Karar Bülteni
AYM Ö.Y. BN. 2023/5024
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/5024 |
| Karar Tarihi | 09.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Akıl hastalarının özgürlüğü tıbbi rapora dayanmalıdır.
- Koruma amaçlı tutma kanuni şartlara uygun olmalıdır.
- Tehlikelilik hâli objektif raporlarla tespit edilmelidir.
- Şifa bulan hastanın kısıtlılık hâli derhâl sona erdirilmelidir.
Bu karar, akıl hastalığı, madde bağımlılığı veya benzeri nedenlerle kişilerin koruma amacıyla özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının hukuki sınırlarını netleştirmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişinin rızası dışında bir sağlık kurumuna zorunlu olarak yerleştirilmesinin ancak kanunda öngörülen sıkı maddi şartlara ve güvenilir sağlık kurulu raporlarına dayanması hâlinde hukuka uygun kabul edileceğini vurgulamıştır. Kişinin kendisi veya çevresi için ciddi tehlike oluşturduğu durumlarda devletin müdahale yetkisi, hak ve özgürlüklerin korunması ile kamu güvenliğinin sağlanması arasındaki o hassas dengeyi güvence altına almaktadır.
Benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda bu karar, sulh hukuk mahkemelerinin, vesayet makamlarının ve sağlık kuruluşlarının uygulayacağı prosedürler için bağlayıcı bir emsal niteliğindedir. Derece mahkemelerinin, kısıtlama kararı verirken soyut iddialara değil, mutlaka güncel, objektif ve denetime elverişli uzman tıbbi raporlara dayanma zorunluluğu kesin bir biçimde teyit edilmiştir. Ayrıca, zorunlu tedavi süreci sonunda kişinin sağlık durumunda iyileşme göstermesi ve tehlikelilik hâlinin ortadan kalkması durumunda derhâl taburcu edilerek anayasal özgürlüğünün iade edilmesi gerektiği ilkesi, idari ve yargısal uygulamalardaki olası keyfiliklerin önüne geçecek sağlam bir temel oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, şizofreni hastası olan başvurucunun, ailesinin talebi ve sulh hukuk mahkemesinin kararıyla iradesi dışında zorunlu tedavi altına alınması olayı etrafında şekillenmektedir. Başvurucunun babası, oğlunun çevresine zarar verebilecek agresif davranışlar sergilediğini, durumunun giderek kötüleştiğini ve bu nedenle mutlaka uzman gözetiminde tedavi olması gerektiğini ileri sürerek yetkili mahkemeye başvurmuştur.
Başvurucu ise akıl hastası olmadığını, kimseye fiziksel veya sözlü zarar vermediğini ve toplum için tehlikeli bir durumunun bulunmadığını iddia etmiştir. Savunmasına göre, ailesi kendisine psikolojik baskı uygulamakta ve haksız yere özgürlüğünü kısıtlamak istemektedir. Mahkeme, alınan uzman hekim raporlarına ve sosyal inceleme raporlarına dayanarak başvurucunun hem kendisi hem de çevresi için açık bir tehlike oluşturduğuna kanaat getirmiş, tedavisinin yapılması amacıyla ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yerleştirilmesine hükmetmiştir. Başvurucu bu zorunlu yatış kararının hukuka aykırı olduğunu, tehlikelilik hâli bulunmadığı hâlde özgürlüğünün haksız yere elinden alındığını öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını temel norm olarak ele almıştır. Bu hak, demokratik hukuk devletinin gereği olarak devletin bireylerin fiziksel özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına almaktadır. Bununla birlikte, Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası, toplum için açık bir tehlike teşkil eden bir akıl hastasının bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesine yasal imkân tanımaktadır.
Somut olayda yargı mercilerinin dayandığı temel kural, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.432 ve devamında yer alan koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin emredici düzenlemelerdir. Bu kanuni hükümlere göre; akıl hastalığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka bir alternatif yolla sağlanamaması hâlinde tedavisi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilebilir.
Anayasa Mahkemesinin istikrarlı içtihatları uyarınca, bu tür ağır bir müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkelerine harfiyen uygun olması şarttır. Kişinin akıl hastalığı nedeniyle rızası dışında bir sağlık kurumunda tutulabilmesi için, söz konusu hastalığın uzman hekimlerce hazırlanan objektif, güncel ve denetime elverişli bir rapor ile şüpheye yer bırakmayacak şekilde sabit olması zorunludur. Ayrıca, hastalığın niteliği gereği kişinin özgürlüğünün kısıtlanmasının kesin bir zorunluluk arz etmesi ve bu zorunluluğun kuruma yerleştirme süresince kesintisiz olarak devam etmesi gerekmektedir. Tıbbi tedavi ihtiyacı veya tehlikelilik hâli ortadan kalktığında kişi derhâl serbest bırakılmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun koruma amacıyla özgürlüğünün kısıtlanması sürecini usul ve esas yönünden titizlikle incelemiştir. Dosya kapsamındaki delillere ve belgelere göre, başvurucu hakkında Ardahan Devlet Hastanesi nezdinde ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanları ile nöroloji uzmanından müteşekkil tıp heyeti tarafından bilimsel bir rapor düzenlenmiştir. Bu raporda başvurucuya şizofreni teşhisi konulduğu, bağımsız ve sağlıklı karar verme yetisini kaybettiği, hastalığının süreklilik arz ettiği ve başkalarının yardımına ihtiyaç duyduğu açıkça tespit edilmiştir. Adli destek görevlilerince hazırlanan sosyal inceleme raporlarında ve kolluk tutanaklarında da başvurucunun ailesini zaman zaman tehdit ettiği, suç işleme ihtimalinin bulunduğu ve saldırgan davranışlar sergileme riski taşıdığı vurgulanmıştır.
Sulh Hukuk Mahkemesi, bu somut tıbbi raporlara ve objektif sosyal tespitlere dayanarak başvurucunun tedavi altına alınmasına hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu karar sürecinde başvurucunun akıl hastalığının objektif, denetime elverişli, güncel ve alanında uzman hekimlerden oluşan resmî bir sağlık kurulu raporu ile kanıtlandığını belirlemiştir. Ayrıca, hastalığın alevlenme dönemlerinde başvurucunun hem kendisi hem de çevresi için ciddi bir emniyet riski oluşturduğu yönündeki tutarlı tespitler, anayasal anlamda özgürlüğün kısıtlanmasını meşru ve zorunlu kılan haklı faktörler olarak değerlendirilmiştir.
Öte yandan, koruma amacıyla kuruma yerleştirilen başvurucunun tıbbi durumu, görevli hekimler tarafından yakından takip edilmiştir. Nitekim tedavi gördüğü Elâzığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi tarafından daha sonraki bir tarihte düzenlenen resmî raporda, uygulanan etkin tedavi neticesinde başvurucunun sosyal şifa bulduğu, toplum açısından tehlikeliliğinin önemli ölçüde ortadan kalktığı ve taburcu edilebileceği belirtilmiştir. Bu gelişme üzerine başvurucunun derhâl taburcu edilerek özgürlüğüne yeniden kavuştuğu anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin tutma kararının Anayasa'ya ve kanuni şartlara uygun olarak alındığını, kararın makul ve sağlam tıbbi dayanaklarının bulunduğunu, ortada keyfî bir uygulamanın söz konusu olmadığını tespit etmiştir. Hastalığın tedaviye olumlu yanıt vermesiyle birlikte kısıtlama hâlinin sonlandırılmış olması, sürecin başından sonuna kadar ölçülülük ilkesine tam uyum içinde yürütüldüğünü göstermektedir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tehlikelilik hâli olmamasına rağmen koruma amacıyla özgürlüğünün kısıtlandığı iddiasının yerinde olmadığına hükmederek kişinin koruma amacıyla tutulması uygulamasının hukuka uygun bulunduğunu tespit etmiş ve başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.