Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2020/23826 BN.

Karar Bülteni

AYM 2020/23826 BN.

Anayasa Mahkemesi | Atakan Polat ve Diğerleri | 2020/23826 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/23826
Karar Tarihi 19.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Barışçıl gösteriye müdahale zorunlu ihtiyaca dayanmalıdır.
  • Güç kullanımı mutlak surette zorunlu ve orantılı olmalıdır.
  • Kötü muamele iddialarında etkili ceza soruşturması yürütülmelidir.
  • Basın mensubu olma iddiası somut delillerle ispatlanmalıdır.

Bu karar, demokratik bir toplumda bireylerin barışçıl nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme haklarının, ancak zorlayıcı ve somut bir toplumsal ihtiyaç bulunduğunda sınırlandırılabileceğini hukuken teyit etmektedir. Kolluk kuvvetlerinin, kamu düzenini bozma tehlikesi bulunmayan ve şiddet içermeyen eylemlere müdahale etmesinin ve bu müdahale sırasında orantısız fiziksel güç kullanmasının Anayasa ile teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklere ağır bir ihlal oluşturduğu net bir biçimde ortaya konulmuştur. Ayrıca, kamu makamlarının zor kullanma yetkisinin sınırları hatırlatılarak, polis müdahalesi neticesinde meydana gelen yaralanmalarda devletin derhâl, bağımsız ve etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünün altı çizilmiştir.

Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle kolluk müdahalelerine karşı yapılan şikâyetlerde savcılık makamlarının izlemesi gereken yönteme ilişkindir. Soruşturma mercilerinin sadece polis tutanaklarına itibar ederek ve şikâyetçilerin sunduğu görüntü kayıtları ile tanık beyanlarını göz ardı ederek takipsizlik kararı veremeyeceği içtihat hâline getirilmiştir. Bu bağlamda karar, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımında bireylerin vücut bütünlüğünün korunmasına ve olası ihlallerde yargısal denetimin şekilci bir yaklaşımla değil, maddi gerçeği ortaya çıkaracak derinlikte yapılması gerektiğine dair uygulamadaki yargı makamlarına önemli bir yol haritası sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, "Karneler sizin, gelecek bizimdir" sloganıyla lise öğrencileri tarafından organize edilen ve sınav sistemini protesto etmeyi amaçlayan bir eylem için Kadıköy Süreyya Operası önünde toplanmışlardır. Grubun yürüyüşe geçmek istemesi üzerine kolluk kuvvetleri yürüyüşün yasal olmadığını belirterek gruba müdahale etmiş ve başvurucuların da aralarında bulunduğu kişileri gözaltına almıştır. Başvurucular, bu müdahale sırasında polisin kendilerine orantısız fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığını, biber gazı ve cop kullandığını, kelepçeli hâlde darbedildiklerini iddia etmişlerdir. Meydana gelen yaralanmalar nedeniyle polis memurları hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, ancak savcılık tarafından polislerin zor kullanma yetkisi sınırlarında kaldığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucular, hem barışçıl gösteri yapma haklarının engellendiğini hem de gördükleri şiddete karşı etkili bir soruşturma yürütülmeyerek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken, Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını temel almıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, çoğulcu demokrasilerde farklı düşüncelerin ortaya çıkması ve korunması için zorunlu olup bu hak şiddeti dışlayan yöntemleri kapsar. Hakkın kullanımında, toplantının yapılacağı mekânı seçme serbestisi de kural olarak düzenleyicilere aittir. Anayasa Mahkemesi, toplantıya yapılan müdahalenin meşruluğunu incelerken 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu kurallarının kanunilik ölçütünü karşıladığını ve kamu düzeninin korunması amacını taşıdığını belirtmiştir.

Ancak müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması şartlarına bağlıdır. Kötü muamele yasağı bakımından ise, kişilerin tutumları gerektirmedikçe kamu görevlilerinin fiziksel güç kullanması Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder. Kesin olarak gerekli olan hâllerde bile güç kullanımı aşırıya kaçmamalıdır. Bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve kötü muamele yasağını ihlal eden bir eylemi hakkında savunulabilir bir iddia varsa, ivedilikle ve etkili bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Etkili soruşturma, olayı aydınlatabilecek tüm delillerin toplanmasını, sorumluların belirlenmesini, şikâyetçilerin sürece dâhil edilmesini ve güç kullanımının mutlak zorunluluğu ile orantılılığının değerlendirilmesini emreder. Savcılık kararlarının aceleci olmaması ve temelsiz çıkarımlara dayanmaması hukuki güvenliğin sağlanması açısından büyük önem arz etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların katıldığı eylemin barışçıl nitelikte olduğunu, yaklaşık elli kişilik grubun kamu düzenini bozacak somut bir tehlike yaratmadığını tespit etmiştir. Olayda grup içindeki bazı şahısların polise fiziki eylemde bulunduğu görülse de, başvurucuların kolluk görevlilerine direndiğine veya şiddet eylemlerine katıldığına dair hiçbir delil bulunmamaktadır. Nitekim başvurucular hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan bir soruşturma açılmadığı gibi, kanuna aykırı toplantıya katılmak suçundan açılan davada da beraat etmişlerdir. Bu itibarla, barışçıl protesto gösterisine yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiği idarece kanıtlanamadığından, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ihlal edilmiştir.

Kötü muamele yasağı yönünden yapılan değerlendirmede, başvurucuların sağlık raporlarıyla tespit edilen yaralanmalarına karşı savcılığın yürüttüğü soruşturmanın oldukça eksik olduğu görülmüştür. Savcılık, kolluğun orantılı güç kullandığını varsayarak doğrudan takipsizlik kararı vermiş, başvurucuların sunduğu video kayıtlarını incelememiş, olayın tanıklarını ve şüpheli polis memurlarını tespit ederek ifadelerine başvurmamıştır. Kolluğun güç kullanımının mutlak surette zorunlu ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmediği için kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutları ihlal edilmiştir. Öte yandan, başvurucu Mısra Sapan'ın herhangi bir sağlık raporu sunmaması ve şiddet gördüğüne dair delil getirememesi nedeniyle iddiaları dayanaktan yoksun bulunmuştur. Foto muhabiri olduklarını ileri süren başvurucuların basın özgürlüğü iddiaları da, olay yerinde gazeteci sıfatıyla bulunduklarına dair bir belge veya ibare sunamamaları sebebiyle kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucular Atakan Polat, Meltem Çuhadar Polat, Oğuzhan Arıcan, Şeyma Çopur, Hakan Aktuğ Gültürk ve İlyas Seyrek yönünden kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutu ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: