerekçesiyle alınan fiziksel tedbirlerin hukuka uygun bulunabileceğini gösterirken, tutukluluğun uzatılması gibi özgürlüğü doğrudan kısıtlayıcı kararların otomatikleşmesine karşı net bir duruş sergilemektedir. Bu yönüyle mahkemelerin gerekçelendirme standartlarına dair uygulamadaki eksiklikleri hedef alan güçlü bir içtihat niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Ukrayna'da eski kolluk kuvveti mensubu olan iki başvurucu, Kiev'deki Maidan olaylarında protestoculara karşı ateşli silah kullanarak ölümlere sebep olmakla suçlanarak ağır ceza yargılaması kapsamında tutuklanmıştır. Başvurucular, duruşma salonunda kapalı bir cam bölme içinde diğer sanıklarla birlikte tutulmalarının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini iddia etmişlerdir. Cam bölmenin havalandırma ve avukatla iletişim konularında fiziksel olarak yetersiz olduğu ileri sürülmüştür.
Ayrıca, ikinci başvurucu Tamtura, yaklaşık 4 yıl 10 ay süren yargılama öncesi tutukluluk halinin makul süreyi aştığını, yerel mahkemelerin tutukluluğun devamına ilişkin yeterli ve somut gerekçe sunmadıklarını ve yalnızca basmakalıp ifadelerle tutukluluğunu uzattıklarını belirterek özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5/3 (özgürlük ve güvenlik hakkı) hükümleri çerçevesinde şekillenen yerleşik içtihat prensiplerine dayanmıştır.
Sözleşme m.3 kapsamında Mahkeme, bir muamelenin insanlık dışı veya aşağılayıcı olarak nitelendirilebilmesi için asgari bir ağırlık eşiğine ulaşması gerektiğini belirtmektedir. Duruşma salonundaki güvenlik düzenlemelerine ilişkin olarak, metal kafeslerde tutulmanın doğası gereği aşağılayıcı bir nitelik taşıdığı ve doğrudan Sözleşme'yi ihlal ettiği yerleşik bir kuraldır. Ancak şeffaf cam bölmelerin kullanımı tek başına bu asgari eşiği aşmamaktadır. Muamelenin ağırlığı; bölmenin fiziksel boyutu, havalandırma kapasitesi, avukatla etkili iletişim kurabilme imkanı ve davanın güvenlik profili gibi somut koşulların bir bütün olarak değerlendirilmesiyle belirlenmektedir.
Sözleşme m.5/3 bağlamında ise, tutuklu yargılamanın makul bir süreyi aşmaması ve tutukluluğun istisnai bir tedbir olarak uygulanması güvence altına alınmıştır. Bir kişinin suç işlediğine dair makul şüphenin varlığı tutuklamanın ilk aşaması için gerekli ve yeterli olsa da, belirli bir süreden sonra bu şüphe tek başına tutukluluğun devamını haklı kılmaz. Ulusal mahkemeler, tutukluluğun devamı için kaçma şüphesi, delilleri karartma veya tanıklara baskı yapma riski gibi somut, güncel ve olayla ilgili gerekçeler sunmak zorundadır. Uzatma kararlarının yalnızca genel geçer, tekrarlayan ve basmakalıp (stereotipik) ifadelere dayandırılması, yetkili makamların yasal gerekçelendirme yükümlülüğünü karşılamaz ve doğrudan özgürlük hakkının ihlali anlamına gelir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Mahkeme, başvurucuların duruşmalar sırasında cam bölmede tutulmalarına ilişkin şikayetlerini öncelikle değerlendirmiştir. Başvurucuların, yargılandıkları davanın ülke çapında büyük önem taşıyan, çok sayıda ölüm ve yaralanmayla sonuçlanan tarihi olaylara ilişkin yüksek profilli bir ceza davası olduğu dikkate alınmıştır. Mahkeme, cam bölmenin metal kafeslerden farklı olarak doğası gereği aşağılayıcı bir nitelik taşımadığını tespit etmiştir. Somut olayda cam bölmenin boyutlarının sanıkların birbirine temas etmeden oturmasına imkan tanıdığı, havalandırma ve sıcaklık koşullarının yeterli olduğu ve sanıkların avukatlarıyla iletişim kurmalarına engel teşkil edecek asgari bir ağırlık eşiğinin aşılmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle, ciddi güvenlik endişeleri ışığında alınan bu fiziksel tedbirin 3. maddeyi ihlal etmediği sonucuna varılmış ve şikayetin bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.
Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı yönündeki şikayete gelince, ikinci başvurucu toplamda yaklaşık 4 yıl 10 ay boyunca tutuklu kalmıştır. Mahkeme, başlangıçta yöneltilen ağır suçlamalar ve kamu düzeni gerekçesiyle verilen ilk tutuklama kararlarının hukuken makul ve anlaşılabilir olduğunu kabul etmiştir. Ancak, zaman geçtikçe mahkemelerin tutukluluk halini uzatırken davanın güncel ve somut durumunu değerlendirmedikleri, yalnızca ilk karardaki gerekçeleri basmakalıp bir biçimde ardışık olarak tekrar ettikleri görülmüştür. Yerel mahkemeler, başvurucunun şahsi durumunu bireyselleştirmemiş, ev hapsi gibi alternatif adli kontrol tedbirlerini tartışmamış ve tutukluluğun yıllarca devamını haklı kılan ilgili ve yeterli gerekçeleri sunmakta başarısız olmuştur.
Sonuç olarak AİHM Beşinci Bölüm, duruşma salonunda cam bölme uygulamasına ilişkin şikayetleri dayanaktan yoksun bularak reddetmiş, ikinci başvurucunun uzun süreli tutukluluğuna ilişkin olarak ise ihlal yönünde karar vermiştir.