Anasayfa Karar Bülteni AYM | Bülent Erkılıç ve Diğerleri | BN. 2021/38272

Karar Bülteni

AYM Bülent Erkılıç ve Diğerleri BN. 2021/38272

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/38272
Karar Tarihi 30.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Beraatle sonuçlanan davalarda tutukluluk hizmetten sayılır.
  • Sonuca etkili delilin gözardı edilmesi hakkaniyeti zedeler.
  • Açıkça yanlış olgunun hükme esas alınması ihlaldir.
  • Yargılamada bariz takdir hatası adil yargılanmayı ihlal eder.

Bu karar, idare hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanında cereyan eden uyuşmazlıklarda, yargı makamlarının dosya muhteviyatını inceleme yükümlülüğünün sınırlarını ve bu sınırların aşılmasının doğuracağı anayasal sonuçları çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kural olarak derece mahkemelerinin delil takdirine ve hukuk kurallarını somut olaylara tatbik etme biçimine karışmamaktadır. Ancak bu kuralın istisnası, somut olayda olduğu gibi açıkça hatalı bir olgunun hükme esas alınması veya davanın seyrini tamamen değiştirecek nitelikteki resmî bir belgenin tamamen görmezden gelinmesidir. Ortada hiçbir kuşkuya yer bırakmayan, kesinleşmiş bir Yargıtay beraat ilamı bulunmasına rağmen, bu ilam hiç yokmuşçasına yargılama yapılıp davanın reddedilmesi, adil yargılanma hakkının özüne dokunan bir ihlal olarak tescillenmiştir.

Kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Zira bu karar, idari yargı mercilerine, özellikle de istinaf incelemesi yapan bölge idare mahkemelerine, taraflarca sunulan yeni ve belirleyici delilleri şekilci bir yaklaşımla değil, maddi gerçeği ortaya çıkarma gayesiyle ve titizlikle inceleme zorunluluğunu hatırlatmaktadır. Yargılamanın sonucunu doğrudan tayin edecek derecede hayati olan bir beraat kararının istinaf aşamasında dosyaya ibraz edilmesine rağmen değerlendirmeye alınmaması, sadece usuli bir eksiklik değil, hakkaniyete uygun yargılanma güvencesinin içinin boşaltılması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, açık bir keyfîliğin ve bariz takdir hatasının bulunduğu durumlarda yargılamanın hakkaniyetinin sarsılacağını ve bu tür ihlallerin yeniden yargılama yoluyla derhâl telafi edilmesi gerektiğini tüm yargı teşkilatına net bir mesaj olarak iletmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, 2002 yılından itibaren yaşlılık aylığı almakta olan başvurucunun, askerlik hizmeti sırasında tutuklu kaldığı 680 günlük sürenin fiilî hizmet süresine dâhil edilmemesi üzerine Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı açtığı davadan kaynaklanmaktadır. Başvurucu, askerlik görevini asteğmen olarak ifa ederken tutuklanmış, ancak yargılandığı dava sonucunda eyleminin suç olmaktan çıkarılması nedeniyle beraat etmiştir.

Beraat kararına rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu, başvurucunun askerlikteki tutukluluk süresini yaşlılık aylığı prim gün sayısına dâhil etmemiştir. Kurumun bu zımni ret işleminin ardından başvurucu, eksik hesaplanan prim günlerinin düzeltilmesi ve bu sebeple mahrum kaldığı ikramiye ile maaş farkları gibi parasal haklarının ödenmesi talebiyle idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkemenin başvurucunun beraat etmediği gerekçesiyle davayı reddetmesi ve istinaf aşamasında beraat ilamının dosyaya sunulmasına rağmen bölge idare mahkemesinin de bu kararı onaması, hukuki uyuşmazlığın temelini oluşturmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, yargısal süreçlerin hukuka, hakkaniyete ve usul kurallarına uygun olarak yürütülmesini güvence altına alan en temel anayasal haklardan biridir. Adil yargılanma hakkı, maddi adaleti değil, şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler bütünüdür. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı, açılan bir davanın mutlaka taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmez; temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun, tarafsız ve bağımsız bir şekilde yürütülmesini teminat altına alır. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi ve yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kural olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru denetimine tabi tutulamaz. Ancak, yargılamada bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik bulunması hâli bu kuralın en katı istisnasıdır.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, bir yargılamada uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yoruma dayanmaması, delil ile vakıa arasında kurulan bağın mantık dışı bir çıkarıma dayanması, açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması veya belirli bir hususu ispat ettiğinde hiçbir kuşku bulunmayan kesin bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması durumlarında yargılamanın hakkaniyeti temelden sarsılmış sayılır. İşte böylesi çok istisnai durumlarda yargılamanın sonucuna ilişkin olan hususlar bizatihi usule dair bir güvenceye dönüşür ve Anayasa Mahkemesi yargılamadaki açık keyfîliğe müdahale edebilir.

Somut uyuşmazlığın esasına yön veren temel norm ise 1111 sayılı Askerlik Kanunu m.80 hükmüdür. Anılan yasal düzenleme uyarınca, askerlik hizmetini ifa ederken haklarında ceza davası açılan ve tutuklanan kişilerin, yargılama sonucunda beraat etmeleri hâlinde tutuklulukta geçirdikleri sürelerin askerlik hizmetinden sayılması yasal bir zorunluluktur. İlgili kanun maddesi, beraat eden kişinin tutukluluk nedeniyle uğradığı hizmet kaybının telafi edilmesini ve bu sürenin yasal haklarının hesabında fiilî hizmet gibi değerlendirilmesini emretmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut başvuruya konu olan uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesi konumundaki Ankara 15. İdare Mahkemesi, davanın çözümünde kilit rol oynayan tutukluluk ve yargılama sürecini değerlendirmiştir. Ancak mahkeme, başvurucu Bülent Erkılıç'ın askerlik hizmeti ifası sırasında tutuklanıp yargılandığı davanın beraatle neticelenmediği gerekçesiyle, tutuklulukta geçen sürenin fiilî hizmetten sayılamayacağına hükmetmiş ve Sosyal Güvenlik Kurumunun tesis ettiği ret işlemini hukuka uygun bularak davayı reddetmiştir. Mahkemenin bu ilk kararı, eksik araştırmaya ve hatalı hukuki nitelendirmeye dayanmaktadır.

Başvurucu, idare mahkemesinin bu eksik ve hatalı değerlendirmesine karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş ve itiraz dilekçesi ekinde ceza davasına ilişkin gerekçeli mahkeme kararını dosyaya açıkça ibraz etmiştir. Sunulan belgeye göre, başvurucu hakkındaki ceza davası ilk aşamada zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle ortadan kaldırılmış gibi görünse de, temyiz incelemesi neticesinde Yargıtay 9. Ceza Dairesinin kararıyla durum tamamen değişmiştir. İlgili Yargıtay ilamında, başvurucunun eyleminin yürürlüğe giren yeni kanuni düzenlemeler (3713 sayılı Kanun) ile suç olmaktan çıkarıldığı açıkça belirtilmiş ve bu sebeple duruşma yapılmaksızın başvurucunun beraatine hükmedildiği kesinleşmiş mahkeme şerhiyle belgelenmiştir.

Buna mukabil, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesinde, başvurucunun istinaf dilekçesiyle birlikte sunduğu ve lehine sonuç doğurması mutlak olan bu Yargıtay beraat ilamı hiçbir şekilde dikkate alınmamış ve değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. İstinaf mercii, sanki dosyaya böyle kesin bir beraat kararı sunulmamış gibi varsayımsal hareket etmiş ve ilk derece mahkemesinin "beraat kararı yoktur" şeklindeki açıkça yanlış olan olgusal tespitini doğru kabul ederek istinaf talebini kesin olarak reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, bölge idare mahkemesinin bu yaklaşımını incelediğinde, yargılamada yer alan açık ve somut bir delilin dikkate alınmamasını adil yargılanma hakkının çekirdeğine yönelik ağır bir ihlal olarak saptamıştır. Yargılamadaki açıkça belli olan, resmî ve kesin nitelikteki beraat hükmünün değerlendirmeye alınmaksızın davanın reddedilmesi, adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerini bütünüyle anlamsız hâle getirmiştir. Ortada ispat gücü tartışmasız bir delil varken bunun keyfî biçimde göz ardı edilmesi, yargılamanın hakkaniyetini zedelemiş ve başvurucunun sosyal güvenlik haklarına erişimini hukuka aykırı şekilde engellemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: