Karar Bülteni
AYM Gülsüm Muslu BN. 2022/15541
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/15541 |
| Karar Tarihi | 27.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Belirleyici tanık duruşmada veya SEGBİS ile dinlenmelidir.
- Tanığın duruşmada hazır edilmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
- Doğrudan doğruyalık ilkesi adil yargılanmanın temel şartıdır.
- Sorgulanmayan tanık beyanına dayalı mahkûmiyet hakkaniyeti zedeler.
Bu karar, ceza yargılamasında adil yargılanma hakkının en kritik güvencelerinden biri olan tanık sorgulama hakkının ve doğrudan doğruyalık ilkesinin sınırlarını oldukça net bir şekilde çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve mahkûmiyete temel teşkil eden tanıkların mutlaka mahkeme huzurunda veya teknolojik vasıtalarla bizzat dinlenmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Özellikle sanığın hukuki kaderini belirleyecek nitelikteki aleyhe şahitliklerin, yalnızca yazılı tutanakların duruşmada okunmasıyla geçiştirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum, sanığın mahkûmiyetini tek veya belirleyici ölçüde etkileyen tanık beyanlarının, yargılamanın hiçbir aşamasında sanık tarafından sorgulanamaması ve test edilememesi hâlinde ağır bir anayasal ihlalin doğacağını kanıtlamaktadır.
Kararın emsal etkisi, özellikle terör örgütü üyeliği gibi ağır sonuçları olan ve gizli ya da açık tanık beyanlarının sıklıkla kullanıldığı yargılamalarda, derece mahkemelerinin delil değerlendirme süreçlerine yön verecek niteliktedir. Yargılamalarda sıklıkla karşılaşılan ve başka soruşturma dosyalarından alınan tanık ifadelerinin, somut davada bizzat tartışılmadan doğrudan mahkûmiyete veya cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak verilmesine gerekçe yapılamayacağı artık çok daha kesindir. Derece mahkemelerinin, tanığı duruşmada hazır edememesinin geçerli bir nedenini açıkça sunması, tanık beyanının belirleyici delil olup olmadığını denetlemesi ve savunma tarafına yeterli telafi edici güvenceler sağlaması zorunludur. Uygulamadaki önemi ise, ceza yargılamasının yüz yüzelik ve silahların eşitliği ilkelerinin kâğıt üzerinde kalmamasını sağlayarak, maddi gerçeğe her koşulda adil, şeffaf ve denetlenebilir bir yöntemle ulaşılmasını güvence altına almasıdır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu hakkında, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatılmış ve silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan kamu davası açılmıştır. Davanın temelini, başvurucunun örgütle iltisaklı bir kurumda çalışması, ByLock isimli gizli haberleşme programını kullandığına dair kayıtlar, Bank Asya hesap hareketleri ve başka bir soruşturma dosyasında ifade veren bir tanığın (M.K.) başvurucu aleyhindeki beyanları oluşturmaktadır.
Başvurucu, yargılama boyunca kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiş; söz konusu iddialara açıklık getirmiş ve aleyhinde beyanda bulunan tanığın mahkeme huzurunda dinlenmesini, ayrıca bu tanığa soru sorma hakkının kullandırılmasını mahkemeden talep etmiştir. Ancak derece mahkemesi, tanığı bizzat huzura çağırmak veya teknolojik yollarla dinlemek yerine sadece önceki ifadelerini duruşmada okumakla yetinmiş ve başvurucuyu hapis cezasına çarptırmıştır. Başvurucu, aleyhindeki en önemli delillerden biri olan tanığı mahkeme huzurunda sorgulayamaması ve beyanlarının güvenilirliğini test edememesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olduğunu belirterek, sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren kişilerin özerk bir şekilde "tanık" olarak nitelendirileceğini vurgulamıştır. Uyuşmazlığın çözümünde hukuki değerlendirmenin temelini Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.210 oluşturmaktadır. Anılan kanun maddesinin birinci fıkrasına göre, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmelidir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması, hiçbir şekilde dinleme yerine geçemez.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, Anayasa Mahkemesi tanık sorgulama hakkının ihlal edilip edilmediğini üç aşamalı kesin bir test ile değerlendirmektedir. Birinci aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. İkinci aşamada, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın, mahkûmiyetin dayandığı tek veya "belirleyici delil" olup olmadığı araştırılır. Üçüncü aşamada ise, tanığın sorgulanamaması nedeniyle savunma tarafının karşılaştığı zorlukları telafi edecek düzeyde, yeterli karşı dengeleyici güvencelerin (örneğin diğer bağımsız delillerin ispat gücü) sağlanıp sağlanmadığına bakılır.
Ayrıca, adil yargılanma standartları gereği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.180 uyarınca, tanık veya bilirkişilerin fiziki olarak mahkeme huzurunda bulunamaması hâlinde, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniklerinin kullanılması zorunludur. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının özel bir görünümü olan doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkeleri, hâkimin vicdani kanaatini oluştururken delilleri doğrudan tartışmasını ve sanığın aleyhindeki tanıkla yüzleşerek tepkilerini test etmesini zorunlu kılmaktadır. Mahkeme huzurunda tartışılmamış ve güvenilirliği savunma tarafından test edilmemiş yazılı tanık beyanları üzerine kurulan hüküm, yargılamanın bütününe yansıyan bir hakkaniyet ihlali yaratır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünü, delillerin değerlendiriliş biçimini ve somut olayın özelliklerini derinlemesine incelediğinde, derece mahkemesinin başka bir soruşturmada ifade veren tanık M.K.'nın beyanlarını duruşmada sadece okumakla yetindiğini tespit etmiştir. Mahkeme, tanığın duruşmada bizzat hazır edilmesi veya SEGBİS vasıtasıyla dinlenmesi için hiçbir hukuki çaba göstermemiş, bu durumun geçerli bir nedenine de gerekçeli kararında yer vermemiştir. Ancak geçerli bir neden sunulmaması tek başına ihlal için yeterli olmadığından, Anayasa Mahkemesi uyguladığı testin ikinci aşamasına geçerek söz konusu tanık beyanının tek veya belirleyici delil olup olmadığını değerlendirmiştir.
Derece mahkemesinin gerekçeli kararı irdelendiğinde, tanık M.K.'nın başvurucunun örgüt içinde "eyalet ablası" olarak görev yaptığına dair yazılı beyanlarının, başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olduğu kanaatinin oluşmasında ana dayanak olduğu anlaşılmıştır. Yargıtay içtihatları doğrultusunda sadece CGNAT kayıtları veya iltisaklı bir kurumda çalışmak terör örgütü üyeliği suçlaması açısından tek başına yeterli delil olarak kabul edilmemektedir. Bunun yanı sıra derece mahkemesinin, başvurucunun cezasını belirlerken eylemlerin yoğunluğunu gerekçe gösterip alt sınırdan uzaklaşarak teşdiden cezalandırma yoluna gitmesinde de doğrudan ve yoğun bir biçimde bu tanığın ifadelerini esas aldığı görülmüştür. Bu husus, sorgulanmayan tanık beyanının hem mahkûmiyetin esası hem de cezanın ağırlaştırılması açısından tartışmasız bir şekilde "belirleyici delil" niteliğinde olduğunu kanıtlamıştır.
Somut olayda, savunma tarafına karşılaştığı bu ağır zorlukları telafi edecek hiçbir karşı dengeleyici güvence de sağlanmamıştır. Başvurucu, aleyhine ifade veren tanığın mahkemedeki tepkilerini ve reaksiyonlarını gözlemleme fırsatından, ona çapraz sorgu yoluyla sorular sorarak beyanının güvenilirliğini test etme hakkından tamamen mahrum bırakılmıştır. Doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkelerine açıkça aykırılık teşkil eden bu durum, sanığın hukuki durumunu kritik ölçüde belirleyen ana delillerin mahkeme huzurunda tartışılamamasına yol açmış ve yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetini ciddi şekilde zedelemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.