Makale
Sosyal Medya Gelirlerinin Mal Rejimindeki Hukuki Yeri
Günümüzde dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte sosyal medya platformları, bireylerin yalnızca iletişim kurdukları veya sosyalleştikleri mecralar olmaktan çıkarak, ciddi anlamda ekonomik değer üreten ticari alanlara dönüşmüştür. Bu köklü dönüşüm, aile hukuku ve özellikle mal rejimleri bağlamında yepyeni hukuki tartışmaları beraberinde getirmiştir. Evlilik birliği içerisinde eşlerden birinin veya her ikisinin sosyal medya üzerinden elde ettiği reklam ücretleri, sponsorluk bedelleri, abonelik gelirleri ve dijital içerik üretiminden doğan diğer kazançların hukuki niteliği, boşanma davalarındaki mal paylaşımı süreçlerinin en kritik unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu noktada, geleneksel eşya ve malvarlığı kavramlarının ötesine geçen dijital varlıkların, Türk Medeni Kanunu'nun öngördüğü mal rejimleri sistematiğine nasıl entegre edileceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Dijital emek neticesinde sağlanan bu gelirlerin yasal mal rejimi çerçevesinde tasfiyeye konu edilip edilemeyeceği, hukuki güvenliğin ve eşler arası ekonomik adaletin sağlanması adına büyük bir önem taşımaktadır. Mahkemelerin bu yeni nesil uyuşmazlıklarda adil bir çözüme ulaşabilmesi için dijital kazançların kaynağını, sürekliliğini ve evlilik birliğine olan somut katkısını titizlikle değerlendirmesi gerekmektedir.
Dijital Gelirlerin Edinilmiş ve Kişisel Mal Bağlamında Sınıflandırılması
Sosyal medya platformları üzerinden elde edilen gelirlerin mal rejimi kapsamında tasfiyeye tabi tutulabilmesi için, öncelikle bu kazançların Türk Medeni Kanunu çerçevesinde doğru bir şekilde sınıflandırılması zorunludur. Kanunumuz, eşlerin evlilik birliği süresince emekleri karşılığında elde ettikleri tüm malvarlığı değerlerini edinilmiş mal olarak tanımlamaktadır. Bu kapsamda, bir eşin evlilik devam ederken YouTube, Instagram veya TikTok gibi platformlarda ürettiği içerikler sayesinde kazandığı reklam gelirleri, marka iş birliklerinden doğan sponsorluk bedelleri ve dijital platform aboneliklerinden sağlanan nakdi ödemeler, kural olarak emek karşılığı elde edilen gelir statüsünde kabul edilmektedir. Dolayısıyla, bu tür dijital faaliyetler sonucunda elde edilen ekonomik değerler, boşanma hâlinde diğer eşin tasfiye payı talep edebileceği yasal bir zemin oluşturmaktadır. Dijital çağda fiziksel bir mesai kavramından farklı olarak ekran karşısında veya içerik kurgulama sürecinde harcanan zihinsel ve fiziksel emeğin ekonomik karşılığı, aile hukukunun temel eşitlik prensipleri gereği göz ardı edilemez.
Buna karşılık, yasal mevzuatımız uyarınca eşlerin yalnızca kişisel kullanımına özgülenmiş olan veya manevi bir değer taşıyan malvarlığı unsurları ise kişisel mal olarak nitelendirilmektedir. Eğer bir sosyal medya hesabı salt bireysel iletişim, gündelik yaşam kesitlerinin paylaşımı veya hatıra amaçlı kullanılıyorsa ve üzerinden herhangi bir ekonomik gelir elde edilmiyorsa, bu hesabın kendisi mülkiyet statüsü gereği kişisel mülkiyet alanında değerlendirilecektir. Ancak uygulamada hukuki ihtilaflara en çok konu olan durum, başlangıçta tamamen kişisel amaçlarla açılan ve ticari bir beklenti barındırmayan hesapların, zaman içerisinde takipçi kitlesinin büyümesi ve etkileşim oranlarının artmasıyla birlikte ticari bir nitelik kazanmasıdır. Kişisel bir hesabın marka anlaşmaları yapmaya ve düzenli bir şekilde fon akışı sağlamaya başlaması durumunda, bu hesap ve üzerinden elde edilen gelirler artık karma nitelikte bir malvarlığı değerine dönüşür. Bu noktada, kişisel niteliğini yitirerek ticari bir boyut kazanan hesaplardan elde edilen kazançların evlilik birliği içindeki döneme tekabül eden kısımları tasfiyeye konu edilmelidir.
Ticari ve Kişisel Sosyal Medya Hesapları Arasındaki Hukuki Sınır
Sosyal medya gelirlerinin tasfiye sürecindeki akıbetini belirleyen en temel unsurlardan biri, söz konusu hesabın kullanım amacı ve niteliği bağlamında ticari mi yoksa kişisel mi olduğunun tespit edilmesidir. Kişisel sosyal medya hesapları, sahibinin yalnızca sosyal çevresiyle etkileşimde bulunduğu, fikirlerini beyan ettiği ve maddi bir kazanç hedefi gütmediği dijital profilleri ifade eder. Bu tür hesaplar, sahibinin kişiliğiyle sıkı sıkıya bağlantılı olduğu ve ekonomik bir üretim aracı olarak kullanılmadığı sürece boşanma davası sırasındaki mal rejimi tasfiyesinin kapsamı dışında tutulmaktadır. Ancak, bir eşin kişisel olarak nitelediği hesabı üzerinden dolaylı yollardan dahi olsa bir gelir elde etmeye başlaması, hukuki statünün yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar. Zira aile hukuku prensipleri, malvarlığının şekli adlandırmasından ziyade, o malvarlığının fiilen ürettiği ekonomik sonuca odaklanmayı gerektirmektedir. Bu itibarla, yalnızca anıların paylaşıldığı bir vitrin olmaktan çıkıp finansal bir getiri kapısı hâline gelen her türlü dijital profil ticari değer olarak ele alınmalıdır.
Diğer taraftan, ticari sosyal medya hesapları; baştan itibaren veya sonradan içerik üreticiliği, dijital pazarlama, doğrudan satış faaliyetleri veya etkileyici pazarlama stratejileri doğrultusunda gelir elde etmek maksadıyla yapılandırılmış hesaplardır. Bu hesaplar, adeta birer dijital işletme gibi faaliyet göstermekte olup, marka değerleri, takipçi etkileşim istatistikleri ve düzenli fon akışlarıyla somut birer ekonomik varlık niteliği taşımaktadırlar. Yargısal uygulamalarda mahkemeler, bir hesabın ticari olup olmadığını belirlerken salt eşlerin beyanlarıyla yetinmemekte; hesabın profesyonel kullanım şeklini, organik veya inorganik takipçi sayısını, gerçekleştirilen sponsorluk ilişkilerini ve ticari faaliyet olarak kabul edilebilecek düzenli vergiye tabi işlemleri titizlikle incelemektedir. Evlilik birliği içerisinde yaratılan, büyütülen ve ticari kazanç merkezine dönüşen bu hesaplardan sağlanan gelirler, eşlerin ortak yaşantısına sağlanan ekonomik bir katkı olarak değerlendirilmeli ve yasal mal rejimi kurallarına göre adil bir paylaşıma tabi tutulmalıdır.
Dijital Kazançların Tespiti ve Mahkemelerce İspat Yöntemleri
Sosyal medya platformlarından sağlanan gelirlerin eşler arasında adaletli bir şekilde paylaşıma konu edilebilmesi için, yargılama sürecinde bu kazançların şeffaf, denetlenebilir ve hukuken geçerli delillerle tespit edilmesi şarttır. Dijital dünyadaki nakit akışlarının geleneksel ticari işletmelere kıyasla daha karmaşık, uluslararası ve bazen kripto varlıklar gibi farklı formlarda olabilmesi, gelir tespiti sürecini oldukça zorlu bir hâle getirmektedir. Gelirin mahiyetinin ortaya konulması, söz konusu kazancın doğrudan fikri mülkiyet haklarından doğan bir telif geliri mi, yoksa sosyal medya şirketleri veya markalarla akdedilen ticari iş birliği sözleşmelerinden doğan bir edim karşılığı mı olduğunun belirlenmesiyle başlar. Mahkemeler, eşin malvarlığındaki artışı belirleyebilmek adına yurt içi ve yurt dışı menşeli banka hesap dökümlerini, dijital ödeme sistemlerindeki hareketleri, e-ticaret altyapı raporlarını ve ilgili sosyal medya platformlarının sunduğu detaylı analitik verileri inceleme yetkisine ve yükümlülüğüne sahiptir.
Gelir tespitinde kullanılacak delillerin toplanması ve değerlendirilmesi aşamasında, hukuk sistemimizin sunduğu ispat araçlarının dijital çağın gereksinimlerine göre yorumlanması büyük bir hassasiyet gerektirmektedir. Sosyal medya gelirlerinin tasfiyeye konu edilebilmesi adına, bu gelirlerin varlığının ve miktarının kanıtlanması süreci şu temel ispat araçları üzerinden yürütülmektedir:
- Sosyal medya platformu sağlayıcıları ile imzalanan ortaklık ve reklam ağı sözleşmeleri.
- Üçüncü taraf markalar, reklam ajansları veya menajerlik şirketleriyle akdedilen sponsorluk anlaşmaları.
- İçerik üreticisinin bağlı bulunduğu vergi dairesine sunulan dönemsel vergi beyannameleri.
- Banka hesaplarına yurt dışından veya dijital ödeme aracılarından gelen periyodik para transferleri.
- Platform içi bağış, abonelik ve sanal hediye sistemlerinden elde edilen sanal paraların reel değere dönüştürülmüş hesap raporları.
- Alanında uzman adli bilişim ve mali müşavirlik bilirkişilerinden alınacak teknik değerlendirme raporları.
Bu ispat araçları sayesinde yalnızca geçmişte elde edilen ve tüketilen gelirlerin boyutu değil, aynı zamanda boşanma dava tarihi itibarıyla hesaba tahakkuk etmiş ancak henüz tahsil edilmemiş katılma alacağı hesaplamasına dâhil edilecek mevcut alacakların da tespiti yapılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında benimsenen genel ilkelere göre, tasfiyeye konu edilecek değerler belirlenirken davanın açıldığı tarih sınır kabul edilmektedir. Bu nedenle, eşin sosyal medya faaliyetlerinden davanın açılmasından önce elde ettiği tüm ekonomik girdiler edinilmiş mal havuzuna eklenirken, dava tarihinden sonra doğan dijital kazançlar kural olarak eşin kendi kişisel mülkiyet alanında kalmaya devam edecektir. Bu keskin zaman sınırı, dijital içeriklerin sürekli izlenme yoluyla pasif gelir üretmeye devam ettiği senaryolarda bilirkişilerin son derece karmaşık hesaplamalar yapmasını zorunlu kılmaktadır.
Ortak Emek ve Gelirlerin Adil Paylaşım Kriterleri
Türk Medeni Kanunu'nun yasal mal rejimi felsefesi, evlilik birliği içerisinde yaratılan ekonomik değerin arkasında her iki eşin doğrudan veya dolaylı ortak bir emeğinin bulunduğu karinesine dayanmaktadır. Sosyal medya platformlarında devasa gelirler elde eden ve adeta bir dijital marka hâline gelen bir hesabın arkasında, sadece o hesabın görünen yüzü olan eşin değil, ev içi organizasyonu sağlayan, müşterek yaşantının devamlılığını üstlenen ve böylece diğer eşin dijital dünyada zaman harcayabilmesine imkân tanıyan eşin de gizli bir mesaisi bulunmaktadır. Bu bağlamda, hesabın tek bir eşin adına kayıtlı olması, elde edilen reklam ve içerik üretim gelirlerinin tek bir tarafa ait olduğu anlamına gelmemektedir. Hukukun temel amacı, şahsi mülkiyet kayıtlarının arkasına sığınılarak yaratılabilecek muhtemel adaletsizliklerin önüne geçmek ve evliliğin ortak dayanışma ruhuna uygun bir tasfiye süreci yürütmektir. Diğer eş, bu gelirler üzerinden kanuni hakkı olan yarı yarıya paylaşım oranında alacak talebinde bulunma hakkına sonuna kadar sahiptir.
Bunun yanı sıra, bazı durumlarda eşlerin her ikisinin de söz konusu sosyal medya hesabının içerik üretim sürecine aktif olarak katıldığı; bir eşin kamera karşısında yer alırken diğer eşin video kurgusu, senaryo yazımı, çekim ayarları veya marka iletişim süreçlerini yürüttüğü görülmektedir. Bu tür doğrudan ve somut katkıların varlığı hâlinde, meselenin çözümü yalnızca yasal mal rejiminin standart paylaşım kurallarıyla sınırlı kalmayabilir. Aktif emek sunan eşin bu katkısı, sıradan bir katılma alacağının ötesine geçerek, kanunun koruma altına aldığı değer artış payı talebinin de hukuki dayanağını oluşturabilmektedir. Mahkemeler, bu tür karmaşık ihtilafları karara bağlarken eşlerin hesaba ve dolayısıyla gelire sunduğu katkı düzeyini, ev içi emeğin ekonomik değerini ve dijital üretim sürecinin teknik gerekliliklerini bütüncül bir bakış açısıyla tartmalıdır. Objektif kriterler ve hakkaniyet ilkeleri çerçevesinde belirlenecek bu pay oranları adaletin tesisi için kritiktir.
Dijital Kazançların Tasfiyesinde Geleceğe Yönelik Değerlendirmeler
Hızla değişen teknolojik altyapılar ve dijital ekonomi modelleri, sosyal medya gelirlerinin tasfiyesinde sadece mevcut ve geçmişe dönük verilerin değil, aynı zamanda içeriklerin gelecekteki potansiyel kazanç sağlama kapasitesinin de tartışılmasını gündeme getirmektedir. Her ne kadar Türk aile hukuku, mal rejiminin sona erdiği tarih olan boşanma davasının açıldığı anı esas alsa da, evlilik birliği içerisinde üretilerek dijital mecralara yüklenmiş bir içeriğin dava tarihinden aylar hatta yıllar sonra bile izlenme ve reklam geliri üretmeye devam etmesi teknik olarak mümkündür. Bu pasif dijital gelir olgusu, hukuki mülkiyet ile teknolojik gerçeklik arasındaki klasik sınırları zorlamaktadır. Evlilik süresince harcanan ortak emek sonucu oluşturulmuş bir dijital varlığın, evlilik bittikten sonra da düzenli bir ekonomik getiri sağlaması durumu, söz konusu içeriğin bizzat kendisinin bir malvarlığı unsuru olarak rayiç bedelinin hesaplanmasını zorunlu kılabilir.
Sonuç olarak, sosyal medya hesaplarından elde edilen gelirlerin mal rejimindeki hukuki statüsü, modern aile hukukunun en yenilikçi ve en karmaşık inceleme alanlarından biridir. Dijital varlıkların, klasik fiziksel mülkiyet kavramlarını aşan soyut, sınır ötesi ve dinamik yapıları, mahkemeleri ve hukukçuları geleneksel yasal normları günümüzün teknolojik gerçeklerine göre yeniden yorumlamaya mecbur bırakmaktadır. Sosyal medya platformlarında üretilen emek yoğun içeriklerin ve bu içeriklerden elde edilen devasa reklam ve sponsorluk gelirlerinin adil bir şekilde tespit edilip tasfiye havuzuna dâhil edilmesi, eşler arasındaki maddi dengenin korunmasının en temel anahtarıdır. Bu hukuki ihtilafların hakkaniyetli bir sonuca ulaştırılabilmesi; ancak alanında yetkin adli bilişim uzmanları, detaylı mali analiz raporları ve çağdaş yorum tekniklerini benimseyen yargı mercilerinin ortak mesaisi ile mümkündür. Mevcut yasal mevzuatımız her ne kadar bu tür yeni nesil dijital gelir modellerini ismen zikretmese de, hukukun evrensel hakkaniyet kuralları sosyal medya gelirlerinin adil paylaşımını güvence altına alacak esnekliğe sahiptir.