Karar Bülteni
AYM Cemalettin Ayhan BN. 2021/860
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/860 |
| Karar Tarihi | 20.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Boşanma davalarının makul sürede bitirilmesi zorunludur.
- Yargılamanın uzaması anayasal evlenme hakkını zedeler.
- Devletin evlenme hakkı bağlamında pozitif yükümlülüğü vardır.
- Gecikmede başvurucunun kusuru yoksa ihlal doğar.
Bu karar, boşanma davalarının makul süreyi aşacak şekilde olağan dışı uzamasının, tarafların Anayasa ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı kapsamındaki yeniden evlenme ve aile kurma hakkını doğrudan ihlal ettiğini net bir biçimde ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, evlilik birliğinin fiilen bitmesine rağmen hukuken zorunlu olarak devam etmesinin ve boşanma davaları süresince eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün sürmesinin, bireylerin hayatlarına yeni bir yön vermelerini engellediğini tespit etmiştir. Devletin, yargılamaları makul bir zaman dilimi içinde sonuçlandırma konusundaki pozitif yükümlülüğü, salt usuli bir gereklilik olmaktan çıkarak bireyin temel haklarının etkin korunmasının zorunlu bir şartı olarak değerlendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu yargı kararı özellikle Türk yargı sisteminde kronik bir hukuki sorun hâline gelen, yıllarca süren Boşanma">çekişmeli boşanma davaları için son derece kritik bir uyarı niteliği taşımaktadır. Aile mahkemelerinin yargılama süreçlerini daha etkin, hızlı ve tarafların özel hayatlarını zedelemeyecek şekilde, hassasiyetle yürütmeleri gerektiği güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Uygulamadaki önemi açısından ise, boşanma davaları yıllarca sürüncemede bırakılan ve bu nedenle hayatını maddi veya manevi olarak yeniden kuramayan vatandaşlar için güçlü bir emsal teşkil edecektir. Bundan sonraki süreçte, yargılamanın uzamasında kusuru bulunmayan tarafın evlenme hakkının kısıtlanması, doğrudan tazminat gerektiren bağımsız bir hak ihlali olarak mahkemelerin karşısına sıklıkla çıkacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucunun eşi tarafından 10 Eylül 2013 tarihinde bir boşanma davası açılmış, başvurucu da bu davaya karşılık olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerekçesiyle karşı boşanma davası ikame etmiştir. Taraflar arasındaki Boşanma">çekişmeli boşanma süreci ilk derece mahkemesi ve istinaf kanun yolu aşamalarından geçerek ancak 28 Mart 2023 tarihinde, yani davanın ilk açıldığı tarihten yaklaşık on yıl sonra kesinleşebilmiştir. Başvurucu, boşanma davasının hukuka aykırı şekilde yedi yıldan fazla sürmesi ve hukuken evli görünmesi nedeniyle aralarındaki sadakat yükümlülüğünün devam ettiğini vurgulamıştır. Başvurucu, bu uzun süreçte hayatına yeni birini dâhil edemediğini, ciddi psikolojik yıpranma yaşadığını, dolayısıyla yeniden evlenme ve yeni bir aile kurma hakkının elinden alındığını belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temelini, yargısal sürecin makul olmayan uzunluğu nedeniyle bireyin yeniden evlenme özgürlüğünün açıkça engellenip engellenmediği hususu oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 kapsamında düzenlenen özel hayata saygı hakkı ile Anayasa m.41 kapsamında düzenlenen ailenin korunması hükümlerini temel hukuki dayanak olarak ele almıştır. Her ne kadar Anayasa metninde doğrudan doğruya "evlenme hakkı" şeklinde bağımsız bir madde veya düzenleme bulunmasa da, yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre bu hak, söz konusu anayasal hükümlerin ayrılmaz bir parçası ve doğal bir sonucudur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesinde özel olarak koruma altına alınan evlenme hakkı, bireylerin yasal şartları taşıması hâlinde özgür iradeleriyle bir aile kurabilmelerini güvence altına almaktadır. Türk Medeni Hukuku sistemimizde boşanma davaları süresince eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüklerinin devam ettiği tartışmasız bir kuraldır. Bu yükümlülük, dava kesin olarak bitmeden eşlerin bir başkasıyla hukuken veya fiilen yeni bir aile hayatı kurmasını engellemekte, sadakat yükümlülüğünün ihlali davanın seyrini değiştirebilmektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, devletin temel hakların korunmasına ilişkin hem negatif hem de pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bağlamında devlet, ailenin kurulmasını ve evliliğin gerçekleştirilmesini sağlayacak hukuki zemini oluşturmakla, evlenmeyi aşırı zorlaştıran prosedürlerden kaçınmakla ve uyuşmazlık süreçlerini makul bir çerçevede işletmekle görevlidir. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının gereği olarak, mevcut bir evliliği sona erdirme ve sonrasında yeni bir hayat kurma iradesini gösteren bireylerin bu hukuki süreçlerinin, hakkın özünü zedelemeyecek uygun bir zaman aralığında tamamlanması zorunludur. Dolayısıyla mahkemelerin boşanma davalarını makul sürede sonlandırma yükümlülüğü, anayasal evlenme hakkının devlet üzerindeki doğrudan ve kesin bir yansımasıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını detaylıca inceleyerek somut olaydaki yargılama sürecinin uzunluğunu ve bu durumun başvurucunun özel hayatı üzerindeki telafisi imkânsız etkilerini kapsamlı biçimde değerlendirmiştir. Başvurucunun eşi tarafından açılan ve kendisinin de karşı dava ile katıldığı Boşanma">çekişmeli boşanma davası sürecinin, ilk derece mahkemesi ve istinaf aşamalarıyla birlikte toplamda yaklaşık on yıl gibi son derece uzun bir zaman dilimine yayıldığı açıkça tespit edilmiştir. İki dereceli bir yargılama sistemi için bu on yıllık sürenin makul olmadığı ve hedeflenen makul hukuki sürece uygun zaman dilimini aşarak çok uzun sürdüğü kesin olarak kabul edilmiştir.
Yapılan incelemede, boşanma davasının bu denli uzamasında başvurucunun süreci gereksiz yere sürüncemede bırakacak veya yargılamayı tıkayacak herhangi bir eyleminin, ihmalinin veya kusurunun bulunmadığı açıkça belirlenmiştir. Davanın sürüncemede kalması, tamamen yargı mekanizmasının olağan işleyişinden ve makul sürede yargılama yükümlülüğüne idarece uyulmamasından kaynaklanmıştır. Yüksek Mahkeme, hukuk sistemimizde evliliğin hukuken tam anlamıyla sona ermesine kadar eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün kesintisiz devam ettiği gerçeğini vurgulayarak, davanın devam ettiği on yıllık süreçte başvurucunun bir başka kişiyle hukuken evlenmesinin imkânsız olduğunu, fiilen bir aile kurmasının da mevcut yasal yükümlülükler nedeniyle ciddi şekilde zorlaştığını somut bir gerçeklik olarak saptamıştır.
Bu durum, bireyin kendi özel ve aile hayatını özgür iradesiyle düzenleme, geleceğiyle ilgili bağımsız kararlar alma ve yeniden bir aile kurma iradesini aşırı derecede, ölçüsüz biçimde kısıtlamıştır. Devletin, yargısal mekanizmaları etkili ve hızlı bir şekilde işleterek bireylerin yeniden evlenebilmeleri için gerekli hukuki koşulları sağlama yönündeki pozitif yükümlülüklerinin somut olayda ihlal edildiği kanaatine varılmıştır. Aile mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin gerekli özen yükümlülüğünü göstermemesi sonucunda, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı ve bu durumun doğrudan anayasal evlenme hakkının özünü zedelediği şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, evlenme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.