Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ali Şeker ve Diğerleri | BN. 2021/10689

Karar Bülteni

AYM Ali Şeker ve Diğerleri BN. 2021/10689

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/10689
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Banka işlemleri kategorik olarak örgütsel faaliyet sayılamaz.
  • Örgüt talimatıyla işlem yapıldığı şüpheden uzak ispatlanmalıdır.
  • Olağan bankacılık işlemleri suçun tek delili olamaz.
  • Esaslı iddialar mahkeme kararlarında gerekçeli olarak karşılanmalıdır.
  • Temel hakların kullanımı doğrudan terör suçu sayılamaz.

Bu karar hukuken, terör örgütü üyeliği veya örgüt adına suç işleme iddialarıyla yürütülen ceza yargılamalarında, delillerin ve sanık savunmalarının yerel mahkemeler tarafından ne kadar derinlemesine ve titizlikle incelenmesi gerektiğini somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yasal zeminde faaliyet gösteren bir banka nezdindeki rutin hesap hareketlerinin, tek başına veya belirleyici yegâne delil olarak doğrudan örgütsel faaliyet niteliğinde kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır. Bireylerin banka işlemlerinin; örgüt liderinin talimatı sonrasında örgütsel bir saikle mi yoksa günlük, olağan yaşamın bir gereği olarak mı gerçekleştirildiği ayrımının net bir biçimde yapılması ve mahkeme kararlarında şüpheye yer bırakmayacak derecede ayrıntılı gerekçelendirilmesi zorunlu tutulmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu ihlal kararı, derece mahkemelerinin mahkûmiyet hükmü kurarken standart, kalıplaşmış ve soyut gerekçeler yerine, sanıkların somut olaya özgü esaslı savunmalarını tek tek, maddi delillerle ilişkilendirerek karşılamaları gerektiği yönünde oldukça bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. Uygulamadaki önemi ise, özellikle yargı sürecinde sıkça rastlanan ve kapatılan kurumlara ait dijital verilere veya finansal hareketlere dayalı mahkûmiyet kararlarında, bilirkişi raporlarının tüm süreci objektif olarak kapsayacak şekilde alınması ve mutat işlemlerin suç teşkil eden faaliyetlerden mutlak surette ayrıştırılması zorunluluğunu hukuki bir zemine oturtmasıdır. Bu kapsamda, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkının yalnızca usuli ve şekli bir kural olmadığı, aksine maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında, adalet duygusunun tesisinde ve hukuk devletinin işleyişinde ne denli kritik bir işleve sahip olduğu bir kez daha kesin bir dille içtihat altına alınmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, kolluk makamlarınca yürütülen soruşturmalar neticesinde silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma ve terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlamalarıyla ağır ceza mahkemelerinde yargılanmış ve nihayetinde hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir. Yargılama sürecinde sanıkların cezalandırılmasına temel teşkil eden en önemli, hatta kimi başvurucular açısından yegâne belirleyici delil, kapatılan Bank Asya nezdindeki bankacılık işlemleri ve hesap hareketleri olarak gösterilmiştir. Mahkemeler bu işlemleri doğrudan bir suç unsuru olarak değerlendirmiştir.

Ancak başvurucular yargılama boyunca söz konusu bankacılık işlemlerinin hiçbir şekilde örgütsel bir talimatla ya da örgüte yardım amacıyla yapılmadığını dile getirmişlerdir. İşlemlerin tamamen günlük hayatın akışı içindeki ticari ödemeler, çekilen konut kredisi taksitleri, altın birikimi yapılması, düğün takılarının çalınma korkusuyla bankada saklanması veya çalışılan kurumların maaş anlaşmaları gibi tamamen hukuka uygun, olağan (mutat) nedenlere dayandığını savunmuşlardır. Yerel mahkemeler ile itirazları inceleyen istinaf ve temyiz mercileri, başvurucuların lehe olan ve kararın sonucuna doğrudan etki edebilecek bu somut savunmalarını kararlarında hiç tartışmamış, itirazlara makul ve yeterli bir yanıt vermemiştir. Bunun üzerine başvurucular, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının yargı makamlarınca karşılanmaması sebebiyle gerekçeli karar hakkının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en mühim unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkına dayanarak temel prensipleri ortaya koymuştur. Gerekçeli karar hakkı, yargılanan kişilerin hakkaniyete uygun, şeffaf ve denetlenebilir bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı amaçlar. Mahkemelerin verdikleri kararların, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca öne sürülen ve davanın neticesini etkileme potansiyeline sahip iddia ve itirazlar hakkında, delillerle kopmaz bir bağ kurarak yeterli, doyurucu ve mantıklı bir gerekçe içermesi anayasal bir mecburiyettir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca, kanun yolu mercilerinin de ilk derece mahkemesince karşılanmayan esaslı iddiaları mutlaka değerlendirmesi gerekmektedir.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve Anayasa Mahkemesi kararları çerçevesinde, Bank Asya nezdinde gerçekleştirilen olağan (mutat) hesap hareketleri tek başına örgütsel faaliyet veya suç kastı kapsamında kesin bir delil olarak değerlendirilemez. Yargıtay kararlarında, bahse konu bankada sadece parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel eylem kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğu açıkça belirtilmiştir. Bir kişinin doğrudan örgüt liderinin talimatıyla hareket ettiğinin şüpheden uzak bir biçimde ispatlanabilmesi için; hesabın açılış bilgilerinin, aylık bakiye gelişiminin ve hesaptaki tüm hareketlerin uzman bilirkişi raporlarıyla geçmişe dönük olarak çok detaylıca incelenmesi zorunludur.

Ayrıca, temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan yasal faaliyetlerin (örneğin; sendika veya derneğe üye olma, yasal otellerde konaklama, dinî sohbetlere katılma gibi) kişinin sadece örgüte duyduğu sempati veya iltisak boyutunu aşarak, doğrudan terör örgütüne yardım etme kastıyla ve hiyerarşik yapıya dâhil olma iradesiyle yapıldığı kanıtlanmadıkça tek başına mahkûmiyete esas alınamayacağı kuralı vurgulanmıştır. Yargı mercileri, maddi gerçeği araştırırken kişilerin her bir faaliyetini bütüncül olarak sınamak ve aralarındaki tutarlılığı saptamakla yükümlüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan detaylı incelemede, derece mahkemelerinin başvurucular hakkında kurduğu hapis cezası hükümlerinde tek veya belirleyici ana delil olarak Bank Asya'daki hesap hareketlerine dayandığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmiştir. İlgili ceza mahkemeleri, bu banka hesap hareketlerinin bütünüyle terör örgütü lideri ve yöneticilerinin talimatları doğrultusunda, tamamen örgütsel saiklerle gerçekleştirildiğini peşinen kabul etmiş ve mahkûmiyet kararlarını bu eksende şekillendirmiştir.

Oysa başvurucular, yargılamanın tüm aşamalarında çok net ve somut savunmalar öne sürmüşlerdir. Bu savunmalarda; hesap hareketlerinin aslında konut kredisi ödemeleri, çalınma veya kaybolma endişesiyle düğün takılarının banka kasasında değerlendirilmesi, faizsiz bankacılık prensiplerinin tercih edilmesi, ticari firmalarla yapılan alışverişlerdeki taksit ve indirim imkânları ile kurum maaş anlaşmaları gibi tamamen hayatın olağan akışına uygun, rutin işlemler olduğu ısrarla dile getirilmiştir. Hatta bazı başvurucular, ticaretle uğraştıklarını ve ihracat bedellerinin bu banka üzerinden geldiğini, ilgili dekontlardan bu işlemlerin mahiyetinin çok rahatlıkla anlaşılabileceğini belirtmişlerdir.

Gerekçeli kararlara bakıldığında, başvurucuların bu makul, lehe olan ve kararın seyrini bütünüyle değiştirebilecek mahiyetteki savunmalarının derece mahkemeleri tarafından hiçbir şekilde dikkate alınmadığı, araştırılmadığı ve tartışılmadığı açıkça görülmüştür. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında özellikle aranan, hesabın mutlak surette örgütsel bir talimatla ve örgüte maddi yardım sağlama kastıyla açıldığını gösteren şüpheden uzak, objektif delillerin neler olduğunun yargı kararlarında hiçbir şekilde gerekçelendirilmediği anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, mahkemelerce bankacılık verileri üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemelerinin, hesabın ilk açılış tarihinden itibaren tüm süreci şeffaf biçimde kapsamadığı, yalnızca belirli bir kritik dönemi ele aldığı ve rutin işlemleri örgütsel faaliyetten ayırt edecek açıklayıcılığa sahip olmadığı belirlenmiştir. Mahkemeler, talimat öncesi kullanım sıklığı ile talimat sonrası kullanım hacmi arasında olağandışı bir farklılık bulunup bulunmadığına dair net ve bilimsel bir değerlendirme yapmamıştır. Başvurucuların bankacılık işlemlerinin olağan olduğuna ve suç işleme kastı taşımadıklarına yönelik itirazları gerekçeli kararlarda tamamen cevapsız bırakılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: