Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ali Osman Bayır ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Ali Osman Bayır ve Diğerleri BN. 2022/92060

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/92060
Karar Tarihi 18.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Alt işveren işçisi sözleşmeden baştan itibaren yararlanır.
  • Muvazaalı işlemde işçi asıl işverenin personeli sayılır.
  • Kusurlu işverene sendika bildirim zorunluluğu öngörülemez.
  • Muvazaa tespiti sendikal haklardan mahrum bırakılamaz.

Bu karar, asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa (hileli işlem) tespit edilen durumlarda, işçilerin sendikal haklarının korunması ve geriye dönük hak kayıplarının önlenmesi bakımından kritik bir öneme sahiptir. İşçilerin, kâğıt üzerinde alt işverenin personeli gibi gösterildikleri dönemde asıl işverene sendika üyeliklerini resmi olarak bildirmemeleri, toplu iş sözleşmesinden yararlanmalarına engel teşkil etmemektedir. Anayasa Mahkemesi, muvazaalı işlemi bizzat yaratan ve kendi kusuruyla hileli bir çalışma düzeni kuran işverenin, sırf şekli bir bildirim eksikliğine dayanarak işçiyi toplu iş sözleşmesi haklarından mahrum bırakmasını anayasal güvencelere açıkça aykırı bulmuştur.

Uygulamadaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, taşeron işçisi olarak çalıştırılırken muvazaa davası kazanarak asıl işverenin kadrosuna dâhil olduğu tespit edilen tüm işçiler için doğrudan koruyucu bir kalkan niteliği taşımaktadır. İş mahkemelerinin, muvazaa tespit davalarında işçinin asıl işverenin işçisi olduğunu belirledikten sonra, sendika üyeliğinin asıl işverene önceden bildirilmediği gibi katı şekilci bir gerekçeyle toplu iş sözleşmesi alacaklarını reddetmesi pratiği Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça hukuka aykırı bulunmuştur.

Önümüzdeki süreçte, sendikal örgütlenmenin önündeki muvazaa engelini kaldıran bu içtihat sayesinde, işe iade ve alacak davaları ile birlikte toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fark ücreti ve sosyal hak taleplerinin doğrudan kabul edilmesi gerekecektir. Böylece işverenlerin muvazaalı alt işverenlik sözleşmeleri kurarak sendikal hakları baypas etme stratejileri hukuken işlemez hâle getirilmiş ve işçi lehine güçlü bir koruma mekanizması yaratılmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, kâğıt üzerinde alt işverenin (taşeronun) personeli olarak görünen ancak fiilen doğrudan asıl işverene bağlı olarak çalışan işçiler ile söz konusu asıl işveren arasında yaşanmıştır. İşçiler, çalışmaya başladıkları andan itibaren fiilen asıl işverenin işçisi olduklarını belirterek aradaki taşeronluk ilişkisinin aslında muvazaalı (göstermelik) olduğunu iddia etmişlerdir.

Bu doğrultuda açtıkları davalarda, asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin hileli olduğunun tespit edilmesini ve bu tespit sonucunda asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan sendikal alacaklarının kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir. Mahkemeler, aradaki ilişkinin gerçekten de muvazaalı olduğunu tespit etmiş ve işçilerin başından beri asıl işverenin personeli olduğunu onaylamıştır. Ancak mahkemeler, işçilerin sendika üyeliklerini zamanında asıl işverene bildirmedikleri gerekçesiyle toplu iş sözleşmesinden doğan alacak taleplerini reddetmiştir. İşçiler, hileli işlemi yapan tarafın zaten işveren olduğunu, bu nedenle kendilerinden asıl işverene resmi bir bildirim beklenemeyeceğini belirterek haklarının yendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken temel olarak sendika hakkını güvence altına alan Anayasa'nın 51. maddesini ve iş mevzuatındaki emredici kuralları merkeze almıştır. Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümünde başvurulan en temel kural, 4857 sayılı İş Kanunu m.2 hükmüdür. Anılan maddeye göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kesinlikle kısıtlanamaz. Eğer böyle bir durum tespit edilirse, asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı bir işleme dayandığı kabul edilir ve alt işverenin işçileri, işe girdikleri ilk günden itibaren asıl işverenin kadrolu işçisi sayılarak işlem görürler.

Diğer bir önemli hukuki dayanak ise 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.39 kuralıdır. Bu kural, toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikası üyelerinin ne zaman ve nasıl yararlanacağını düzenlemektedir. İlgili madde uyarınca sözleşmenin imza tarihinde sendikaya üye olanlar yürürlük tarihinden, sonradan üye olanlar ise üyeliklerinin işverene bildirildiği tarihten itibaren haklardan faydalanabilmektedir.

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda konuyu salt lafzi olarak değil, hakkın özünü koruyacak şekilde yorumlamıştır. Daha önceden verilen Murat Tokar Genel Kurul kararı ilkelerine atıf yapılarak, işverenlerin muvazaalı işlemlerle işçilerin haklarını sınırlayamayacağı doktriner bir prensip olarak vurgulanmıştır. Muvazaalı işlemin bizzat tarafı olan ve bu hileli duruma kendi kusuruyla yol açan işverenin, işçinin sendika üyeliğinden haberdar edilmediği savunmasının hukuken himaye göremeyeceği ve kanunun lafzının hakkaniyete aykırı dar yorumlanamayacağı temel kural olarak kabul edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların karşılaştığı yargısal süreçleri ve derece mahkemelerinin tespitlerini anayasal güvenceler ışığında detaylı bir şekilde değerlendirmiştir. Dosya kapsamındaki en belirleyici olgu, iş mahkemelerinin de açıkça tespit ve kabul ettiği üzere, başvurucuların çalışmaya başladıkları ilk günden itibaren aslında asıl işverenin personeli olmalarıdır. Derece mahkemeleri, asıl işveren ile alt işveren arasında kurulan ilişkinin hukuka aykırı ve muvazaalı olduğunu kesin kararlarla ortaya koymuştur.

Ancak derece mahkemeleri, bu tespiti yapmasına rağmen, işçilerin asıl işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinin sağladığı sosyal ve mali haklardan yararlanabilmeleri için, muvazaalı işlemi gerçekleştiren bu asıl işverene sendika üyeliklerini bildirmeleri gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin bu yaklaşımını sendika hakkının özüne yönelik oldukça ağır ve ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Zira bir işçinin, hukuken personeli olarak görünmediği ve aralarında kâğıt üzerinde hiçbir resmi bağ bulunmayan, asıl işveren konumundaki bir kuruma gidip sendika üyeliğini önceden bildirmesini beklemek, hayatın olağan akışına ve mantık kurallarına tamamen aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi, işçinin üzerine yüklenen bu "üyelik bildirim külfeti"nin, muvazaaya bizzat kendi kusuruyla neden olan asıl işveren karşısında adaletsiz, öngörülemez ve makul olmayan bir yük olduğuna dikkat çekmiştir. Hukuk düzeninin, kendi hileli işleminden menfaat sağlayan tarafı koruması düşünülemez. Başvurucuların, yargı kararıyla kesinleşmiş asıl işveren işçisi olma statüsüne rağmen, sadece şekli bir bildirimin yapılmadığı gerekçesiyle toplu iş sözleşmesinden faydalandırılmaması, anayasal bir hak olan sendika hakkının kullanımını adeta imkânsız hâle getiren bir külfettir. İşverenlerin muvazaalı yollarla sendikal hakların önüne geçmesinin yargı makamlarınca engellenmemesi, hak ihlali doğurmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, sendika hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması maksadıyla yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: