Karar Bülteni
AYM Habip Aktaş BN. 2023/839
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/839 |
| Karar Tarihi | 27.02.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Avukatların yargının işleyişini eleştirme hakkı bulunmaktadır.
- Hâkimler mesleki eleştirilere karşı daha hoşgörülü olmalıdır.
- Somut olgu isnatlarının temelleri mahkemelerce araştırılmalıdır.
- İfade özgürlüğü ile itibar hakkı adil dengelenmelidir.
Bu karar hukuken, avukatların yargılama faaliyetleri sırasında usul hukuku çerçevesinde mahkeme heyetine ve atanan bilirkişi ya da komiserlere yönelik dile getirdikleri sert eleştirilerin, belirli somut olgularla desteklendiği sürece ifade özgürlüğü kapsamında en geniş şekilde korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Yargı mensuplarının şeref ve itibarının korunması adaletin işleyişi açısından büyük önem taşımakla birlikte, avukatların mesleki faaliyetleri gereği savunma dokunulmazlığı bağlamında ileri sürdükleri iddiaların salt "incitici", "rahatsız edici" veya "kaba" olduğu gerekçesiyle otomatik olarak tazminat yaptırımına bağlanması, ifade özgürlüğü ve hak arama hürriyetini ihlal edici nitelikte bulunmuştur. Karar, avukatların iddialarını sunarken ileri sürdükleri olgusal şüphelerin mahkemelerce mutlaka araştırılması gerektiğinin altını çizmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi uygulamada oldukça güçlü ve yönlendirici olacaktır. Özellikle reddi hâkim dilekçelerinde, şikayet başvurularında veya savunma makamının mahkemeye sunduğu yazılı veya sözlü itirazlarda kullanılan ifadelerin, doğrudan bir hakaret amacı taşımayıp denetlenebilir olgusal temellere dayanması durumunda kolaylıkla tazminat veya disiplin konusu yapılamayacağı netleşmiştir. Karar sonrasında alt derece mahkemelerinin, kullanılan ifadelerin basit bir değer yargısı mı yoksa ispatlanabilir bir olgu isnadı mı olduğunu derinlemesine incelemesi ve şayet olgu isnadı ise iddia edilen olguların doğruluğunu araştırmadan hüküm kurmaması gerektiği yönünde uygulamaya kesin bir çerçeve çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir şirketin vekilliğini yürüten avukat (başvurucu), takip ettiği bir konkordato davasında davaya bakan asliye ticaret mahkemesi heyetinin reddi talebiyle mahkemeye bir dilekçe sunmuştur. Başvurucu bu dilekçesinde, atanan konkordato komiserlerinin fahiş ücretlerle zenginleştirilmeye çalışıldığını, belirli komiserlerin sürekli ve şüpheli şekilde aynı mahkemece görevlendirildiğini, mahkeme heyeti ile komiserler arasında menfaat veya akrabalık ilişkisi olabileceğini iddia etmiştir. Bu ifadeler üzerine mahkeme heyetini oluşturan hâkimler, kişilik haklarının zedelendiği ve haklarında gerçek dışı isnatlarda bulunulduğu gerekçesiyle başvurucu avukat aleyhine manevi tazminat davası açmışlardır. İlk derece ve istinaf mahkemeleri, avukatın savunma ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığı, iddiaların somut olgu isnadı içerdiği gerekçesiyle hâkimlerin manevi tazminat taleplerini kabul etmiştir. Bunun üzerine başvurucu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve haklarının korunması ilkesi ekseninde değerlendirmiştir. İfade özgürlüğüne yönelik söz konusu müdahalenin temel kanuni dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 oluşturmaktadır.
Demokratik bir toplumda mahkemelerin işleyişini ve kamu görevlilerini eleştirme hakkı bulunmakla birlikte, bu hak mutlak ve sınırsız değildir. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan hâkim ve savcıların, tıpkı diğer kamu görevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmaları zorunludur. Bu sebeple yargı çalışanlarını sebepsiz, mantık dışı ve yıkıcı saldırılardan korumak devletin pozitif görevleri arasında yer almaktadır. Hâkimlere yönelik eleştirilerin kişilerin itibarlarına zarar verir boyuta ulaşmaması gerekmektedir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması arasında adil bir denge kurulurken, kullanılan ifadelerin maddi vakıaların açıklanması mı yoksa birer değer yargısı mı olduğu titizlikle incelenmelidir. Zira maddi olgular ispatlanabilir nitelikteyken, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamak hukuken ve fiilen mümkün değildir. Suç isnadına dayanan ve kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgusal iddiaların mutlaka yeterli kaynaklar, belgeler ve delillerle desteklenmesi aranır. Yargı mercileri, uğranıldığı düşünülen bir haksızlığa karşı tepki veya itiraz amacıyla dile getirilen ve olgusal bir temeli bulunan savunma amaçlı iddiaları, sırf sert veya incitici olduğu gerekçesiyle doğrudan tazminat yaptırımına tabi tutmamalıdır. Hâkimlerin, mesleklerinin icrası bağlamında yapılan ve tamamen mantık dışı bir saldırı boyutuna ulaşmayan sert mesleki eleştirilere olağan koşullarda katlanmaları beklenmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucu avukatın mahkemeye sunduğu reddi hâkim dilekçesinde kullandığı ifadelerin, asliye ticaret mahkemesi heyeti ile konkordato komiserleri arasındaki görevlendirme sıklığına ve taraflar arasındaki ilişkilere dayanan, genel itibarıyla maddi olgulara dayalı iddialar olduğunu tespit etmiştir. Başvurucunun, komiserlerin kanunun emrettiği sayıdan çok daha fazla dosyaya atanması, geçmişteki mesleki yetersizlikleri ve atanan bir komiserin mahkeme heyetindeki bir hâkimin kardeşiyle aynı avukatlık bürosunda çalışması gibi somut hususları şüphelerinin temeli olarak sunduğu açıkça anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesi, yargılama aşamasında başvurucunun iddialarının bir kısmını makul bularak ilgili yerlerden müzekkerelerle bilgi ve belgeler celp etmiş, iddiaların dayanaklarını araştırmıştır. Ancak, karar aşamasına gelindiğinde toplanan bu bilgi ve belgeler ışığında başvurucunun sarf ettiği sözlerin olgusal bir temeli bulunup bulunmadığına yönelik gerekçeli kararda hiçbir hukuki değerlendirme yapılmamıştır. İstinaf incelemesinde de bu kritik eksiklik giderilmemiş, ifadelerin bir değer yargısı değil olgu isnadı olduğu açıkça kabul edilmesine rağmen, bu iddiaların doğruluğu veya temeli hiç tartışılmadan doğrudan tazminata hükmedilmiştir.
Söz konusu eksik değerlendirme, başvurucunun dilekçesindeki ifadelerin mahkeme heyetine yönelik keyfî ve sebepsiz bir kişisel saldırı mı, yoksa bir avukatın müvekkilinin haklarını korumak amacıyla uğradığını düşündüğü bir haksızlığa karşı gösterdiği meşru bir mesleki tepki mi olduğu konusunun aydınlatılmasını tümüyle engellemiştir. Dolayısıyla derece mahkemeleri, avukatın ifade özgürlüğü ile hâkimlerin şeref ve itibarlarının korunması hakkı arasında kurulması gereken adil dengeyi sağlayamamış, tazminat mahkûmiyetinin zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık geldiğini ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.