Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2018/3787 E. 2018/13341 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2018/3787 |
| Karar No | 2018/13341 |
| Karar Tarihi | 29.05.2018 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Belirsiz alacak davasında talep artırımı ıslah değildir.
- Bozma kararından sonra talep artırımı hukuken mümkündür.
- Tanıkla ispatlanan fazla mesaide takdiri indirim yapılmalıdır.
- Satış primi için sözleşmedeki hedef kotası gerçekleşmelidir.
Bu karar, iş hukuku ve usul hukukunun kesiştiği noktada uygulamacılar için büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı kuralının esnekliğini ve sınırlarını net bir şekilde çizmiş, belirsiz alacak davası olarak açılan uyuşmazlıklarda sunulan talep artırım dilekçesinin teknik olarak bir ıslah işlemi olmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla, davacı tarafın talep artırımının bozma kararından sonra dahi geçerli kabul edilmesi gerektiği açıkça ifade edilerek usul hukukunda işçiler lehine kritik bir usuli güvence sağlanmıştır.
Kararın bir diğer ağırlık merkezi ise işçilerin hak kazandığını iddia ettiği prim alacaklarına ilişkindir. İş sözleşmesinde veya ek protokollerde yer alan kota, ciro veya hedef gerçekleştirme gibi şartların mutlak surette aranacağı, bu şartlar sağlanmadan prima hak kazanılamayacağı kesin olarak belirtilmiştir. Şirket içi talimatlara ve personelin bilgisine uygun olarak yapılan prim kesintilerinin de hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, özellikle performans ve hedef odaklı çalışan yöneticilerin veya satış departmanı personellerinin prim taleplerinde ağırlığını hissettirecektir. Uygulamadaki bir diğer önemli etkisi ise fazla çalışma ücretlerinin ispatı yönündedir. Yargıtay, sadece tanık beyanına dayanılarak hesaplanan fazla mesai alacaklarında makul bir hakkaniyet indirimi yapılmasının yasal bir zorunluluk olduğunu yerleşik içtihatlara uygun şekilde yeniden teyit etmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, 1986 yılından itibaren davalı şirkette çalışmakta olup en son il sorumlusu müdür pozisyonunda görev almıştır. İşçi, çalışma süreci içerisinde ücretinin düşürülmeye çalışıldığını, kendisine istifaya zorlamak amacıyla psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürmüştür. Fesih işleminin ardından ödenmeyen kıdem tazminatı, yıllık izin, envanter primi, takdir primi ve fazla mesai ücretlerinin tahsili amacıyla işveren aleyhine dava açmıştır.
Davalı işveren ise iddiaların tamamen asılsız olduğunu, işçinin kendi özgür iradesiyle istifa ederek işten ayrıldığını, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. Yerel mahkemenin ilk kararı Yargıtay tarafından prim ve mesai incelemesi yönünden bozulmuş, mahkemenin bozma ilamına uyarak verdiği yeni karar üzerine taraflar arasındaki uyuşmazlık, prim alacaklarının şartları ve bozma sonrası talep artırımı usulü üzerinden şekillenerek yeniden Yargıtay önüne gelmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel kurallar, usul hukuku ve iş hukuku mevzuatının doğrudan uygulanması ile şekillenmiştir. İlk olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında düzenlenen belirsiz alacak davası kurumu önem arz etmektedir. Hukuk sistemimizde kural olarak Yargıtay bozma kararından sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Ancak, dava bir belirsiz alacak davası olarak açılmışsa, yargılama sürecinde bilirkişi raporuyla alacak miktarı belirlendiğinde sunulan talep artırım dilekçesi hukuken "ıslah" niteliği taşımaz. Bu nedenle iddianın genişletilmesi yasağı kuralı burada işletilemez ve bozmadan sonra bile talep artırımı usulen geçerli kabul edilir.
İş sözleşmelerinde prim ve ek menfaat uygulamaları ise 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde işçi ve işverenin serbest iradeleriyle imzaladıkları iş sözleşmelerine ve protokollere tabidir. İşçinin satış veya kar primine hak kazanabilmesi için tarafların üzerinde anlaştığı objektif hedef, ciro oranı veya performans kriterlerinin eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi zorunludur.
Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu m. 41 çerçevesinde fazla çalışma ücretlerinin ispatı yerleşik Yargıtay içtihatlarıyla belirlenmiştir. İşçinin fazla çalışma yaptığını yazılı ve resmi belgelerle kanıtlayamaması ve iddiasını salt tanık beyanları ile ispatlaması durumunda, insanın doğası gereği yılın her günü hastalanmaksızın ve mazeretsiz olarak uzun saatler çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu prensibi geçerlidir. Bu bağlamda, salt tanık anlatımına dayanan fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil hesaplamalarından makul oranda bir hakkaniyet indirimi (takdiri indirim) yapılması hukuki bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı incelerken öncelikle prim alacakları konusunu ele almıştır. Dosyaya sunulan iş sözleşmesi ile prim hak ediş sistemini düzenleyen protokollerde, ilgili mağazaların aylık ciro hedeflerinin en az yüzde doksan oranında gerçekleştirilmesi durumunda prime hak kazanılacağı açıkça ifade edilmiştir. Davacı tarafından da imzalanan bu sözleşme kapsamında hedef kotanın doldurulamadığı görülmüştür. Ayrıca envanter primi yönünden yapılan kesintilerin de şirketin işyeri talimatına uygun gerçekleştirildiği ve e-posta yoluyla davacıyla paylaşılarak tam bir şeffaflık içinde uygulandığı saptanmıştır. Bu nedenle yerel mahkemenin bu prim alacaklarını kabul etmesi dosya kapsamına ve sözleşme serbestisine aykırı bulunmuştur.
Dairenin usul hukuku bakımından yaptığı en dikkat çekici tespit ise talep artırımı hakkındadır. Davacının davasını en başından itibaren belirsiz alacak davası olarak açtığı tespit edilmiştir. Bilirkişi incelemesi sonucunda davacı tarafça talep artırımı yoluna gidilmiş, ancak yerel mahkeme bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı kuralını bu duruma da teşmil ederek artırılan talebi reddetmiştir. Daire, belirsiz alacak davasında yapılan talep artırımının bir ıslah sayılamayacağını, dolayısıyla artırılan talebin dikkate alınmamasının ağır bir usul hatası olduğunu tespit etmiştir.
Son olarak fazla mesai ücretlerinin hesaplanmasına dair incelemede, alacağın yalnızca tanık beyanlarına dayalı olarak ispatlandığı vurgulanmıştır. Yerleşik içtihatlar uyarınca, bu şekilde ispatlanan fazla çalışmalar için makul oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği hatırlatılmıştır. Bunun yanı sıra, davacının fazla mesai yönünden dava dilekçesinde ileri sürdüğü ilk talebin 10.000,00 TL olmasına rağmen, mahkemenin 1.000,00 TL üzerinden kabul kararı kurmasının da kendi içinde izah edilemez bir isabetsizlik olduğu ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, prim alacaklarının reddedilmesi gerektiği, belirsiz alacak davasındaki talep artırımının geçerli olduğu ve tanıkla ispatlanan fazla mesai alacağında hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği gerekçeleriyle yerel mahkeme kararı kararı bozmuştur.