Anasayfa Makale Şirket Paylarının Mal Gruplarına Özgülenmesi...

Makale

Evlilik birliğinin sona ermesiyle tasfiye sürecine giren malvarlıkları arasında şirket paylarının ve bu paylara bağlı gelirlerin mal gruplarına özgülenmesi kritik bir aşamadır. Şirket hisselerinin kişisel veya edinilmiş mal olup olmamasına göre kâr payı, yedek akçeler, rüçhan hakları ve değer artışlarının hukuki niteliği değişmektedir.

Şirket Paylarının Mal Gruplarına Özgülenmesi ve Gelirleri

Türk Medeni Kanunu kapsamında yürürlükte olan edinilmiş mallara katılma rejimi, eşlerin evlilik birliği süresince karşılığını vererek elde ettikleri malvarlığı değerlerini ortak paylaşım esasına tabi tutmaktadır. Aile hukuku uygulamalarında mal rejiminin tasfiyesi aşamasında en çok ihtilaf yaratan konulardan biri, eşlerin malik olduğu ticaret şirketi paylarının hangi mal grubuna ait olduğunun tespit edilmesidir. Bir şirkete ait hissenin mal gruplarına doğru bir biçimde özgülenmesi, sadece o hissenin tasfiyedeki durumunu değil, aynı zamanda o hisseden doğan her türlü ekonomik gelirin ve değer artışının da akıbetini belirlemektedir. Tasfiye davası sürecinde, şirket hissesinin evlilik öncesinde mi yoksa evlilik birliği devam ederken mi kazanıldığı, edinimde kullanılan finansman kaynağının niteliği ve hissenin karşılıksız bir kazandırma sonucu elde edilip edilmediği titizlikle analiz edilmelidir. Şirket payı bir kez mal gruplarından birine özgülendikten sonra, bu paya bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik değerlerin aile hukuku normları çerçevesinde değerlendirilmesi aşamasına geçilir. Bu makalede, alanında uzman bir aile hukuku avukatı perspektifiyle, şirket paylarının mal gruplarına özgülenmesi prensipleri ile bu paylardan elde edilen temettü, yedek akçe ve değer artışı gibi gelirlerin mal rejimindeki hukuki nitelikleri kapsamlı bir biçimde incelenmektedir.

Şirket Paylarının Kişisel veya Edinilmiş Mal Olarak Tasnifi

Şirket paylarının tasnifinde temel kural, payın mülkiyetinin eşin malvarlığına girdiği an ve bu edinim karşılığında ödenen ivazın niteliğidir. Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, eşlerden birinin mal rejimi başlamadan önce sahip olduğu şirket payları ile mal rejimi devam ederken miras, bağışlama veya karşılıksız kazandırma yoluyla elde ettiği şirket hisseleri kişisel mal statüsündedir. Bunun karşısında, eşlerin evlilik birliği devam ederken çalışma karşılığı elde ettikleri gelirlerle veya doğrudan emek sarf ederek satın aldıkları, bedelini ödedikleri şirket payları ise edinilmiş mal olarak kabul edilmektedir. Bu ayrım, şirket payının kök malvarlığı olarak hangi gruba dahil olduğunu belirlediği için tasfiye sürecinin temelini oluşturmaktadır. Bir hisse senedinin veya limited şirket payının kök aidiyeti tespit edilmeden, o paydan doğan diğer hakların tasfiyeye dahil edilip edilmeyeceği anlaşılamaz.

Hukuk pratiğinde, evlilik birliği içerisinde edinilen şirket paylarının niteliğinin belirlenmesi açısından kanun koyucu birtakım karineler öngörmüştür. Eşlerden birinin uhdesinde bulunan bir şirket payının kişisel mal olduğunu iddia eden taraf, bu iddiasını kesin ve somut delillerle ispat etmekle yükümlüdür. Bu ispat yükünün yerine getirilememesi halinde yasal karine devreye girer ve söz konusu şirket payı yasalar gereği edinilmiş mal olarak kabul edilerek tasfiye hesabına dahil edilir. İspat sürecinde, şirket payının alımında kullanılan kaynağın evlilik öncesi birikimlerden, miras kalan bir taşınmazın satışından veya kişisel bir hesaptan karşılandığının banka kayıtları ve finansal belgelerle ortaya konulması gerekmektedir.

Şirket payının iktisabında karma bir finansman kullanılması da uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Eğer bir şirket payı alınırken ödenen bedelin bir kısmı eşin kişisel mallarından, bir kısmı ise evlilik birliği içindeki tasarruflarından karşılanmışsa, payın tamamı tek bir gruba dahil edilmez. Bu durumda oransal hesaplama yöntemi devreye girerek, hangi mal grubundan daha fazla veya ne oranda katkı yapılmışsa şirket hissesi o mal gruplarına orantılı şekilde özgülenir. Hissenin kök mal olarak özgülendiği grup veya gruplar tespit edildikten sonra, bu paydan doğan ve ticari hayatın olağan akışı içinde ortaya çıkan kâr payı, yedek akçe veya rüçhan hakkı gibi yan gelirlerin ve hakların hangi mal grubuna gireceği çözümlenmektedir.

Kâr Payı, Temettü ve Avans Gelirlerinin Aidiyeti

Şirket payından elde edilen en temel ekonomik getiri olan kâr payı (temettü), aile hukuku uygulamasında eşlerin hak iddia edebileceği en önemli gelir kalemlerinden biridir. Kanun koyucu, yasal mal rejimi içerisinde kişisel malların gelirlerini kural olarak edinilmiş mal statüsünde kabul etmiştir. Bu kural uyarınca, eşlerden birinin sahip olduğu şirket payı bütünüyle miras yoluyla intikal etmiş kişisel malı olsa dahi, bu hisseden evlilik birliği ve mal rejimi süresince elde edilen ve dağıtım kararı alınan kâr payları, aksine bir mal rejimi sözleşmesi bulunmadıkça tasfiyeye tabi edinilmiş maldır. Kâr payı, medeni hukuk bağlamında hukuki bir semere olarak değerlendirildiğinden, eşin kişisel servetinden doğmasına rağmen evlilik içi ortak tasarruf alanına girmekte ve diğer eşin alacak hakkına konu olmaktadır.

Bir ticaret şirketinde kâr payının eşin malvarlığına dahil olabilmesi ve tasfiyeye konu edilebilmesi için şirketin sadece kâr elde etmesi yeterli değildir; genel kurul tarafından geçerli bir kâr dağıtım kararı alınmış olması gereklidir. Şirket bilançosunda net dönem kârı görünmesine rağmen genel kurul bu kârı dağıtmama ve şirket bünyesinde tutma yönünde karar almışsa, pay sahibi eşin malvarlığına giren muaccel bir kâr payı alacağından kural olarak söz edilemez. Kâr payı dağıtım kararı alındığı andan itibaren ise bu gelir, pay sahibinin şahsi alacak hakkına dönüşür ve mal rejiminin tasfiyesinde hesaba katılır. Kâr payının mal rejimi sona ermeden önce tahsil edilmiş olması durumunda, bu bedeller aile ihtiyaçları için sarf edilmemişse veya yerine kaim olan başka bir malvarlığı alınmışsa, mevcut değerler üzerinden tasfiye işlemi gerçekleştirilir.

Kâr payı alacağının yanı sıra, ticari hayatta şirketlerin pay sahiplerine dağıttıkları kâr payı avansları ve hazırlık dönemi faizleri de tasfiyede özellik arz eder. Kâr payı avansı, henüz hesap dönemi kapanmadan ve kesin kâr dağıtım kararı alınmadan önce, gelecekteki kâr payından mahsup edilmek üzere yapılan ön ödemelerdir. Hazırlık dönemi faizi ise, şirketin henüz tam faaliyete geçmediği ve yatırımın sürdüğü dönemde, pay sahibini korumak maksadıyla ödenen istisnai bir getiridir. Gerek kâr payı avansları gerekse yasal şartları sağlanarak ödenen hazırlık dönemi faizleri, hukuki nitelikleri itibarıyla paya bağlı semerelerdir. Dolayısıyla, bu ödemeler de tıpkı temettü gelirleri gibi kök hisse senedinin kişisel mal olup olmadığına bakılmaksızın edinilmiş mal havuzuna aktarılır.

Dağıtılmayan Kârlar ve Yedek Akçelerin Mal Rejimindeki Yeri

Şirket kârının dağıtılmayarak şirket bünyesinde tutulan kısımları yedek akçeleri oluşturur ve bu fonların tasfiyedeki durumu oldukça spesifik bir uzmanlık alanıdır. Ticaret hukuku kurallarına göre ayrılması zorunlu olan kanuni yedek akçeler, şirket sermayesinin korunması, finansal güvencenin sağlanması ve olası ekonomik krizlere karşı şirketin ayakta tutulması amacını taşır. Bu bağlamda, şirket payı eşin kişisel malı ise, şirketin devamlılığını sağlamak adına ayrılması yasal zorunluluk olan ve sermayenin yarısını aşmayan kanuni yedek akçeler, pay sahibi eşin uhdesine geçmediği ve serbestçe tasarruf edemediği için doğrudan bir gelir olarak kabul edilmemektedir. Şirketin varlığını sürdürebilmesi için özgülenen bu fonlar, tasfiye hesaplamalarında şahsi mal gelirinden ziyade şirket bünyesinde kalması gereken değerler olarak yorumlanmaktadır.

Buna karşılık, zorunlu yasal sınırları aşan veya şirket genel kurulu tarafından herhangi bir özel amaca özgülenmeksizin serbestçe ayrılan ihtiyari yedek akçelerin durumu farklıdır. Serbest yedek akçeler, teorik olarak istenildiği zaman genel kurul kararıyla kâr payı olarak dağıtılabilecek, pay sahiplerinin dolaylı olarak üzerinde tasarruf hakkı bulunan ve şirketin mecburi faaliyeti için şart olmayan fonlardır. Bu nedenle, bilhassa şirket yönetiminde hakim güce sahip olan eşin, sırf mal rejimi tasfiyesinde diğer eşe daha az ödeme yapmak amacıyla, kötü niyetli bir yaklaşımla kârı dağıtmayıp serbest yedek akçe olarak şirket bünyesinde tutması halinde, bu tutarların edinilmiş mal havuzundan gizlenemeyeceği yönünde güçlü hukuki argümanlar mevcuttur. Dürüstlük kuralı gereğince bu fonların durumu mal rejiminin tasfiyesinde mahkemelerce titizlikle incelenebilir.

Ayrıca şirket bilançosunda görülen ancak pay sahibinin cebine doğrudan girmeyen emisyon primleri (agio), ıskat kazançları veya bilançodaki duran varlıkların yeniden değerleme fonları, kural olarak hemen dağıtılabilir bir kâr niteliği taşımazlar. Bu kalemler doğrudan şirketin kanuni yedek akçelerine veya sermayesine ilave edildiği için, pay sahibi eşin şahsi malvarlığında bir artışa veya fiilen kullanılabilir bir gelire dönüşmezler. Bu tür fonlar mal rejiminin tasfiyesinde doğrudan edinilmiş mal geliri olarak talep edilemez. Ancak bu fonların daha sonra sermaye artırımı suretiyle bedelsiz pay senedine dönüşmesi veya şirket tarafından serbest fona aktarılarak fiilen dağıtılması halinde, gelirin realize olduğu an itibarıyla aile hukuku ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerekecektir.

Değer Artışlarının Sınıflandırılması: Endüstriyel ve Konjonktürel Artışlar

Evlilik birliği içerisinde şirket paylarının değerinde meydana gelen artışlar, artışın kaynağına ve niteliğine göre mal gruplarına ayrılmaktadır. Şirket payının kişisel mal olduğu bir senaryoda, bu payın değerinde piyasa dinamikleri, ülkenin genel ekonomik konjonktürü, enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanmalar veya arz-talep dengesi gibi eşin hiçbir aktif katkısının bulunmadığı dış etkenler sebebiyle yaşanan artışlar konjonktürel değer artışı olarak adlandırılır. Konjonktürel değer artışları, malın doğal piyasa seyri içinde kendiliğinden kazandığı değerler olduğundan, kök mal hangi gruba aitse o grubun içinde kalmaya devam eder. Dolayısıyla, kişisel mal olan bir şirket hissesinin piyasa değerindeki kendiliğinden yaşanan yükselişler de kişisel mal sayılır ve diğer eş bu artış üzerinden herhangi bir alacak talep edemez.

Ancak değer artışının, eşin doğrudan ve üstün gayretine, yönetsel becerisine veya profesyonel düzeydeki işgücüne dayanması durumunda hukuki nitelendirme tamamen değişmektedir. Şirket payı eşin kişisel malı olsa dahi, o eşin şirketin yönetim kurulunda bilfiil faal görev alması, olağan bir idari mesainin çok ötesinde çalışması, geliştirdiği stratejiler ve yenilikçi faaliyetlerle şirketin değerini katlayarak artırması halinde ortaya çıkan bu farka endüstriyel değer artışı denir. Endüstriyel değer artışı, kanun koyucunun çalışma karşılığı edinilen malvarlığı ilkesine girdiği için, kök malın kişisel niteliğine bakılmaksızın evlilik süresince sarf edilen emeğin bir karşılığı olarak tespit edilmekte ve diğer eşin tasfiye alacağına yansıtılmaktadır.

Endüstriyel ve konjonktürel değer artışlarının birbirinden ayrıştırılması son derece teknik bir hesaplama sürecidir. Tasfiye yargılamasında aile mahkemeleri, mali müşavirler, bankacılar ve ticaret hukuku alanında yetkin hukukçulardan oluşan uzman bilirkişi heyetlerinden rapor alırlar. Bu raporlarda şirketin mal rejimi başlangıcındaki sürüm değeri ile mal rejiminin sona erdiği tarihteki sürüm değeri kıyaslanır; aradaki artışın ne kadarının sektördeki olağan büyümeden, enflasyondan veya olağan ekonomik trendlerden, ne kadarının ise hisse sahibi eşin kendi şahsi, üstün ve karşılığı ödenmemiş emeğinden kaynaklandığı net olarak ayrıştırılır. Yalnızca endüstriyel artış olarak belirlenen bölüm, tasfiye sürecinde hak sahibi eşin alacak kalemlerine dahil edilerek hakkaniyetli bir paylaşım temin edilir.

Bedelsiz Paylar ve Rüçhan Haklarının Mal Gruplarındaki Yeri

Şirketlerin iç kaynaklarından karşılanarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımları sonucunda pay sahiplerine dağıtılan bedelsiz pay senetlerinin mal rejimindeki konumu, kaynağının niteliğine bağlıdır. Eğer bedelsiz paylar, şirketin sabit duran varlıklarının yeniden değerleme fonları kullanılarak çıkarılmışsa, bu işlem aslında mevcut şirket değerinin sadece daha fazla sayıda pay senedine bölünmesi anlamına gelir. Bu tür bedelsiz paylar pay sahibinin malvarlığında reel bir ekonomik artış yaratmadığından ve sadece hissenin itibarî değerini sulandırdığından, kök hisse senedi kişisel mal ise yeni verilen bedelsiz paylar da kişisel mal olarak özgülenmelidir.

Bununla birlikte, eğer bedelsiz payların ihraç edilmesinde şirketin önceki yıllardan elde edip dağıtmadığı ve serbest kâr olarak tuttuğu fonlar kullanılmışsa, bu durumda hukuki manzara farklılaşır. Serbest kâr paylarının dağıtılmak yerine sermayeye eklenip bedelsiz pay olarak eşe verilmesi, esasında eşin şahsi malının geliri olan bir hakkın, şekil değiştirerek hisse senedine dönüşmesidir. Kişisel malların gelirleri yasa gereği aksi kararlaştırılmadıkça kural olarak tasfiyeye dahil edildiğinden, serbest kârdan karşılanan bedelsiz payların, hisse senedinin şahsi mal olmasına rağmen edinilmiş mal grubuna girmesi gerektiği veya en azından bu grup lehine bir denkleştirme alacağı doğuracağı yönünde doktrinde ağırlıklı görüşler mevcuttur.

Şirket paylarının mal gruplarına özgülenmesinde dikkate alınan önemli kriterleri özetlemek gerekirse, şu unsurlar hukuki tespitler için belirleyicidir:

  • İktisap tarihinin evlilik birliği içerisinde olup olmaması.
  • Pay ediniminde ödenen ivazın kişisel mi yoksa edinilmiş maldan mı karşılandığı.
  • Kazanımın miras veya bağışlama gibi karşılıksız bir ivaza dayanıp dayanmadığı.
  • Paydan elde edilen dönemsel kâr payı gelirlerinin kanuni bağlamda hukuki semere vasfı.
  • Şirket değerindeki artışın eşin aktif emeğinden mi yoksa piyasa koşullarından mı doğduğu.
  • Yedek akçelerin dağıtılabilir kâr statüsünde serbest fonlardan mı yoksa yasal zorunluluktan mı oluştuğu.
  • İç kaynaklı sermaye artırımlarındaki bedelsiz payların ve rüçhan haklarının finansman kaynağı.

Şirket paylarının ve bunlara bağlı ortaya çıkan kâr payı, değer artışı ve bedelsiz pay gibi hakların mal gruplarına doğru bir şekilde özgülenmesi, adil bir tasfiye sürecinin belkemiğidir. Mal rejiminin sona ermesi ile başlayan tasfiye davasında, ticaret hukuku ile aile hukukunun iç içe geçtiği bu teknik hususların analizi, uzmanlık ve derin hukuki bilgi gerektirir. Şirketin yapısı, bilançoları, genel kurul kararları ve eşlerin şirket üzerindeki idari tasarrufları, katılma alacağının varlığını ve miktarını doğrudan tayin etmektedir. Bu sebeple, malvarlığı tasfiyelerinde hak kaybı yaşanmaması ve özellikle şirket bünyesinde tutulan kârların veya şahsi gayretle yaratılan değer artışlarının eksiksiz tespit edilebilmesi adına, sürecin şirketler hukuku ve aile hukuku alanında yetkin bir avukat vasıtasıyla, detaylı finansal incelemeler ışığında sürdürülmesi hayati bir zorunluluktur.

10 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme: