Anasayfa Karar Bülteni AYM | Aklime Aybek | BN. 2022/66731

Karar Bülteni

AYM Aklime Aybek BN. 2022/66731

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2022/66731
Karar Tarihi 30.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Şüphe feshi objektif ve somut vakıalara dayanmalıdır.
  • İş mahkemesi şüpheyi haklı kılan vakıaları araştırmalıdır.
  • Ceza soruşturması belgeleri mahkemece somut olarak irdelenmelidir.
  • İleri sürülen esaslı iddialar kararda gerekçelendirilmelidir.

Bu karar, iş hukuku pratiğinde sıklıkla karşılaşılan "şüphe feshi" (işverenin işçiye duyduğu güvenin sarsılmasına dayalı fesih) kurumunun sınırlarını ve yargısal denetim standartlarını anayasal güvenceler bağlamında netleştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçinin salt bir ceza soruşturmasına maruz kalmasının veya geçmişte açılmış dosyalarının bulunmasının, şüphe feshinin geçerliliği için otomatik bir gerekçe oluşturamayacağını, derece mahkemelerinin bu soruşturmanın içeriğini ve işçi-işveren arasındaki güven ilişkisine olan somut etkisini bizzat irdelemekle yükümlü olduğunu vurgulamaktadır. Mahkemelerin, işverenin subjektif şüphesiyle yetinmeyip istisnai olarak kendiliğinden araştırma ilkesi çerçevesinde maddi gerçeği ortaya çıkarma görevi hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi, işe iade davalarında mahkemelerin pasif bir inceleme makamı olmaktan çıkarak, özellikle millî güvenlik ve terör örgütü iltisakı gibi ağır iddialarda aktif bir delil değerlendirmesi yapma zorunluluğunu pekiştirmesidir. Eski tarihli, akıbeti araştırılmamış veya beraatle sonuçlanmış soruşturmalara dayanılarak "güvenin sarsıldığı" gerekçesiyle onanan fesihlerin, gerekçeli karar hakkını ihlal edeceği açıkça ortaya konmuştur. Bu durum, çalışma hayatında işverenin keyfî uygulamalarına karşı işçi lehine güçlü bir anayasal koruma kalkanı sağlamakta, aynı zamanda yargı mercilerine gerekçelendirme konusunda ağır bir mesuliyet yüklemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, Batman Belediyesine hizmet veren özel bir şirkette çalışmaktayken, Valilik makamı tarafından terör örgütü ile iltisaklı olduğunun Belediyeye bildirilmesi üzerine işveren şirket tarafından işten çıkarılmıştır. Başvurucu, haksız fesih yapıldığı gerekçesiyle feshin geçersizliği ve işe iade talebiyle iş mahkemesinde dava açmıştır.

İş mahkemesi, başvurucu hakkında çok eski tarihli (1996, 1999 ve 2002 yıllarına ait) ceza soruşturmaları bulunduğunu ve bu soruşturmalar nedeniyle taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiğini belirterek şüphe feshi kapsamında davayı reddetmiştir. Ancak başvurucu, bahsi geçen eski soruşturmaların beraatle sonuçlandığını, iş sözleşmesinin feshini gerektirecek güncel ve somut hiçbir suç unsurunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Temel uyuşmazlık, eski tarihli ve akıbeti mahkemece araştırılmayan ceza dosyalarına dayanılarak gerçekleştirilen şüphe feshinin geçerli olup olmadığı ve mahkemelerin işçinin bu yöndeki itirazlarını kararlarında yeterince tartışıp tartışmadığı noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki "gerekçeli karar hakkı"nı incelemiştir. Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin, davanın sonucunu etkileyecek tüm esaslı iddia ve itirazları delillerle bağ kurarak detaylıca ve mantıksal bir silsile içinde yanıtlamasını zorunlu kılar.

İş hukuku doktrini ve Yargıtay içtihatlarında "şüphe feshi" olarak adlandırılan fesih türünde, işverenin işçiye karşı duyduğu şüphenin geçerli nedene dayanması için bu şüphenin ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi şartı aranır. Yargıtay uygulamalarına göre, şüphe feshi iddialarına dayalı açılan işe iade davalarında, taraflarca hazırlama ilkesinden ziyade istisnai nitelikteki "kendiliğinden araştırma ilkesi" geçerlidir. Yani iş mahkemeleri, işverenin şüphesine körü körüne bağlı kalamaz; şüpheyi doğuran olayların maddi ve hukuki temelini bizzat ve resen araştırmalıdır.

Terör örgütü iltisakı iddiasıyla yapılan fesihlerde, mahkemeler iddiaya konu ceza soruşturmalarının akıbetini, olayın fiili özelliklerini, ağırlığını ve bu durumun işçi ile millî güvenliği tehdit eden yapı arasındaki güncel ve kişisel bağlantısını netleştirmelidir. Sadece bir ceza soruşturmasının varlığından söz edip, içeriğine, delil durumuna veya beraatle sonuçlanıp sonuçlanmadığına değinmeden salt şüphe var diyerek karar vermek, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Derece mahkemeleri, iddiaları esnek değerlendirebilse dahi, taraflar arasında adil bir denge kurmak ve hakkaniyetli bir sonuca ulaşmak için gerekli incelemeyi yapıp bunu gerekçeli karara yansıtmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iş sözleşmesinin şüphe feshi kapsamında sonlandırılmasına dair derece mahkemesi kararlarını anayasal güvenceler ekseninde incelemiştir. İlk derece mahkemesi, başvurucunun iş akdinin feshini haklı bulurken, başvurucu hakkında 1996, 1999 ve 2002 yıllarına ait çok eski tarihli terör soruşturmalarının bulunmasını yegâne gerekçe olarak göstermiştir.

Ancak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemesinin bu soruşturma dosyalarının akıbeti hakkında hiçbir araştırma yapmadığını ve sadece dosya numaralarını kararda zikretmekle yetindiğini tespit etmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesince ilgili kurumlardan yapılan araştırmada, başvurucunun söz konusu suçlamalardan dolayı yargılandığı Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından henüz 1997 yılında delil yetersizliği nedeniyle beraat ettiği açıkça anlaşılmıştır. İş mahkemesi, ceza soruşturmalarında yer alan olguları irdelememiş, başvurucunun işvereniyle arasındaki güven ilişkisini zedeleyen somut eylemlerinin neler olduğunu ortaya koymamış ve eski tarihli bu belgelerin sözleşmenin feshine olan güncel etkisini hukuken tartışmamıştır.

İstinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi de ilk derece mahkemesinin bu eksik incelemesini telafi etmemiş, karara sadece yüzeysel atıflar yaparak başvurucunun davanın esasına etkili olan "hakkında beraat kararı verildiği ve somut bir delil olmadığı" yönündeki iddialarını tamamen karşılıksız bırakmıştır. İşvereni feshe götüren hususların aydınlatılmaması, beraat kararı verilmiş on yıllar öncesine ait olaylara dayanılarak şüphenin makul ve somut bir temele oturtulmaması, yargılamanın hakkaniyetini temelden sarsmıştır. Mahkemelerin, uyuşmazlığın çözümünde esaslı olan ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunmaları cevapsız bırakması, adil yargılanma hakkının temel güvencelerine açık bir aykırılık oluşturmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerince uyuşmazlığın esasına etkili iddiaların karşılanmaması ve yargılama sürecinin bir bütün olarak değerlendirildiğinde yeterli gerekçe sunulmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: