Anasayfa Karar Bülteni AYM | Çiğdem Serin | BN. 2021/35995

Karar Bülteni

AYM Çiğdem Serin BN. 2021/35995

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/35995
Karar Tarihi 21.01.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Barışçıl eylemlere idari yaptırım caydırıcı etki yaratır.
  • Toplantı hakkına müdahale için kamu düzeni bozulmalıdır.
  • Usulsüz bildirim tek başına yaptırım sebebi olamaz.
  • Özgürlük ve düzen arasında adil denge kurulmalıdır.

Bu karar, mülki idare amirlikleri ve kolluk kuvvetleri tarafından önceden bildirim yapılmayan veya idarece belirlenen toplanma alanları dışında gerçekleştirilen barışçıl nitelikteki eylemlere salt şekli kurallara uyulmadığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanmasının, demokratik toplum düzeni açısından doğurduğu hukuki sakıncaları net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılabilmesi için yasalarda öngörülen bildirim usulünün asıl amacının, temel hakkın kullanımını engellemek veya zorlaştırmak değil, idarenin güvenlik ve kamu düzenini sağlamaya yönelik makul tedbirleri almasına imkân tanımak olduğunu bir kez daha güçlü bir biçimde vurgulamaktadır. Kamu düzeni fiilen bozulmadıkça, sırf usule ilişkin bir eksiklik bahane edilerek anayasal bir hakka müdahale edilmesi hukuken meşru kabul edilemez.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, bilhassa toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının idari yaptırımlar (Kabahatler Kanunu) yoluyla fiilen daraltılması eğilimine karşı kritik bir hukuki sınır çizmektedir. Karar, pandemi koşulları gibi genel sağlığı yakından ilgilendiren istisnai durumlarda dahi bireylerin demokratik ve barışçıl tepkilerini dile getirmelerinin kategorik olarak suç veya kabahat sayılamayacağını, şayet bir sınırlama yapılacaksa ortada somut bir tehlikenin bulunduğunun idarece kanıtlanması gerektiğini teyit etmiştir. Yargı mercileri ve idari kurumlar için bağlayıcı bir rehber niteliği taşıyan bu içtihat, en hafif idari para cezalarının bile bireylerin barışçıl toplanma özgürlüğü üzerinde "caydırıcı etki" oluşturabileceğini ve bu tarz rutin cezalandırma pratiklerinin anayasal güvencelerle bağdaşmadığını kesin bir dille hüküm altına almaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Mersin ilinde ikamet eden başvurucu, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunmak, güvenceli çalışma ve kadına yönelik şiddet gibi son derece güncel ve toplumsal konularda kamuoyu oluşturmak amacıyla yerel bir mağazanın önünde düzenlenen sivil bir etkinliğe katılmıştır. "Güvenceli çalışmak, insanca yaşamak istiyoruz" temalı, yaklaşık on kişinin iştirak ettiği bu barışçıl basın açıklaması olaysız bir biçimde sona ermiştir. Olay anında güvenlik güçlerinin alanda herhangi bir müdahalesi veya ihtarı olmamıştır.

Ancak etkinlikten bir süre sonra, kolluk kuvvetleri tarafından sosyal medya hesapları üzerinden geriye dönük yapılan açık kaynak araştırmasıyla başvurucunun eyleme katıldığı tespit edilmiştir. İdarece önceden belirlenen toplantı yerleri dışında ve emniyete önceden bildirimde bulunulmadan eylem yapıldığı, ayrıca koronavirüs pandemisi nedeniyle kamu sağlığının ve düzeninin tehlikeye atıldığı gerekçeleri gösterilerek başvurucuya idari para cezası kesilmiştir. Başvurucu, katıldığı eylemin tamamen barışçıl olduğunu, kamu düzenini bozmadığını ve herhangi bir taşkınlık yaşanmadığını belirterek kesilen para cezasına itiraz etmiştir. İtirazının yerel mahkeme olan sulh ceza hâkimliğince reddedilmesi üzerine, idari yaptırımın toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle bireysel başvuru yoluna gitmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa’nın 34. maddesinde özel olarak güvence altına alınan "toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı"nın, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden biri olduğuna atıf yapmaktadır. Bireylerin ortak fikirlerini şiddete başvurmaksızın savunmak ve toplumun diğer kesimlerine duyurmak amacıyla bir araya gelmeleri, çoğulcu demokrasilerin işlemesi için yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu bağlamda toplantı hakkı, ifade özgürlüğünün somutlaşmış ve eyleme dökülmüş çok özel bir formudur.

Somut olayda idarenin ve kolluk kuvvetlerinin müdahalesine dayanak olarak 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.32 kapsamında yer alan "emre aykırı davranış" hükmü işletilmiş ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m.10 çerçevesinde öngörülen bildirim yükümlülüğüne uyulmaması yasal gerekçe olarak gösterilmiştir. Yerleşik anayasal içtihat prensipleri doğrultusunda, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kanunla bir bildirim usulüne bağlanması kendi başına meşru kabul edilmektedir. Ancak bu bildirimin yegâne amacı, gösterinin yapılacağı bilgisini alan idarenin olay yerinde güvenlik ve trafik gibi konularda gerekli tedbirleri almasını sağlamaktır; bir izin prosedürü değildir.

Dolayısıyla, usulüne uygun olarak verilmiş idari bir emre (bildirim zorunluluğuna veya mekân sınırlandırmasına) şeklen aykırı davranışın varlığı, tek başına anayasal bir temel hakka müdahale edilmesi için yeterli değildir. Temel hakka müdahaleyi haklı kılacak meşru gerekçenin var olabilmesi için kamu güvenliğinin, kamu düzeninin veya genel sağlığın fiilen bozulduğunun ya da bozulma tehlikesinin ciddi anlamda mevcut olduğunun kamu gücünü kullanan yetkili mercilerce somut delillerle ortaya konulması gerekir. Aksi hâlde, en hafif nitelikteki cezai veya idari yaptırımların bile barışçıl bir şekilde hakkını kullanan kişiler üzerinde ciddi bir caydırıcı etki doğuracağı ve demokratik toplum düzeninin gerekleri ile bağdaşmayacağı hukukun temel prensiplerindendir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi dosya kapsamındaki verileri incelediğinde, başvurucuya kesilen idari para cezasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve orantılılık unsurları bakımından ciddi eksiklikler barındırdığını tespit etmiştir. İdare tarafından sosyal medyada yapılan araştırmayla sonradan tespit edilen olayda, başvurucunun idarece belirlenen alanlar dışında ve bildirimde bulunmaksızın etkinliğe katıldığı sabit olsa da, etkinlik esnasında kamu düzenini bozan hiçbir unsur yaşanmamıştır. Tutanaklarda veya kamera görüntülerinde grubun maske taktığı, sosyal mesafeye uygun davrandığı ve basın açıklamasının hiçbir taşkınlığa mahal vermeden barışçıl bir şekilde tamamlandığı sabittir. Eylem sırasında kolluk kuvvetleri müdahaleyi gerektirecek bir durum görmediği gibi olay yerinde dahi bulunmamıştır.

Emniyet Müdürlüğünün ceza talebi ve Bakanlık görüşünde, koronavirüs pandemisi sürecinde etkinliğin genel sağlığı tehlikeye düşürdüğü argümanı ileri sürülmüş olsa da, Yüksek Mahkeme bu iddianın hukuki zeminini yetersiz bulmuştur. Zira idari yaptırım tutanağına dayanak teşkil eden belgede, müdahale gerekçesi kamu sağlığı değil, doğrudan "izinsiz basın açıklaması yapmak" olarak kayda geçirilmiştir. Aynı şekilde itirazı reddeden sulh ceza hâkimliği kararında da genel sağlığa dair özel bir tehlikeden bahsedilmemiş, yalnızca yetkili makamların emirlerine şekli bir itaatsizlik üzerinde durulmuştur. Yaklaşık on kişinin açık havada bir araya geldiği bu olayda, genel sağlığı tehlikeye düşüren somut ve makul bir durum yetkili makamlarca gösterilememiştir.

Ayrıca dosyada başvurucunun bu eylemi bizzat organize ettiğine veya yönettiğine dair hiçbir idari veya yargısal tespit bulunmamaktadır. Barışçıl biçimde yapılan etkinliğe sıradan bir katılımcı olarak dâhil olan bireylerin, toplantı hakkı ile kamu düzenini koruma amacı arasındaki adil denge gözetilmeden cezalandırılması hukuka aykırıdır. Mahkeme, idari makamların ve itirazı inceleyen hâkimliğin, yarışan anayasal haklar arasında adil bir denge kuramadığını ve uygulanan idari para cezasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığına dair ilgili ve yeterli bir gerekçe sunamadığını vurgulamıştır. Bütün bu hususlar dikkate alındığında, salt idari bir emre aykırılık şeklindeki şekli bir gerekçeyle uygulanan idari yaptırımın demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığı açıkça ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: